Yorumlar
Yalçın (settar) Pembecioğlu (22 Aralık, 2007 18:00 Cumartesi) Kor Randevu ne zaman bitti de Abidin Dino basladi? SSM'nin programi cok hizliymis! 27 Ocak'a da bir sey kalmadi. Havalar 3-5 derece daha isinsa da yuruyerek gitsem sahilden geze geze...
Ugur Abi (22 Aralık, 2007 19:56 Cumartesi)Size yıllar önceden bir öykü. Benim çömez olarak oturduğum masada, dönemin büyük tiyatro sanatçıları var. Yer: Çiçek Pasajı'nda, Çamur Şevket'in lokantası... Muhabbetin konusu İstanbul. Maalesef adını şimdilerde hatırlayamadığım bir usta, Abidin Dino ile ilgili öykü anlattı.
Yine Çamur Şevket'in orada içiyorlarmış. "İstanbul'a dönmeyecek misin... özlemiyor musun İstanbul'u?" diye somuş Abidin Dino'ya... Abidin Dino kalkmış, midye satan çocuğu gitmiş. sormuş "Nerelisin" "Sivaslıyım amca"...
Sonra simit satan çocuğa sormuş "Erzurumluyum amca"...
Çiçek Pazarı'nın içindeki manavlara sormuş. Her biri ülkenin bir yerinden...
Masaya geri dönünce, diğerlerine sormuş "Hangi İstanbul?"
Olayı bizzat yaşayan birinden dinlemiştim. Sizlere ileteyim de bari bir yerlerde yazılmış olsun.
Yalçın (settar) Pembecioğlu (22 Aralık, 2007 20:02 Cumartesi)Güzel bir hikaye Uğur Abi. Bir yandan da kozmopolitlik kavramı böyle bir şey aslında. Bir gün o çocuklar İstanbul'a geldikleri anda kendilerini İstanbullu hissederlerse aslında göç sorunundan da önemli bir sorun çözülmüş olacak: kimlik sorunu. New York'ta da dünyanın dört bir yanından insanlar yaşıyor ama sorsanız onlara nerelisiniz diye "New Yorker!" derler (değil mi byparlak?).
İstanbul'da yaşayan herkes kendini Türkiye'nin başka bir yerine ait hissettiği sürece bu kenti istismar etmek ayıp olmamaya devam edecek.
Ugur Abi (22 Aralık, 2007 20:42 Cumartesi)Ben bu konuda çelişkiliyim aslında... "O tam bir İstanbul beyefendisiydi" diyebileceğim insanlar vardı. Bahariye sokaklarında, Haldun Taner'i başında beresi, boynunda fuları, ve yüzünde keyifli bir gülümsemesi ile hatırladığımda, "istanbul beyefendisi" sözü gelir aklıma...
New York için doğrudur. Ne de olsa, "New York Efendisi" diye bir kavram da yok. Ama dünyanın gerçekten dört bir tarafından gelmiş olmanın özgünlüğü de New York'da...
Demem o ki, geldiğinin ertesi günü kendini İstanbul'lu hissedeceklerse... Yapma... Bu kadar yüzeysel olmamalı İstanbul... Nerede eski Bayramlar demeyeceğim. İlerlemenin getirdiği aşınmayı zaten kabul ediyorum. Bir pazarlama profesyoneli olarak, bunu önceden görmek zorunda olduğumu da biliyorum.
Ama tarihi olan şehirlerin de belki Paris, belki Roma... ertesi gün Parisli, Romalı olunabiliyor mu acaba...
Ugur Abi (22 Aralık, 2007 20:56 Cumartesi)Tarihi olan şehirlerin kaderi farklı olmalı... İstanbul'u öğrenmek için çaba sarfetmeli. Karaköy'de taksiye binip de "Gümüşsuyu" dediğinde, adam "abi, ben karşıya geçmem" dememeli... (Fıkra gibi...)
Demiyorum ki, "monşer" olsun. Ama şehri yaşamayı ve yaşatmayı bilsin. 16 yaşımda, Erenköy'den Taksim'e gider, pasajda yer-içer, Yapı Kredi ve Olgunlaşma'nın sergilerini gezer, Ali Poyrazoğllu'nun tiyatrosuna gider, akşamın bir vakti de eve dönerdim.
Şimdi çocuklarım bunu yapmaya kalkınca, yüreğim ağzıma geliyor.
Bence tüm büyük şehirler, bizim gittiğimiz zaman aldığımız keyifle yaşanmalı bir süre... Şehrin ritüeli öğrenilmeli. Kendi koşullarımızı şehre dayatmamalıyız (bu söylemde çok geç kaldım biliyorum)
Her neyse... Bu gibi konuları bigumigu'ya yazmaya korkuyorum zaten. Baktım da ben yazdıktan sonra biten birkaç tane konu vardı. Belki çok teorik kalıyorum...
Ugur Abi (22 Aralık, 2007 21:12 Cumartesi)Her gün yeniden karıştırılıp, her dağıtıldığında kuralları da değiştirilen bir kağıt oyunu gibi olmamalı İstanbul (sadece İstanbul değil, hiç bir yer)
Erenköy, Arnavutköy gerçekten köy yerine döndürülmemeli. Sabaha kadar korna sesleri ile sünnet düğünü bu ...köylerde yapılmamalı... Asker uğurlarken sokakların kesilmesi, hoş karşılanmamalı...
Kendi kültürü şehre dayatmak yerine, şehrin kültürü ile harmanlanmayı istemeli...
Aksi oluyor. Şehir onların üzerine geliyor gibi görünüyor belki onlara... Onlar da intikamlarını alıyor şehirden...
Ugur Abi (22 Aralık, 2007 21:18 Cumartesi)Dönelim Abidin Dino'ya... Ben gençken ülkeye girmesi sakıncalıydı. Malum nedenden suçlu idi...
Eğer "Abidin Dino ile aynı yüzyılda yaşamış olmaktan ve aynı ülkenin insanı olmaktan gurur ve mutluluk duyacaksınız" deseydiniz, bilinmez uzun süreler, devletin misafiri olurdunuz.
Yalçın (settar) Pembecioğlu (22 Aralık, 2007 21:54 Cumartesi)Okullarda okutulmamış yakın tarihimize bakınca dev endüstri yatırımları yapmayarak oluşması engellenen işçi sınıfı yerine kırsalda kalması tercih edilmiş ama bu da başarılamamış, kentleri işgal eden bir köylü kültürüyle başbaşa kalmışız galiba.
80'lerin "yasaklı" kişilerini hatırlıyorum çocukluğumdan. Şimdi bu yasaklar yok ama daha beteri bir cahil kitle var. Ona buna "akıllı ol" diyerek hayatlarına anlam katmaya çalışan...
esperanto (23 Aralık, 2007 01:55 Pazar)bir diyarbakır gecesinden selamlar : )
köye döndürülmemeli, şu yapılmamalı, olmamalı ama... nasıl? istanbul, kendimizi off konumuna getirip emirgana, modaya, beykoza ve bunun gibi iki üç yere daha kapat(A)madığımız sürece hareket etmeye çalıştıkça battığımız bir bataklık olacak sadece. çanın tersine döndüğü seneyi bilemem ama uzun yıllardır da bu böyle, hem de kabullenilmiş bir şekilde. kabullenilmiş, çözümsüz bırakılmış, uğraşmaya değmezmiş gibi !
abidin dino'nun hangi istanbul deyişindeki gövde gösterili çırpınış da çözümsüzlük içeriyor. mutlu bi resim yok yine..
bugün yaşlı bir amcanın dertlerine ortak oldum. hızlı tren ankara istanbul arasına değil, ilk önce diyarbakır ankara arasına yapılmalıydı diyor. 26 saatlik tren yolculuklarından, istenildiği zamanda çıkılamayan otobüs yolculuklarından bahsediyor. ve ekliyor. kızım garanti bankasında işe girecek, pazartesi sınava ankaraya çağrıldı, gidemiyoruz. nasıl yer bulacaksın bugünlerde. ne otobüs ne tren gel de çık işin içinden. diyarbakır şubesi nire ankara merkez nire.....
şimdi demezler mi adama ee biz ne yapalım, istanbul a gelmeyelim de diye. e adettendir, gelicez çoluk çocuk..
....diyarbakır türkiye'nin en hızlı büyüyen şehirlerinden... ama "büyüyen" şehir, gelişen değil. sadece betonlaştığını fark edebiliyorsunuz, yabancı yatırımcıların dikmeye başladığı alışveriş merkezleri, binlerce aparman, site... ama ufak bir şey geç fark edilmiş diyarbakır'da yine tüm türkiyemizin ortak abukluğu. e alternatif yol önemli bir şeymiş galiba, bu yol bu kadar arabayı kaldıramayacak. bir şeyi unutmuşlar, ufak bir şeyi yine... yol yok, binalar dikiliyor... belediye nasıl izin veriyor, bu "yolsuzluk" durumuna, nasıl oluyor acaba?
yoksa site projelerini bi kat bi araba üstüne bi de para verilmesine rağmen onaylamadığından sonunda dayak yiyen imar müdürleri mi çalışıyor bazı belediyelerde? imar müdürünün suçu dayak yemek, ayıbı hatta. alsana evi arabayı en başından seve seve..
büyüyoruz iktidarımızla... iktidar içindeyiz... her tarafımız iktidar... akıllı ol demezler mi adama... bana iktidarın resmini çizebilir misin abidin?
ne mutlu "malı götürdüm" diyene....
iyi bayramlar türkiye : ) hehe..
phoenixia (23 Aralık, 2007 02:05 Pazar)offff...
edix (25 Aralık, 2007 22:59 Salı)abidin dinonun yanı sıra ona esin kaynagı olmuş bide abisi arif(sarı nokta sayesinde düzeltildi) dino vardır ki bi çok kişi onu göz ardı ediyor sanırım
edix (25 Aralık, 2007 23:00 Salı) edix (25 Aralık, 2007 23:01 Salı)arif dino

sadi (su geçirmez balık) tekin (25 Aralık, 2007 23:22 Salı)hani bişi yazdın diyelim.. adın çıkıyor ya üstünde.. sağa doğru devam et.. heh.. orda, tarihin yanında, en sağda sarı bi noktacık var.. bas bakalım :) bas.. bas.. hayatın değişecek

edix (26 Aralık, 2007 00:20 Çarşamba)hahaha sağol:)) bn hiç o noktayı düşünemiştim bu kadar yazım yanlışları içinde yaşarken süper oldu iyiki çiziyorum yazmaya yönelik birşeyler yapsam sarı noktaları nerden bulurdum sgb:))
ruprect (26 Aralık, 2007 01:26 Çarşamba)ne noktası yahu
ruprect (26 Aralık, 2007 01:27 Çarşamba)haaaaaaaaa ben de şu an anladım onun ne olduğunu ahahahaa:))
ruprect (26 Aralık, 2007 01:27 Çarşamba)keşke kullansaydım değil mi?
edix (26 Aralık, 2007 01:30 Çarşamba)shokkkk biguda yeni bi çığır açıp uyanıyoruz topluca hahahahah kullanıp kullandıralım:)))
ruprect (26 Aralık, 2007 01:36 Çarşamba)bakalım daha neler göreceğiz:)
bu arada tabi ki arif dino'yu unutmak olmaz. Abidin dino resim yeteneği ve mizah anlayışının büyük bölümünü ondan almış ne de olsa.
bir şiirine yer vererek kendisinin ruhunu şad edelim.
(sesime eko pliz, ltf, tşk)
BEDDUA
Doner kebap donmez olsun
Tastan mantar tarlasi
Cok yasasin oluler!
Arif Dino, ``Çok Yasasin Ölüler''
:))
Yorum yapmak için
- sisteme
kayıt olabilir,
- Bigu üyesi iseniz ana sayfadan
giriş yapabilirsiniz.