Anasayfa

2508_4977.jpg Resimleri
 

Linçe maruz kalmayın! PL kullanın...


Pin It

“Parkalinç, içi sert poliüretan plakâlarla kuvvetlendirilmiş dayanıklı bir giysidir. Parkalinç, linç geçirmez. Taş, sopa, cop ve yumruk darbelerinden etkilenmez. Parkalinç, yağmur geçirmeyen dış kumaşı ve içindeki polar sayesinde zor iklim koşullarında da azami koruma sağlar.

Parkalinç, linç geçirmez! Taş, sopa, cop, yumruk darbelerinden etkilenmez! Parkalinç, düzenin geçerli değerlerinin arkasında barbar bir şiddetin olduğunu bilenlerin giysisidir. Parkalinç, gücü arzulayanlar için değil, tarihi tersine okuyanlar için imal edilmiştir.

Parkalinç bir tersyön ürünüdür.”

AB Çarşaflı Kadın çalışmasıyla hatırlayanlarınız olabileceğini tahmin ettiğim Burak Delier'in 10. İstanbul Bienali çerçevesinde İMÇ Blok 1 No: 1511 de sergilenen Parkalinç’i hakkında ayrıntılı bilgiyi bienalin web sitesinden  edinebilirsiniz.

Tersyön adlı hayâli bir şirketin mamulü olan ürün, 100€ luk fiyat etiketiyle dikkat çekiyor. Ayrıca sergi dükkanında (Dünya Fabrikası) oynayan reklâm filmi de izlemeye değer. Ürünün broşürü de mevcut, almayı unutmayın. Beyoğlu’nda gördüğüm duvar afişleriyse gerçekten etkileyiciydi. Bu ürün bana gerçekten “sanat hiç bu kadar iyimser olmamıştı” dedirtti gerçekten. Çünkü sergi dükkanının yanındaki perde atölyesinde hayatın gerçekleri vardı. Ancak burada bir terslik vardı fakat ben anlayamadım, işte tersyön böyle bir şey…

zırhlı kıyafetler tasarlama fikri olanlar için özel duyurulur :)









Pin It

Bu haberler de ilginizi çekebilir:

Yorumlar


braincircle (13 Eylül, 2007 15:42 Perşembe)
of of anarsist ilan super olmus:)

digitallunicorn (13 Eylül, 2007 16:25 Perşembe)
yüzlerine örttükleri puşu ile de tamamlanmış gibi, ürünün hitap ettiği kesim hakkında yorum bile yapmayacağım çünkü ortada...

Yalçın (settar) Pembecioğlu (13 Eylül, 2007 16:28 Perşembe)
Cok provokatif.

Biraz anlamaya calistim sanatciyi, soyle seyler geldi aklima. Duzene karsi cikmak icin duzenin seri urettigi bir mala para verip almak. Yani aslinda isyankarligin, asiligin de duzenin ve sistemin icinde onun parcalarindan biri oldugunu vurgulamak... Zor bir konu.

mezzoalto (13 Eylül, 2007 16:51 Perşembe)
sapanlı resimler korkunç.. şiddete böylesine bir övgü ve güzelleme, üstelik şiddet karşıtlığı kılıfı altında.. çok rahatsız edici buldum..

ARTanubis (13 Eylül, 2007 17:23 Perşembe)
radikalin "demokarsi1" ekini hatırlattı bana...

settarcım zor bir konu ama bu fikir çok eskimedi mi?? çok orijinal bir uygulama yapmadıkça çok çekici gelmiyor bana artık bu "düzene uyduk gidiyoruz" işleri..

gandy.phoebus (13 Eylül, 2007 18:03 Perşembe)
mezzocuğum, sanırım şu cümleyi atlamışsın; "Parkalinç, düzenin geçerli değerlerinin arkasında barbar bir şiddetin olduğunu bilenlerin giysisidir." yani asıl şiddet elinde sapan tutanda değildir; güzelleme afişte değil sistemin araçlarındadır... değil mi? :)

abdulaziz (creaziz) şahin (13 Eylül, 2007 18:11 Perşembe)
kulak kaşımanın 10 yolu;
yol1...

big mac (13 Eylül, 2007 20:40 Perşembe)
hmmm simdiii efendim.. iyimserlik denilen nesne bile boyle kotumser bi yolla anlatiliyosa onun ironisi vs beni hic mi hic ilgilendirmiyo.. dunyada iyi seyler gormek, kotuyu bile iyiyle anlatmak gerekliligine inanan biri olarak.. istiyorum ki insanlara iyi oldugunda  neler olabilir bunlar gosterilsin. gerisi zaten yasanilan, gorulen, bilinen seylerin disina cikmiyo.. hic iyimser bulmadim. ozellikle renkleri bicimi logosu vsvs itibari ile iirrite oldum ve iyimserlikten eser goremedim..

(sahsi fikrimdir.)

mehmet (13 Eylül, 2007 20:54 Perşembe)
ben de hiç sevmedim. şiddete şiddet salaklığın ötesinde bir ahmaklık. sen o elinde tuttuğun sapandan koru önce kendini.


mezzoalto (14 Eylül, 2007 02:23 Cuma)

gandy'cim bana aslında farklı kelimelerle benzer şeyleri
söylüyormuşuz gibi geldi.. ben sistem ve düzen içindeki şiddeti inkar etmiyorum ama düzendeki şiddeti protesto etmek adına şiddete başvurmak bana hem ironik hem de trajikomik gelmiştir her zaman için.. savaşmayın sevişin de demiyorum tabi, lakin netice yaptığı şeyi adı öyle ya da böyle bir savaşsa o zaman insan kendini çok da ulvi anlamlara bedellememeli diyorum.. keza şiddeti eleştirmek için şiddet kullanmaktan daha da çirkin
olanı, bunu ticari bir meta haline getirmek olsa gerek..

yani ben,biz,ortalama IQ ve algı kapasitesinin biraz üstündeki herkes şiddettin kapitalist bir dünyanın en önemli değerlerinden biri olduğunu bilir, ve maalesef bunun insan doğasının ayrılmaz bir parçası da olduğunu da.. dolayısıyla şiddeti yok etmeye çalışmak, canlının doğasını da inkar etmeye çalışması demektir.. daha zeki canlılara evrilebilirsek bir gün, bi milyon yıl filan sonra, belki agresif dürtülerimiz yok olacak bilinç altımızdan ve belki o zaman gerçekten uygar bir evrene kavuşucaz.. şimdilik o şiddetin eninde sonunda hayatımıza bir yerinden dokunacağını kabul etmek ve onu mümkün mertebe kontrol etmeye çalışmaktan fazlası gelemez elimizden, özümüzdeki kötücül ruhla biraz olsun uzlaşmamız gerekiyor..

ben de diyorum ki bunu yaparken, yani şiddete mümkün olduğunca az prim vererek yaşamaya çalışırken, şiddeti araç olarak kullanmak saçma ve amaç dışıdır.. tarantino filmlerinden, veya bana doğru düzgün tanımlayamadığı bir barışı cebren ve hile ile ulaştırmaya çalışan ideolojilerden zerrecene hazzetmeyişim bundandır.. 

neymiş sapanla mahalle esnafının vitrin camını kırıyoruz, molotof kokteyliyle sokağımızdan geçen belediye otobüslerini yakıyoruz, veya okula şirket tanıtımı için gelmiş insan ve onları izlemeye gelmiş öğrencilerin ortasına sis bombası atıyoruz.. sebep? barış için! oldu, ben lütfen almayayım öyle yaka yıka gelen bir barışı, ruhum amerika tarafından "bağımsızlaştırılmaya çalışılan ırak"a dönüyor ondan sonra..


gandy.phoebus (14 Eylül, 2007 03:00 Cuma)
iyi de... bu sanat değil mi? sosyal sorumluluk maskesi altında rol yapan küresel şirketlerden bahsetmiyoruz, küresel ısınmaya karşı 'önlem' olarak nükleer santral kuran hükümetlerden de; şiddetin nasıl yorumlandığını gösteren, bunun için 'çirkin' bir hayali uç noktaya taşıyan şirin bir bienal çalışması bu. bırakalım da şiddet, barış, veya anarşi sembollerini dilediği gibi kullansın, bırakalım da bu çelişkilerimizi yüzümüze vuracak böyle çalışmalar olsun! diğer taraftan, "insan doğası", "zeki canlılara evrilmek", "uygar evren" ve benzeri kavramlarına 'şideetle' karşı çıkıyorum. gerek doğa gerek kültür yüklediğin anlamları yalanlarken, neden sorunun genlerde olduğunu iddia ediyoruz, neden gelecekten medet umuyoruz ki? dönüşümü bugün yaratamıyorsak, gerisi cennet hayalinden farklı gelmiyor bana... [sevgili dawkins'e soracak olsak, şöyle diyecek: "gözlemlediğimiz evrende tam olarak beklememiz gereken özellikler var, tasarım yok, amaç yok, kötülük yok, iyilik yok, kör ve merhametsiz bir kayıtsızlık dışında hiçbir şey yok."] veeeee yine aynı noktada ayrışıyoruz sanırım; çarpık sistemin çirkin aktörlerini hedef almak yerine, afrika'daki aç çocuklar için cebindeki parayı vermeyi tercih ediyorsun, yarattığın nispeten küçük değişimin mevcut yöntemi güçlendirdiğini inkar ediyorsun :) sonuç olarak, ben bu çalışmada şiddete bir övgü görmüyorum, anarşiye davet hiç görmüyorum. yerinde saptamalar ve tadında iğnemeler görüyorum, bu haliyle de beğeniyorum...

pantarhei (14 Eylül, 2007 03:03 Cuma)
Globalleşen, Anti - Globalizm'i ne harika anlatmış değil mi?
Hegel'in tez, anti - tez ve sentez bakışı yaşıyor.
Biraz ondan biraz bundan.
Seri üretim bir Anti Globalizm.

ruprect (14 Eylül, 2007 03:37 Cuma)
Gandy, her dediğine katılyorum. beni uzun uzun yazmaktan kurtardın:)

big mac (14 Eylül, 2007 03:56 Cuma)
p o s i t i v e & n e g a t i v e ''''''''''''''''''''''''''''''

big mac (14 Eylül, 2007 04:00 Cuma)
yikmak eylemi gecilip daha sonrasinda insaa edilicek dunya hakkinda bi fikir verilebilseymis keske..

abdulaziz (creaziz) şahin (14 Eylül, 2007 05:50 Cuma)
uçlara gitmiş bir fikir-ürün ile geneli bağdaştırmak çok yanlış,fikri-zikri ile etki alanı çok dar ve eleştireyim derken eleştirilecek malzemeler barındıran ve dolayısıyle(bu kelime hoşuma gitmedi) yapıcı mı yoksa yıkıcı mı diye oyalanılan; aşırı bireysel ve uç kutupların iç çatışmasını anlatan yetkisiz ve etkisiz bir çalışma.

sadi (su geçirmez balık) tekin (14 Eylül, 2007 08:47 Cuma)

tartışmaya hiç bulaşmadan, şööle kenardan sıvışıp; akdeniz perde dükkancısını görüp şu projenin çağrıştığını söyleyip gidiyorum.


ibrahim yavuz (14 Eylül, 2007 12:04 Cuma)
Parkalinç : Derine inebilecek yapıdaki kişiler için yerinde iğneler barındıran ama genel haber olduğunda yeterince kavrayamayacakları provakasyona kurban edecek sanatsal çalışma.

mezzoalto (14 Eylül, 2007 12:37 Cuma)
sevgili gandy, ayrıştığımız başka noktalar da var.. bana bu çalışma ne "şirin", ne de "sanatsal" geliyor, iğneler derin anlamlar altında filan da yatmıyor, x bir sanat etkinliğinde rahatlıkla görebileceğimiz, daha evvel zibilyon kez yapmış türden, son derece sıradan bir "şiddet aslında içimizde / sistemde" eleştirisi yapıyor; en kör gözüm parmağına şekliyle.. yani bunları görmek, anlamak, kavramak için çaba bile sarf etmeye gerek yok ki, kalkıp birbirimize "ama efendim bu tasarımdaki şiddet eleştirisini görmüyoruz" demeyelim, şu ortamda konuşup-düşünüp-yazabilen insanların zekasına harbiden hakaret olur bu.. ayrıca herhangi bir bienal etkinliğine iştirak edebilecek birikimdeki herhangi bir insanın ziyadesiyle farkında olduğu/olacağı bir çelişkiyi yüze vurmaya çalışma hali ve bunun için seçilmiş metod da hem çok tüketilmiş, hem de çok klişe olmaktan öte değil, yani bu diyelim ki sanat, o açıdan da herhangi bir özgünlük taşımıyor.. o saptamalar çook önceden yapıldı, o iğneler batırıldıkları milyon tane yerde paslanmaya bile başladılar..

diğer konulara gelince, bunlar temel hayat duruşu farklılıklarımız, yani tartışırız tabi ama bu senin gandy benim mezzo oluşumu tartışmak kadar tuhaf olabilir.. 

ben olmayacak duaya amin demem, ve gerek insanlara gerekse hayata mümkün olduğunca gerçekçi beklentilerle yaklaşırım.. ötesi bana güzellik yarışmalarına katılan hanım kızlarımızın "dünyada barış" temenni etmeleri gibi geliyor.. doğada bile en saf haliyle daimi bir "varolmak için yok et" döngüsü varken -yani doğa bu şiddetin içsel oluşunun nesini yalanlıyor veya inkar ediyor bilemedim?- insanoğlunun en temel suçu sahip olduğu ve diğer hayvanlara kıyasla daha fazla ama olması gerekenden bence oldukça az olan zekayı verimsiz ve ekseriyetle kötücül kullanmak.. her insan kendisi için daha iyisini ve fazlasını ister, bu doğal olarak rekabeti getirir, ve rekabetin olduğu bir ortamda her halükarda şiddet vardır: fiziksel veya psikolojik; az veya çok.. dolayısıyla şiddetten arındırılmış bir dünya benim inancıma göre varolan parametre ve koşullar içerisinde son derece imkansızdır; ister iğneler çuvaldızlar batırılsın, ister tespitler saptamalarla donansın her taraf.. 

o yüzden evrilmeyi temenni ederim gelecek kuşaklar için, bunun haricinde bir birey olarak elimden gelebilecek olan tek şey bu şiddet dürtüsünü kontrol edebilmek / başkalarının da etmesini sağlayacak tavırlar ve eylemler ortaya koymak olacaktır.. sözünü ettiğin dönüşümün gerçekleşme ihtimali benim mantık ve inanç sistemim içerisinde olası değil -yani olmayacak dua olan kısmı budur bence sürecin- o yüzden bunun için çabalamayı iyimser ama sonuçsuz bulurum.. çabalayanlara saygım sonsuz elbette, lakin söz konusu çabalar değiştirilmesi hedeflenen şeyleri içinde barındırıyor daha kötüsü bunu araç olarak kullanıyorsa, haliyle tepki gösteririm.. ben enerjimi daha somut dönütler alabileceğim şeylere harcamayı tercih ediyorum..

sana göre bu düzenin varoluşunu sürdürmeye katkı, bana göre düzende açabildiğimiz küçük gedikler / şu kapımın önünü süpürme hali.. o açıdan sen gandy'sin ben de mezzo'yum, bir doğrunun iki farklı noktasında ikamet ediyoruz.. resme bakınca aslında temelde aynı şeyi görüyoruz, lakin o gördüğümüz şeyin çağrıştırdıkları çok ama çok farklı..

sadi (su geçirmez balık) tekin (14 Eylül, 2007 12:46 Cuma)
gandy mi? beaureve olmasın? :)

mezzoalto (14 Eylül, 2007 13:10 Cuma)
gandy:) aslen onun önermelerine cevaben yazdım yazdıklarımı çünkü..

ibrahim yavuz (14 Eylül, 2007 13:11 Cuma)
Valla ben gandy'nin yorumu ile diğer yorumları birleştirip hani bir "bağlama" yapmak istedim :) yoksam "derinlerde" gözüm yok :)

mezzoalto (14 Eylül, 2007 13:13 Cuma)
ben de epeydir çok yüzeyden yüzeyden gidiyordum zaten, lakin şiddet kavramı çok hassas olduğum bir kavram, ondan bu kadar düşüyor çenem.. yoksa prezervatiftir, boxerdır, süper neşeli haberler varken, ne gereği var yani "derine" dalmanın:) 

ibrahim yavuz (14 Eylül, 2007 13:14 Cuma)
doğrudur :) ben de aynı görüşteyim...

mehmet (14 Eylül, 2007 13:22 Cuma)
mazeret şirketi haberinin altına "firmanın kurucuları bir anda fularlarını takıp..." diye başlayan bir yorum yazdım. bi baktım parkalinç'e cevap olarak yazıyorum aslında... buyrun okuyun, yoğun talep olursa buraya da alırım. bekliyorum yoğun taleplerinizi, canlarım benim.

faks numaram 555-SIM-ARIK

digitallunicorn (14 Eylül, 2007 13:27 Cuma)
faks kilitlenmiş sanırım :)) gitmiyo taleplerimiz :))

mehmet (14 Eylül, 2007 13:37 Cuma)
rejiden sevgili bünyamin bana işaret ediyor, canlarım benim faskımı kitlemişsiniz, çok seviyorum hepinizi, kocaman bi öpücük, aşkla kalın olmaz mı, muckkk...

işte yorum:
firmanın kurucuları bir anda fularlarını takıp,
"bu sanatsal bir hareketti. modern insan artık sadece günlük yaşamsal aktivitelerinin değil, kaçamaklarının bile başkaları tarafından kurgulanmasını istiyor. paketlenmemiş, barkodu, fiyat etiketi olmayan, pazarlanmamış herhangi bir olguyu algılamayı reddediyor. her türlü yaratıcılığın yıldızlaştırıldığı, osuruğun bile yaratıcılık üzerinden ele alındığı geçmiş yarım yüzyıla göz kırparken, belki de bunu tetikleyen doğum kontrol hapının icadı ve savaş sonrası özgür seks hareketi üzerinden anlatmaktan başka çaremiz yoktu. kim bilebilirdi ki bu özgürlük hareketi insanlığın fe tipi zindanına dönüşecek. heykel orada duruyordu biz sadece üzerindeki fazlalıkları aldık."

diye çıkıverse bir anda değişiverir dünya di mi. hey gidi sanat sen nelere kadirsin. yok kesin karar verdim ben sanatçı olucam. ama prensipli sanatçı olucam, sadece yüksek sanat yapıcam.

big mac (14 Eylül, 2007 14:04 Cuma)
sevgili mezzoalto sanatci dedigimiz kisi olmiycak dualara amin deyip, insanligi bu sekilde yonlendirme misyonunu ustlenmis sahsiyet degilmidir. caglar boyu sanat uretiminin insanlarin gunluk yasamina etkileri ve insanligin dusunce bicimini nasil yonlendirdigini biliyoruz.. sanirim ben fazla iyimser ve utopik dusunuyorum.. bu seneki bienalin konusunu duyunca da bu yuzden heycanlanmistim.. "imkansiz degil, ustelik gerekli."

mezzoalto (14 Eylül, 2007 14:17 Cuma)
sevgili bic mac, sanırım ben bu yüzden sanatçı değil sanatsever bir eğitimciyim sanırım:) ayrıca sanat üretimi mi günlük yaşama etki eder ve insanlığın düşünce biçimini değiştirir yoksa tersi mi? mesela 40lı yıllarda insanlığa hakim olan genel faşizan düşünce yapısını tetiklemiş olan bir sanat akımı olabilir mi gerçekten? yoksa o majör değişiklikten, onun sonucu olan savaş ve savaş sonrası dönemden mi etkilenmiştir çeşitli sanat akımları? konu biraz tavuk-yumurta hikayesini andırıyor bence.. ama şurada seninle hemfikirim, harbiden sanatçı olmayacak duaya amin desin.. benim bu "sanat etkinliğine" eleştirim, yukarıda çoook detaylıca açıkladığım üzere araç-amaç vs üzerine zaten..

big mac (14 Eylül, 2007 14:19 Cuma)
mehmet gercekten yerinde bi yorum orasi icinde burasi icinde..

big mac (14 Eylül, 2007 14:36 Cuma)
evet kesinlikle cok etkilesimli..hatta siyaset herzaman onde giden olmustur.. ne yazik. Degisimi mehmet'inde dedigi gibi sirf sanattan beklemek asil olarak "olmiycak duaya amin" demek oluyo belkide.. yanliz soyle bi durum var ki... butun insanlik gundelik islerine dalmisken sanatcida gundelik islerine dalmiyor mu? onun isi sanat uretmek oldugu icin butun gun bu yonde dusunmuyor mu? yani kimse dusunmezken (isi gibi) dusunen onlar degil mi? (isi gibi).Belki bunu yaparken dunya bilincini bi kenara koymasi gerekiyor.. toplumun ve insanligin bu gune dek empoze ettigi, ogrettigi seyleri.. bunu yapan insanlar olmasaydi bugunlere gelebilirmiydik. diye dusunuyorum nacizhane.. gordugum sanat nesnesi ve onun uzerinden okudugum ideoloji bana hep yikmaktan bahseder gorsel dillerinin vazgecilmez ogelerinden biri balyozdur. oteki yumruktur.(belki derinine inmedim bilmiyorum) "abi tamam yikalimda, yerine ne insaa edicez" diye sorasi geliyo insanin.. hocam.

mezzoalto (14 Eylül, 2007 14:55 Cuma)
haaah işte süper:) son soru benim ezelden beri sorduğum sorudur:) hatta ben ötesini de sorarım "bi de onu nasıl inşaa edicez?"

big mac (14 Eylül, 2007 15:03 Cuma)
soruyu yukarda da sormustum zaten yineleyesim geldi.. nasil da cok onemli tabiki.. ama hic bi cevaplari yokki bu konuda. hatta bazen neden yiktiklarini bile unutmuslar gibi geliyo.. yikalimda yikalim.. tabiki cok okunmasi cok bilinmesi gereken konular haddimi asmayayim.. ama beinalin konusu geregi bukadar yadirgadim baska bi mecrada uygulanabilirdi.

mehmet (14 Eylül, 2007 15:12 Cuma)
sanatçıyla mühendis farklı şeyler, sanatçı zihinleri uyaracak, talebi yaratacak, mühendisler inşa edecek. mühendis inşaat işleriyle uğraşırken, kaymağı sanatçı yiyecek. düzen budur! şu sapan nerde satılıyodu. :)))

big mac (14 Eylül, 2007 15:14 Cuma)
:))) icinden cikilmasi guc bi durum.. imkansiz, ustelik gerekli!! lutfen sen muhendissin sapanini kendin yap, bukadar sisteme yenik dusme:D

mezzoalto (14 Eylül, 2007 15:43 Cuma)

mehmetcim sen bir "free hug" aktivistisin, sapan mapan yakışıyor mu sana:) aşkolsun!


big mac (14 Eylül, 2007 16:41 Cuma)
surdaki anlatim bana daha yakin geliyo

big mac (14 Eylül, 2007 17:14 Cuma)
cok sevdigim a perfect circle'in imagine sarkisini paylasmak istedim. (john lennon cover) dinlenmesi tavsiye olunur..

hayal et cennetin olmadığını
denersen kolaydır
cehennem yok altımızda
üstümüzde ise
sadece gökyüzü
tüm insanların
bugün için yaşadığını
hayal et

hayal et ülkelerin olmadığını
o kadar zor değil bu
uğruna öldürecek ya da
ölecek bir şey yok
ve din de yok tabii
tüm insanların
barış içinde yaşadığını
hayal et


hayalci diyebilirsin bana
oysa yalnız değilim ben
umarım bir gün sen de
katılırsın bize
ve bir bütün olur dünya

hayal et malın mülkün
olmadığını
merak ediyorum
yapabilir misin
ne açlık var ne aç gözlülük
insanların hepsi kardeş
tüm insanların
tüm dünyayı paylaştığını
hayal et.

imagine (john lennon)


 turkce mealini eksisozlukten asirdim..

ilgilenenler icin..
a perfect circle cover
john lennon

digitallunicorn (14 Eylül, 2007 17:35 Cuma)

Imagine all the people living life in peace...


sunipeyk (14 Eylül, 2007 17:42 Cuma)
Ürünün rengi belediye turuncusu veya bir ton koyusu mudur?
Ürün amacına ters bir şekilde giyenin çok göze batmasını sağlamıyor mu?

kırmızı urbalılar sizi :)

tiryaki (15 Eylül, 2007 00:33 Cumartesi)
yahu bigucanlar, ben bu haberi imç bizim eve yakın olduğu için yapmıştım. amma ciddiye almışsınız :P
bizim foreigner böyle kola takılan ve katlanan hafif ama dayanıklı polis kalkanı tasarımı üstüne çalışıyordu bir dönem.  benim amacım bazı şeyleri sorgulatmak değildi. amacım sorgulatmadan yaşatmak... nihohaa.. sanat işte, naparsın.

Yorum yapmak için
- sisteme kayıt olabilir,
- Bigu üyesi iseniz ana sayfadan giriş yapabilirsiniz.