(15 Şubat 2011 Güncellemesi: Bu proje GSMA Global Mobile Awards 2011'de Reklam ve Pazarlama dalında birincisi seçildi!)
Geçen haftalarda akşam Taksim'deyseniz, kesin bu uygulamayı görmüşsünüzdür.
17-31 Temmuz tarihlerinde Cornetto, 'Aş kendini gel aşka' kampanyasının bu seneki ayağında cidden kendini aşmış.
Kurgulanan interaktif kampanya şu şekilde:
Müşteri: Algida Cornetto
Medya ajansı: Mindshare
Dijital ajans: Mobilera
Halkla ilişkiler ajansı: Excel
Valla çok güzel olmuş... Benzer örnekleri yurtdışında görmek mümkün ama multiplayer durumu tamamiyle yeni bir boyut kazandırmış diye düşündüm... Başka multiplayer örnek ben görmedim. gören var mı?
aaahh!! bunu daha çok sevdim :D bu arada ff'de deniyor ki algılama geçmiş Cornetto'nun sisteminde.
oyunlar oynanıyor herkes egleniyor sonra da istiklal caddesi savas alanına benzetilerek gidiliyor... dondurma kağıtlarından yürünmüyordu galatasarayda gecen gece...konum olarak cok uygunsa da aşırı ışık kirliliği oldugu için hakkıyla göremiyoruz malesef projeyi...
Güzel uygulama. Amacına ulaşmış gibi görünüyor. Çünkü bu kadar ürün temelinden yoksun bir çalışma ancak kalabalık yapar ki zaten bizim pazarlama sistemimizde başarı kalabalıkla artan izafi bir kavramdır. Marka sıcak iletişime geçti ya tamamdır artık. Katılımcı da çok nasıl olsa.
Peki ürün çikolata olsaydı? Hatta daha da fenası ürün Cornetto değil de Panda olsaydı? Katılım sayısında değişiklik olur muydu? Elbette olmazdı. Çünkü amaç burada bir iletişim yaratıp yüksek katılımcı sayısını yakalayıp markayı hatırlatmak. Cornetto'nun pazarı domine ettiğini düşünürsek zaten dondurma almak isteyenler gidip bir Algida dolabına usul usul yaklaşacaklardı. Uzun lafın kısası Cornetto kıymış paraya, açmış bir panayır. Benim gözümde marketing ile kesişen en ufak bir noktası yok bu çalışmanın.
Cornetto, yaz aşkı, bir bana bir aşkıma, kalplerdeki kaymak, yaz aşkım vs.... akabinde oyun oynamaya hazır mısın? Ne diyorsun marka?
Ads Hominem Notu: 58
harika yorum ads hominem eline sağlık... bu arada neden 57 veya 59 değil de 58 onu merak ettim bak:)
Yaz değil de kış ortasında yapaymışlar bari bi alakaya sap olurmuş...Ads hominem'e katılıyorum.
Ads Hominem,
Sizin pazarlamanın ilk P sinden bile anladığınızı sanmıyorum. Bu olayda marketingle kesişen bir şey görememiş olmanız sanırım tamamen olaya at gözlüğüyle bakmanızdan kaynaklanıyor! Ya da sanırım pazarlamayı satışla karıştırıyorsunuz.
elixmix, acaba kış ortasında bu oyunun oynanmasının ne tür bir katmadeğeri olacaktı? dondurma satışları ne zaman tavan yapıyor? dondurma kavramı ne zaman konuşuluyor? aslında sizin belirttiğiniz yorumda bir sap yok!
Sevgili mprone, ben pazarlamayı hala 4P ile 5S ile x-y=f(3) ile yorumlayanlarla pek tartışmıyorum. Cehalet giderilir ama öfkeyle kalkanları oturtacak yer bulamıyorum da ondan.
Uygulamada tüketiciyle bağ kurabilen bir nokta olması Cornetto'nun kullanması için önemli bir detay. Bir de unutmayalım ki yeni pazarlama yöntemleri ve teknolojileri, Turkcell, Garanti, P&G markaları gibi "öncü" olma iddiasındaki markalar tarafından özellikle ilk olarak kullanılırlar ki, marka "şöyle çok ilginç bişi yapmışlar" womm'undan da yararlansın. Bu uygulama 8 kez yapılsa, ondan sonra kendisine çok daha uygun bir versiyonunu yapsa Cornetto, bu defa sıkıcı gelecekti bize.
Diğer yandan, içimden bir yerden yine de bari oyuna bir "flirting" sosu konulsaymış da markanın genel söylemine tam oturtabilselermiş keşke diyorum.
sevgili Ads Hominem,
Sizin pazarlamayı P, S, C vs ile değrlendirmemeniz hakikaten çok marjinal bir hava katabilir size! Ancak karşıt görüşleri de duymaya katlanamayacak kadar bir tavır takınmanız sizin kendi görüşlerinizin arkasında duramayacağınız anlamına gelir. Hele oturtacak bir yer arama konusu da sizin en büyük cehaletiniz. cehalet giderilir demişsiniz, bakalım giderebilecek misiniz???
Çünkü amaç burada bir iletişim yaratıp yüksek katılımcı sayısını yakalayıp markayı hatırlatmak...... Benim gözümde marketing ile kesişen en ufak bir noktası yok bu çalışmanın.
yukarıda bahsettiğiniz cümlelerde sizce pazarlama ile ilgili bir kavram yok mu? hatta siz kendiniz de keşfetmişsiniz!
1) iletişim (pazarlamanın temelidir)
2) Katılımcı sayısı
3) Markanın hatırlanması için bir neden yaratmak
Bu 3 kavram pazarlama kavramı ise, hani pazarlama ile kesişen birşey yoktu?
Kısacası pazarlamayı çok iyi biliyorsanız, "Adamlar yapmış, bravo, neden benim aklıma gelmedi ben bu fikri bulamadım? eğer bu fikri ben bulup yapsaydım, bu uygulamayı pazarlama dehası olarak lanse ederdim" deyin ki biz de sizi alkışlayalım!
Ama yapılan harika işe kıskançlık göstermeyin.
Sezarın hakkını gene Sezar a verin!
Bravo emeği geçenlere... harika bir iş yapmışlar!
Hem 121 marketing, hem PR, hem WOMM hem de BUZZ... ne ararsan var!
Pek kıymetli mprone,
Öncelikle heyecanını çok takdir ettiğimi ve anladığımı bilmeni isterim. O yüzden, daha önce de ifade ettiğim gibi normalde belli bir bilgi birikiminin altındakilerle tartışmaya girmememe rağmen seninle bu konuyu sen anlayana kadar konuşacağım. Elbette medeni toplumların taşıyıcı bireylerinin yapması gerektiği gibi saygı ve kalite çerçevesinde.
Apar topar bigu'ya üye olup sadece bu haber ile ilgilendiğini göz önünde bulundurursak, senin, event'i düzenleyen ajansla ya da -uzak bir ihtimalle- marka ile alakalı olduğunu düşünüyorum. O yüzden eğer bu var sayımlarımda haklıysam lütfen "tarafsız" olarak yorumlamaya çalış anlatacaklarımı. Çünkü pazarlama ile paylaştığın yarım yamalak bilgiler doğrultusunda ya öğrenci ya da çok yeni mezun olduğunu düşünüyorum. Bu sıralar bazı şeyleri sadece okulda anlatıldığı gibi ya da ders notlarından hatırladığın haliyle yorumlaman çok normal.
Öncelikle marjinallik konusunda bu kadar peşin hükümlü olma. İnan bana aslında bütün pazarlamacı ve reklamcıların peşinden koştuğu şeyin temelinde bu yatıyor. Marketing kurallarını da 1970'lerden kalma diktelerle şekillendirme. Artık markalar kendi pazarlama kurallarını ve "harflerini" kendileri koyuyorlar. Daha esnek bir satış yordamı ile çağın gereklilikleri, değişen tüketici alışkanlıkları, yaşam standartları ve tüketim toplumunun ihtiyaçlarını karşılayacak satış mecraları ve yöntemleri ile pazarlama artık çok daha karmaşık. Yalnızca bir kaç harf ile bunları bir torbaya alamazsın.
"Pazarlamanın bir kuralı var mı diye soruyorlar bana. Bu soruyla her karşılaştığımda 1$ alsaydım şimdi dünyanın en zengin insanlarından biriydim. Ama onları hep hayal kırıklığına uğratıyorum. Çünkü pazarlama sizin okullarda öğrendiğiniz şey değil. Çünkü okulda hiçbir şey pazarlamıyorken bu işin kurallarını nasıl öğrenebilirsiniz ki?"
Murray Raphel
Bir karşıt düşünceden bahsetmişsin ama inan bana anlayamadım. Hele katlanamamak, kendi görüşlerimin arkasında duramamak gibi mesnetsiz suçlamalarının mahiyeti nedir cidden bilemedim. Neyse, sanırım bunlar küçük bir kızgınlıktan sonra yazılmış cümlelerdi diyerek üstünde pek durmayacağım.
Şimdi gelelim pazarlamaya. Pazarlamanın temeli iletişim değildir. Pazarlamanın temeli doğru iletişimdir. Bu iletişimi ister tek yönlü ister interaktif olarak düşün, her ikisi için de marka her zaman ne söylüyorsa onu söylemek zorundadır. Buradaki iletişimin kötü olduğunu da söylemedim. Dikkat et! Marka için uygun değildi diyorum. Cornetto'nun bir insight'ı var, madem böyle bir outbound yapıyor o zaman marka kimliğinin arkasında barındırdığı her şeyi iletişime geçtiği insanlara anlatacak.
"Markaların en büyük hatası WOMM ile her şeyi başarabileceklerini düşünmeleri. Oysa birinin kulağının dibinde sürekli ve yüksek sesle bağırırsanız o kişi yanınızdan uzaklaşacaktır. Dikkat edilmesi gereken şey dozunda ve istikrarlı mesajlar vermektir."
Regis McKenna
Havuç ile (ki bana göre havuç bile olmasa bir çok insan bu oyuna dahil olacaktı) iletişim işin kolayıdır. Orada herhangi bir markadan bağımsız, sadece oyun oynanması için getirilmiş bir lunapark oyuncağı da olsa insanlar ilgi gösterecektir. Peki nasıl ayrıştıracaksın bunu? Hani iletişim? O yüzden katılımcı sayısı geçersiz bir argüman. Daha önceki mesajımda da belirttiğim gibi orada başka bir marka da olsa popülasyonu artıran oyunun kendisi. Ha diyeceksin bu kötü bir şey mi... Elbette değil, aman yanlış anlaşılmasın. Bu bir taktik, bu bir zorunluluk. İnsanların ilgisini çekecek malzemeler ile kendi enstrümanlarını sunacaksın. Ama bu bir araç olarak kullanılmalı, amaç değil. Senin öncelikli hedefin mesajını, unutulmayacak bir şekilde, doğru kitleye, anlayacağı seviyede vermek olacak. Kalabalığı eğlendirmek değil. Bu bağlamda marka kendi sözünü, mesajını, hissiyatını ve içeriğini iyi sunamadığından bu iş kendisiyle bağdaşmayacak ve marka bir süre sonra unutulacaktır. Oysa aşkını göster, öpüş, ilan-ı aşk et, kalp topla, aşkın için yarış gibi temalar gömülmüş olsaydı işte o zaman bu iş Cornetto'nun olacaktı. Şimdi sadece dev projeksiyonlarla duvara yansıtılan ve yoldan geçenlere telefonlarıyla oynatılan bir oyun olarak kalacak.
"Kolay olsun. Hatırlanabilir olsun. Kendine baktırsın. Okuması keyifli olsun."
Leo Burnett
Şimdi bir de işin yapılan işe "emeğinize sağlık" deme kısmı var. Hayır efendim, öyle bir şey söz konusu bile değil. Bir işte kabullenme, kabullendirme söz konusuysa her defasında daha kötü çalışmalar çıkacak karşına. Doğrusu varken ben neden sadece emek harcandı diye bunun iyi olduğunu söylemek zorunda kalayım? Ayrıca ortada bazı yadsınamaz gerçekler varken neden bu şiddetli ve manasız savunma hırsı? Uzun vadede kime zararı dokunur bu tavırın? Bunları da iyi düşünmek gerekir. Hepsi bir yana, bu özgün bir fikir bile değil. Araştır, göreceksin örneklerini. Ama bu konuda bir negatif algım yok. Her zaman söylerim "aşırma" olmadığı sürece, çalıştığı ispatlanmış her türlü fikir kullanılabilir. Binaları dev perdeler olarak kullanmak ve tüketiciye oyun oynatmak fikirleri birleştirilmiş. Çok da mantıklı. Ama "bu çok adam toplar, hadi hemen koşalım yapalım" dediğin anda buradaki gibi bir görüntü çıkar ortaya; sadece bir event, pazarlama değil.
Pek değerli muhterem pazarlama gurusu sayın Ads Hominem?
Öncelikle yazdıklarınıza çok güldüm:) bu espri yeteneğinizi anlamadığınız marketingten başka alanlara girerek kullanmanızı tavsiye ederim!
Bu sizin sorularınıza ve sorunlarınıza son yanıtım olacak. Lakin oldukça yoğun bir iş trafiğinde sizin gibi pazarlamanın P sinden anlamayan değerli pazarlama gurularına ders vererek zamanımı geçiremeyeceğim!
Güzel pazar sabahınızı pazarlamadan anlamayan birilerine pazarlama dersi vermeye gayret ederek geçirmeniz gözlerimi yaşarttı. Reklam ahalisi brunch keyfi yaparkan sizin net başında bir densize haddini bilmdirmeye! çalışmakla zaman geçirmeniz takdire şayan bir davranış. Sağolun varolun!
Şimdi açıklamalarınıza gereken cevabı verelim ve bu olayı da burda kapatalım!
Şimdik şöyle bir durum var. Bence siz benden daha heyecanlısınız. Bu nedenle yeni mezun biri ya da öğrenci titizliğinde yazdığınız makale sizin bu konuyu ne kadar da önemsediğinizi gösteriyor!
Yaşça benden daha küçük biri olarak, benden daha donanımlı biri olmayarak, marketing'i de benden daha iyi bilen biri olmayarak beni takdir etme gibi bir durum densizlik olur. Bu nedenle sadece beni tebrik edebilir ya imrenebilirsiniz. Bunun ötesinde bir de kıskançlık duyabilirsiniz ama bunu yapmazsınız bilirim!
Bilmiyorum nasıl bu kanıya vardınız, ben sizden daha az bilgi birikimine sahibim? ve büyük bir öğretici edası ve olgunluğu içinde bana " sen anlayana kadar bu konuyu senle tartışacağım" gibi bir talihsiz ifade ettiniz anlayamadım! Bilmem farkında mısınız? "Elbette medeni toplumların taşıyıcı bireylerinin yapması gerektiği gibi saygı ve kalite çerçevesinde." cümlesi ile kendinizin de anlamadığı bir lafoloji içine girmişsiniz. hatta o medeni toplumların taşıyıcı bireylerinin yapması gerektiği saygı ve kalite çerçevesinde derken "sen ve siz" arasındaki farkı halihazırda bildiğinizi ve bu sizin saygı olgusunu rafa kaldırdığınızı gösterir!
Teşekkürler sayın Ads Hominem! yeterli bilgi birikimine sahip olmayan biri olarak beni bu işte adı geçen ajanslardan birine yakıştırmanız ve orda çalıştığımı düşündüğünüz için! Yüzümü güldürdünüz:)
Yaptığım tüm yorumlar objektiftir. Bundan emin olabilirsiniz. Ancak sizin güneşi balçıkla sıvama girişimleriniz girdiğiniz rekabet içinde yaşadığınız "tüüh adamlar yapmış, bu kadar basit!? bir fikri neden biz/ben bulamadık/bulamadım" kıskançlığı içinde size hırs yaptırmış ve bu durumda olayda marketingle ilgili bir şey bile görememişsiniz.
Şunu da çok iyi biliyorum. Eğer yapılan bir işi kıskanıyorsanız evet işte o zaman reklamcı olmaya başlamışsınızdır! Ama kıskanıp çamur atmaya çalışmamalı!
Mezuniyet ve yarım yamalak bilgi ve yorumlama konusuna gelince! Emin olun sizden sonra okuldan mezun olmadım! Bu nedenle ne yeni mezunum ne de öğrenci. İçiniz rahat olsun. Anlatıklarınızı gayet iyi anlıyorum. Velev ki yeni mezun ya da öğrenci olsam da bir şey değişmez. Bazı gerçekler okulla öğrencilikle değerlendirilemez. Bu arada pazarlama alanında masanın her iki tarafında da oldum. Bu işin sonucunda yer alan mal/hizmet değiş-tokuşunu da bizzat yaptım. Bilmem anlatabildim mi?
Sayın Ads Hominem; Marjinallik konusu kesinlikle tüm pazarlamacı ve reklamcıların rüyasıdır. Keşke olabilseler/olabilsek! Ancak ayakları yere basmayan kavramlar içinde marjinal olmaya çalışmak abesle iştigal etmektir! Siz her ne kadar pazarlamayı belli bir kurallar bütünü içine koymayıp "marjinal" olarak değerlendirmeye çalışsanız da, vazgeçilemeyecek gerçekler vardır. Bunlar pazarlama yapmanız için gereken; Ürün/hizmet, Fiyat, Satış noktası kavramlarıdır. Haaa marjinalliği tutundurma faaliyetleri içinde yapabilirsiniz. Bu da tüm markaların beklentisidir. rakip ürünü pazarda satarken, TV de duyururken, sen bunu internette duyur, satış noktalarına interneti ekle farklı bir konsept yarat al sana farklılık en basitiyle. Tabi laf olsun torba dolsun nağmeleri ile değil! Ödeme şekillerini değiştirebilirsin. Kredi kartı, mobil payment hatta twitterdan öde! Bu nedenle siz marketing i kuralsız sanmayıp, satış noktası ve promosyon kavramları içinde bu düşüncelerinizi gerçekleştirebilirsiniz. Ürün invasyonu konularına ise hiç girmiyorum bile!
1970 li yılların reçeteriyle elbet ürünlerinizi pazarlamayın. Çağın gerekliliklerine ayak uydurun. Bilmem hangi guru 1960 yılındaki kitabında sihirli reçete bu dedi diye o reçeteyi uygulamayın, çağa, teknolojiye ayak uydurun. Ama ben bunları söylemeye değer bile bulmuyorum,böyle bir platformda! düşünürüm ki bunu halihazırda herkes bilir! Ancak pazarlama hala çok karmaşık bir şey değildir. çok basit bir değerlendirme kriteri vardır. İş ve iletişim hedeflerine ne kadar ulaştı? A) Başarılı B)Başarısız. olay bitmiştir. Bu kriterler dışında değerlendiren bir yönetici varsa hemen onla çalışmak istiyorum! Evet her marka kendi pazarlama kurallarını ve sizin tabirinizle harflerini kendisi koyuyor, koymalı! çünkü tüm markalara ve işletmelere uyacak sihirli bir reçete yok. herkes kendisi ürününe sektörüne hedef kitlesine pazarına uluslararası konjonktüre göre kendi stratejilerini, taktiklerini belirlemeli ve uygulamalı! Buna da işletmelerin öznelliği denir.
Murray Raphel zamanında bilmiyorum ama sanırım sektör temsilcileri okullarda gelip ders vermiyordu? X firmasının pazarlama direktörü vb. Okulda bir şey pazarlanmıyorsa bile bu işin kurallarını anlatan insanlar daha sabah bir şeyler pazarlayıp okula ders anlatmaya geliyorlar. Tabi özel okulların kendini pazarlama gayretlerini söylememe bile gerek yok! Ne yalan söyliyim, pazarlama hakkında en güzel bilgileri bu sektör temsilcilerinden öğrendim. Ads Hominem, sizin okulda böyle bir şey yok muydu?
Karşıt düşünce konusuna gelince, sizin gibi düşünmeyen birilerinin düşünceleri karşısında yaptığınız yorumlar bunu gösteriyor. Ayrıca, hiç te kızgın değilim. Siber alamde yaşanan bir marketing tartışması sinirlerimi bozamaz!
Ahh Ads, sanırım iletişim konusunu en baştan ele almamız gerekecek!
Pazarlamanın temeli iletişimdir. İletişimi doğru/eğri/yanlış gibi düşünmek ne kadar gereksiz. Tabii ki temeli iletişimdir derken olması gerektiği gibi bir iletişimden bahsediyorum. Biraz daha anlatayım isterseniz. Doğru yerde, doğru zamanda, doğru hedef kitleye, doğru mesajı vererek yapılan iletişimden bahsediyorum. Bunların hepsinin doğru olduğu optimum bir iletişimdir benim kastım.
Marka her zaman ne söylüyorsa onu söylemek zorundadır diyorsunuz. Bunun literatürdeki adı Bütünleşik Pazarlama İletişimi’dir. Pr, reklam, satış temsilciniz aynı mesajı vermelidir. Ancak, her zaman hedef kitle aynı olmayabilir, uzam farklı olabilir. Bu durumda da markaların esnek olup o ortama uygun mesaj vermeleri gerekir. Bu da yanlış değildir.
Eventteki iletişimde marka sadece duvardaki görseller ile iletişim yapmadı. Görsel hafızanıza markanın logosunu / adını kazıdı. Jingle ile 5-10 dk kulaklarınızdan beyninize girdi. Oyun ile size deneyim yaşattı. Cep telefonunuza gelen mesaj ile adını söyletti. Aldığınız ürün ile damağınızda tadını bıraktı. Eee daha ne olsun? Bu nedenle yok flirt, yok öpüşme aşk vs gibi konular çok konuşulası noktada olmadılar. Ayrıca, ürüne kavuşma anında yapılan görsel animasyonlar ile kalp, aşk mesajları da verildi. Ürüne ulaşmaya çalışan ikonlar ürüne kavuşunca aşk oluştu. Yani tüketici-ürün arasındaki kavuşma aşk ile konumlandırıldı. Söyleyiniz şimdi mesajlar doğru verilmemiş mi? Tabi sizin iletişimi ne kadar bildiğinizi düşününce bu alt mesajları algılayamamamış olmanız son derece doğal. Sorun yok.
Bu WOMM olayını da herkes bir farklı algılıyor. Regis McKenna’nın bahsettiği sürekli iletişim burda gerçekleşmedi. Hatta burda organizasyon esnasında WOMM da oluşmadı. Bilirsiniz, WOMM için birilerinin bu mesajı taşıması ve başkalarına aktarması gerekir. BU işin WOMM u da kişiler organizasyonun içinde olmadığı zaman gerçekleşmiştir. Kişi geçerken dikkatini olay çekmiş, bir müddet izlemiş, isterse katılmış, ürünü alıp ortadan kaybolmuştur. Daha sonra da bunu arkadaşlarına aktarmış ve sizin “taşıyıcı” dediğiniz kavram oluşmuştur. Bu nedenle yaptığınız alıntıların, referansların konuyla ne kadar yakın ilgili olduklarını iyi tahlil etmeniz gerekir kanımca!
Havuç konusunda ise; verilen havucu almak için cep telefonunuzdan numarayı arayıp oyunu oynamanız gerekir. Bu da bir maliyettir. İnsanımızın kılı kırk yaran bir yapıda olduğunu düşünecek olursak bu işin meraklıları dışındaki tüketicileri sonunda dondurma kazanma havucunun da olması oyuna katılım konusunda teşvik etmiştir. Zaten event sonunda verilen havuç ta ürünün/markanın ta kendisi. Bazı dönemlerde markaların yaptıkları tadım aktivitelerini düşünecek olursak, bu organizasyonda ürün verilmesi de son derece normal.
Katılımcı sayısı geçersiz bir argüman demişsiniz. Siz böyle bir organizasyon yapmış olsanız hangi parametre sizin için başarı göstergesi olacaktı. Hele ilk yapılan bir organizasyon için TR de örneği de yoksa bencmark için, siz organizasyonun başarısını nasıl ölçeceksiniz?
Bu organizasyonun başarı kriterleri sayısal olarak da belirlenebilir. Oyunu cepten oynayan unique kişi sayısı, oyunun oynanma sayısı, data alınan kişi sayısı, dağıtılan dondurma sayısı, oyun hakkında yapılan haber sayısı vs vs vs.
Leo Burnett çok doğru söylemiş, oyun kolay, sadece 2456 tuşlarını kullanarak 3 tane dondurma topluyorsunuz ve kazanıyorsunuz. İstiklal caddesinden geçen amalar dışında herkes gördü. Günde yüzbinlerce insanın geçtiğini varsayarsak sanırım iyi bir görünüm sağladı. Kolay da hatırlanabilir. Cep telle oynanan dondurma toplanan Cornetto oyunu. Okuması olmasa bile oynaması da keyifliydi. Ben defalarca oynadım. Dondurma da kazandım. Bilgilerimi de verdim. Süreci baştan sona yaşadım.
Evet, emeğine sağlık yapanların. Emeğine sağlık ki daha iyilerini yapma motivasyonu oluşsun! Emeğine sağlık ki, ben bunuu düşünemedim, ben bunu yapmadım, akıl edemedim, siz akıl etmişsiniz, özgün bir fikir olmasa da TR de ilk kez hayata geçirmişsiniz,
Ve son olarak, event pazarlamanın bir aracıdır. Pazarlamayı nasıl düşünüyorsunuz bilemedim ama tanımınızı çok merak ediyorum!
Ve ciddi bir teşekkür: Bu platformlarda marketing kavramının tartışılması gerçekten çok hoş. En azından insanlar yorumları okuyarak bir şeyler bile öğrenebilirler. Ben de sizden bir şeyler öğrenebilirim. Siz de benden. Hatta bana bir harf öğretinin 40 yıl kölesi olurum sözünü de söyleyebilirim gocunmam. Sizi bu ortamda da olsa tanıdığım için kendimi şanslı hissediyorum. Baksanıza up uzun bir yazı olmuş. İyi bir fikir jimnastiği oldu.
Sevgili Ads,
Aslını inkar eden bizden değildir. Aslımızı inkar etmeyecek kadar ülkesini adıyla ver bir çok değeriyle koşulsuz seven bir vatandaş olarak YERİNME bize çok ters düşen bir tabirdir. Bir daha yazmayacaktım yorum ama sadece bu kelime nedeniyle yazıyorum. TÜRKİYE bizim için tutkudur, en değerlimizdir! Ancak şunu belirteyim, Turkiye değil, Türkiye! Yani iki nokta var "U" harfinin üzerinde!
Bir de, hayatta her seyi bilmek, bir alanla ilgili olsa bile ve 21. yy da ütopyadır. Yalnışlarımızı da zaman içinde deneyimleyerek göreceğiz. Malum tecrübe hayat boyu yediğin kazıkların bileşkesidir.!
Yanlış yapmaktan korkmadan doğrulara ulaşılabilir. Unutulmamalıdır ki her yanlış yolu bulmak, doğruya ulaşmak adına bir ihtimali daha ortadan kaldırmaktır.
Evet, zamanla doğrularımızı yanlışlarımızı anlayacağız. Senin de bunları anlayacağından eminim!
ve uzun lafın kısası sevgili Ads...
Dolmadan taşmamak lazım!
gördük... bedava dondurma var sandık...değilmiş... oyun falan zormuş... projeksiyon da kötüymüş... tüneldeki daha iyiydi ... beleşe hayır diyenin aklına turuuup sıkarım...mevzu projeksiyonsa tüneldeki iyiydi haa eğer markayı konuşuyorsak beleş vermeleri gerekirdi ...oyun falan ...cık.
mprone sen iyice kantarın topuzunu kaçırdın. Daha gençsin yolun başındasın diye çok da canını sıkmak istemiyorum ama çenene vuranın %1'i kadar içinde olsa önce bir yaptığın işi tartarsın. Bak o çok güvendiğin kalabalığın ne düşündüğünün bir kesiti burada yer alıyor. Neyin savaşını verdiğini anlaman için başka bir örneğe gerek bile görmüyorum.
Saçmalıklarına yeterince müsamaha gösterdim, haddini bil. Karşındakinin kim olduğunu bilmeden lise sırasındaki arkadaşınmış gibi, denginmiş gibi ukalalıklarınla trol kalitesizliğiyle saçma sapan, ipe sapa gelmez konuları köpürterek delikanlılığına bok sürdürmemek için kendini daha da rezil etme. Hadi seni geçtim, bir değerin yok ama en azından hizmet ettiğin bir iş yeri var. Çok değerli insanlar da var içinde, iyi bilirim, onu da merak etme. Sen heralde benim profildeki doğum tarihime çok güvenerek bu denli yüksekten uçuyorsun ama çok şık yapışırsın yere!
Aklını başına devşir, ya adam gibi pazarlama satış reklam konularında konuşarak bir şeyler öğrenmeye ya da paylaşmaya çalış veyahut yok onun noktası, bunun bilgisi, şunun tecrübesi diye viyaklamadan, boyunu aşan işlere girmeden otur bir kenarda, sana söz verilince konuşursun!