Anasayfa

2125_4213.jpg Resimleri
 

Ariel: Aşk problem olmamalı


Pin It
Şu ana kadar izlemiş olduğum en iyi deterjan reklamı. Müşteri: Ariel Ajans: Del Campo Nazca Saatchi & Saatchi Prodüksiyon: Palermo Films


Pin It

Bu haberler de ilginizi çekebilir:

Yorumlar


BigCell (25 Haziran, 2007 11:07 Pazartesi)
Hasta bunlar.

pin (25 Haziran, 2007 11:08 Pazartesi)
Şu ana kadar izleyemediğim kimbilir kaçıncı video (:::)

abdulaziz (creaziz) şahin (25 Haziran, 2007 11:12 Pazartesi)

süper reklam, vah vah vah diyorum,
çapkın aşıklar, herhalde açık büfe gibi geziyodur.


Erman Sinan (25 Haziran, 2007 11:13 Pazartesi)
"Platonik olursan boyle heryerin kirlenir"

pin (25 Haziran, 2007 11:22 Pazartesi)
Anlatsanıza biraz.. Neeeooolur...

tam yedi tane z (25 Haziran, 2007 11:24 Pazartesi)

pincim bu reklam kaçmaz ya nasıl olurda izleyemezsin


Erman Sinan (25 Haziran, 2007 11:32 Pazartesi)
Bi cocuk var... Kopegini camasir makinesine atiyor. Sonra tertemiz cikiyor kopek.
Kopegi kirletmek icinse kizlari kullaniyor...
Kizlar pis elleriyle kopegi elleyince sinir olup kopekle beraber kizlarida makineye atiyor. Sonra kizlar tertemiz olduklari icin cocuga asik oluyorlar....
Genel olarak boyle bir konu ama kopek olmadan dusuneceksin!

abdulaziz (creaziz) şahin (25 Haziran, 2007 11:33 Pazartesi)

pin (25 Haziran, 2007 11:43 Pazartesi)
Teşekkürler anlatım için:)) Ben evde seyrediim bari..Yaa eve gidincede bilgisayarı kur internete bağla beklersin açılmaz ağırr ağırr offf içime sıkıntı basio.

elifbb (25 Haziran, 2007 11:48 Pazartesi)
geneli gülümsetmeliyken sadece dondurma çubukları kısmında gülümseyiverdim, ki o da üzücü komik manasında oldu :) bir de müzik seçiminden emin olamadım, parça parça yok olan michael j. foxla bütünleşmiş bende bu şarkı.

bundan böyle ebeveynler gençlere tepki vermeye başlamasın? "ay ahmet geçen gün eve kir pas içinde geldi, kız kim aceba?" cık cık...

fair (25 Haziran, 2007 11:50 Pazartesi)
esprili olmuş gayet iyi.

gullusum (25 Haziran, 2007 12:25 Pazartesi)
yahu sevimli ben pek beğendim. platonik aşk temaları çok güzel tespit edilmiş bir kere. amaaan su masa başı deterjan konuşan kadınlardan kurtulduk ya...suat sungurlu bingo reklamına bile razı olabimiştim. keh keh o da komikti bak.

maral meral (25 Haziran, 2007 12:37 Pazartesi)
BigCell aşk kötü bir hastalıktır zaten.. 
müthiş bir reklam bence.. platonik aşk acısını ne güzel işlemişler. seçilen şarkı harika.. havaya çok uymuş..
ariel kalitesini reklamında da ispatlamış..

kurtyiyenkırmızıbaşlıklıkız (25 Haziran, 2007 13:17 Pazartesi)

zel reklam ben de sevdim çok
.. amaaa takıldım gene  detaya ; anında o kadar yağ kir vs. bulaştıramıyacak şeylerden cebe atılışının ilk saniyesinde kumaşa o derece iz geçmesine .
o çocuğun ağzını sildiği peçetenin, kızın eteğini o kadar kirletmesi için çocuğun içine kusmuş olması lazım bi kere . sonra partideki kızın bıraktığı böreğimsi şey çocuğun gömleğini yağ manyağı yapcak kadar yağlıysa kız ne demeye bir peçeteyle tutmuyor da direk eliyle  yiyordu . ve sonrasında da onu tabağa bıraktığı gibi nasıl gitti öyle yağ içinde kalmış olması gereken elini silmeye tenezzül bile etmeden de devam etti gönül rahatlığıyla partiye

Amidala (25 Haziran, 2007 13:42 Pazartesi)
sevdim reklamı, ama özellikle müziği "Earth Angel" :) elifbb yaş ortalamamız nedeniylen hepimize back to the future ı hatırlatıyoo bu müzik :) yani çok genelleme yapmıyim hadi, bana da diyim sadece...  doktor-doktor, marti-marti puhaha

Amidala (25 Haziran, 2007 13:45 Pazartesi)
aklıma gelmişken yaş olarak filmlerin çekildiği döneme yetişemesek de, hepimizin bi ucundan sevdiği filmler tam çocukluk dönemimizde defalarca tv de verilirdi... star wars,rocky,back to the future, alien ve daha niceleri... yeni nesil bunlardan bi haber oluyolar yahuu...

mezzoalto (25 Haziran, 2007 15:44 Pazartesi)
hmmm, reklamı şimdi izledim ve gerek elifbb gerekse kykbk ile hemfikirim, -şaşılacak bişi olmadı bu tabi:P-

gerçekten güzel / olası / anlamlı görünen tek şey dondurma çubuğuydu, belki bi de pipet.. diğerlerinin fazla zorlama olduğunu düşünüyorum, ve eğer illa genç ve güzel insanlar arasındaki aşk söz konusu olacaksa, bunun platonik olması şart değil ki, beraber yemek yapan, yağmurda koşan, ne bileyim, bahçeye çiçek eken, mutlu çiftleri koy reklama hem millet hislensin, hem "hayatlarının en önemli sorunu çıkmayan leke olan kadınlar" formatının dışına çıkmış ol (bu arada gullusum sen nasıl hatırladın o suat sungur'lu bingo reklamını yav:P) hem de izleyende "" şeklinde değil de "" şeklinde bir ifade oluşsun:) kirlenmekse öyle de kirlenilir:) müzik güzel tabii ki, ama gerisini pek tutmadım:)

meriç (zalambodont) kara (25 Haziran, 2007 15:54 Pazartesi)
lisede yaptığım salaklıklar aklıma geldi, garip mutlu oldum.

leonid (25 Haziran, 2007 16:55 Pazartesi)

Bi de: Aslında tamamen materyalist yaklaşıp hepinizin romantik havasını bozucam... :-)) ehehehe
Olay direkt "generation marketing" olmuş. Yani zaten size hitap ediyo ey X ve de ucundan Y generation. Neden?
Siz Back to the Future'ı da seyrettiniz, oradaki prom sahnesini gördünüz, ordan +1 free association... Sonra zaten hepiniz hafiften platonik takıldınız +2 (leonid'den gereksiz flashback: Ben yemek değil ama saç teli saklamıştım zamanında hüeee). ve bu platonik durumların tezahürleri de bu reklamdaki gençlik gibi oldu :-)) Şimdi şimdi anne olan veyahut da kendi parasını deterjana yatırmaya başlayan 1968-1985 yılları arası doğmuş tüm kitle baya sağlam kuşatılmış, tüketicinin içsel yaklaşımları (insight babında) acaip iyi decode edilmiş ve bu reklam çıkmış. E tabi hafiften estetiği de var ya müziği hikayesi, dadından yinmiyor :-)) Olmuş. -Reklamcının da senin "olmuş" demene ihtiyacı vardı sanki leonid... :-P


sadi (su geçirmez balık) tekin (25 Haziran, 2007 16:58 Pazartesi)
iyi de belki ben dondurma seçerken hani aşk temasıyla kandırılabilirim ama deterjan için biraz daha biraz daha uğraşmaları gerekecek..

ayrıca reklam kendi içinde güzel sevimli ama beni o kadar da sarsmadı.. hani olur ya

mezzoalto (25 Haziran, 2007 17:44 Pazartesi)
aslında hiçbir ürünü seçerken aşk teması ile kandırılabilir olduğumuzu düşünmüyorum, aşk çok sündürülmüş bir tema.. ama nedir, "ne aşkla ne aşksız" olduğumuzdan kelli hayatımız boyunca, işin içine aşkın nasıl karıştırılmış olduğuna bakarız: kör gözüm parmağına şirinlik mi taslamaya çalışıyorlar, yoksa hakkaten aşk-ürün-reklamın hikayesi uyumlu bir bütün haline gelmiş ve bizde samimiyet uyandırmış mı.. bu düşünme süreci bence işin içine "çocuk" ve "hayvan" karıştırılmış reklamlar için de geçerli.. içtenlikliyse yapılan çalışma, veya en azından bize öyle geliyorsa o ürünü almaya daha yatkın oluyoruz, değilse hepten uzaklaşıyoruz.. ama neticede mesela ülker'in dondurması ne kampanya yaparsa yapsın, sadece ülker oluşundan değil, lezzet bakımından da alacağım bir ürün değilken, panda'nın "dondurma va mı?" diyen pandası, normalde almayı düşünmeyeceğim bir ürünü "daha" arzulanır hale getirebiliyor.. ne oluyor: algida vs panda durumunda, pandanın pandası gelip eteğimden tutsa bile benim için algida olurken seçim, algida hariç markalar söz konusu olduğunda panda'yı tercih eder oluyorum.. eh deterjan bundan niye farklı olsun ki?

tabi deterjanda çok daha farklı parametreler de var: hali hazırda birim fiyatı yüksek bir ürün, ekonomik farklar, dondurma gibi bir ürüne kıyasla daha tercih belirleyici.. private label ürünlerle branded ürünler arasında dehşetengiz bir fiyat farkı var, branded olanlar da çeşit çeşit, orada elbette aşklı reklam değil "neden daha fazla ödeyesiniz" iyi bir kampanya olageliyor.. ama yine de şu da bir gerçek ki, pek çok kadının deterjanı ile arasında özel bir ilişki vardır, marka aidiyetinin en yüksek olduğu ürünlerden biridir, ve kolay kolay fikir değiştirilemez.. o zaman yine yukarıdaki duruma geliniyor, asıl tercih edilen ürün yoksa, ikincil içindekilerden fiyatça daha uygun ve/veya reklamca daha güzel olanının seçilmesi..
benim en beğendiğim deterjan kampanyası "omo"'nun "kirlenmek güzeldir" kampanyası ama halen ariel kullanıcısıyım:)

fair (25 Haziran, 2007 17:49 Pazartesi)

işin içine "aşk" girince iyi oluyor.. aşk'la yapılmış işler bir başkaadır. bir başkadır benim memleketim diye bitirmek istedim.


Amidala (25 Haziran, 2007 21:06 Pazartesi)
bişi danışmak istiyom sıcağı sıcağına  settar yine kızıcak bana alakasız şeyler yazıp konuyu dağıtıyom diye ama henüz bir deterjan markasına karşı aidiyet hissetmiyor iken, beyazlarım gerçekten nasıl beyaz kalacak  zuhaha - her hafta yeni beyaz atlet alıyom anacım, yıka yıka hepsi sararım grileşiyoo... mezzo ariel nasıl bu konuda :) beyazötesi giyebilecekmiyim...

meriç (zalambodont) kara (25 Haziran, 2007 21:10 Pazartesi)
amidala profesyonel bir bekar olarak sana bir tek şey diyeceğim: beyaz iç çamaşırı sux. renkli giy. ama illa beyaz giyicem ben diyorsan kosla oxi action gibi extra beyazlatıcılar kullan ya da 60 derece üstü sıcaklıklarda yıkama yap. evet.

Amidala (25 Haziran, 2007 21:13 Pazartesi)
thanks zalambodont, yarın ilk iş kosla oxi action alcam, şu pembe kabı olandı o galiba... ayrıca yaz aylarında beyaz atlet giymezsem yapamam... heran her yere uyar beyaz atlet, bigu partisi gibi yerlere bile  bi de bu senden öğrendiğim son şey diil, ayağımda topuklu olmadığı bi zaman bana capoeira adımlarını gösterirsin, geçen sefer pek yapamadım

meriç (zalambodont) kara (25 Haziran, 2007 21:37 Pazartesi)
ok m'am

mezzoalto (25 Haziran, 2007 23:07 Pazartesi)
hmmm, 60 derece ve üstünde yıkarsan da çok çabuk yıpranabilir, herhangi bir toz beyazlatıcı koyacaksan -bi sürü marka var- normal sıcaklıkta -mesela 40 derece-yıkasan da yeter:) ama onlarsız da gayet "beyazlar daha beyaz" oluyor arielle:) 

zalambodont, iç çamaşırı nedir ayol, amidala atlet derken kolsuz body'lerden bahsediyor:) t-shirt olaraktan:)

phoenixia (25 Haziran, 2007 23:26 Pazartesi)
obsesif yahu bunlar..söyleyene bak dememek lazım,duyarım.. 
yok yani bunların bi adım ilerisi korku filmi senaryosu, boxing helena falan...nası sıçradım..

ARTanubis (26 Haziran, 2007 00:32 Salı)
korkarım çok saçma olmuş... bir küçücük örneğini duymuş, görmüş, yapmış, yaşamış, hissetmiş olsam belki diyeceğim ama yok hayır... var mıydı hiç böyle aşknın peşinden çöp toplayan arkadaşınız, ya da yapanınız? aynısı olmak zorunda değil benzeri de olur...

sadi (su geçirmez balık) tekin (26 Haziran, 2007 00:46 Salı)
bi komşumuzun, biz tanıştığımızda 30 yaşında olan kıznın ilk kakasını bi kavanıozda sakladığını öğrenmiştik yıllar evvel.. gerisini sen düşün..

tiryaki (26 Haziran, 2007 02:25 Salı)
ben deterjan reklamlarında kirlenme tmeasından çok, alo tide reklamındaki çocukların karlı bahçede asılmış çarşafı görmemeleri tadını daha çok beğeniyorum. bu kirlenmek güzeldir beni sıkmaya başladı. pis bi nesil yetişcek. düzensiz, dikkatsiz... bakteri dolu..ayy

sadi (su geçirmez balık) tekin (26 Haziran, 2007 08:15 Salı)
allahtan ayşe teyze de bi yandan ürüyor.. en son kendi ekibini kurmuştu..

BigCell (26 Haziran, 2007 14:01 Salı)
Ayşe teyze ekibi sonradan dağıttı.

Genç ve çıtır ayşe teyzeler adayları arasında kendisini yaşlanmış hissedince maaşlarına zam işlerine son vermiş :)


asli (26 Haziran, 2007 22:24 Salı)
ehehe sgb :) kaka nasıl kavanozda saklanabilir sorarım sana. sonuçta organik bir madde. mumyalamış mı yoksam :D

sadi (su geçirmez balık) tekin (26 Haziran, 2007 23:20 Salı)
valla annem görmüş.. ben cesaret edememiştim :)))

hem kuru kaka dayanır bişicik olmaz

ARTanubis (27 Haziran, 2007 01:01 Çarşamba)
tiryaki pis bir nesil yetişecek diye üzülüyordun bak yetişmiş bile...

phoenixia (27 Haziran, 2007 08:20 Çarşamba)
bu arada çocuklara verdiğimiz fazlaca temizlik detayından sonra, hakikaten pislenmekten korkabiliyor,takıntı yapabiliyor ve çoğu şeyle ilgilenmek istemiyorlar..
özellikle yaratıcılıklarına katkı yapabilecek, boya yapmaydı, toprakla,kumla oynamaydı vs gibi... ve bu noktada doktorlar çocuklarınıza kirlenmek sorun değildir mesajını verin, birlikte kirlenme ağırlıklı işler yapın diyorlar.. 
yani omo'nun kirlenmek güzeldir mesajı haybeden değil sanırım...

mezzoalto (27 Haziran, 2007 10:09 Çarşamba)
yahu çocuklar kirlenmelerini sağlayacak oyunu filan bilmiyorlar ki.. bu reklamları sevmemin bir diğer nedeni de bu sanırım.. çok üzüldüğüm enstantaneler gördüm, görüyorum; ofis arkadaşlarımdan birinin 2 oğlu var biri 9 biri 6 yaşındaydı o ara.. o dönem ofisimiz de bahçeşehir'de, süper pastoral, duvarlardan biri yekpare cam, ve balkon kapısı gibi, yana kaydırılarak bahçeye açılıyor.. yani tam yazlık gibi, biz oturucaz odada, oğlanlar da oyun oynayacaklar bahçede gözümüzün önünde.. diye düşünüyoruz lakin nerdee? çocukları sokağa çıkarmak mümkün olmuyor ki.. illa ki tek bir bilgisayarın başında kavga edecekler, biri oynayacak öbürü küsüp oturacak.. "çocuğum neden bahçede güzel güzel oynamıyorsunuz, bilgisayarı her zaman oynarsınız" dediğimdeyse işte o beni süper üzen cevabı alıyorum: "bahçede ne oynayacağız ki? böyle tetris nintendo gibi bişi varsa onu bahçede oturup oynayabiliriz"

bahçede oyun oynamayı bilmemek ne demektir yahu? bissürü paralar verilerek gönderilen kolejlerde okuyan bu çocuklar, klasik oyunlar oynamayı öğrenmiyorlarsa, o okullara göndermenin ne faydası var.. üstelik çocuk dediğin oyun icad eder, tüm 12-13 yaşıma kadar yazlarım, yalova'daki evin bahçesinde "ahan da bu kozalaklar yumurta olsuuun, bu kurumuş manolya yaprakları da ekmeeek" diye diye oyun ve oyuncak icad ederek, ve tabii ki kirlenerek hatta bitlenerek filan geçti tetris icad olunduğunda ilkokulda bile değildim, ortaokula filan geçmiştim sanırım.. belki erkek akranlar o esnada kasetten oyun, atari filan oynamaya çalışıyorlardı ama sanırım hiçbiri de "oğlum çıkın bahçede oynayın" dendiğinde "bahçede oyun derken??" demiyorlardı..

tabi bi de işin steril anne boyutu var, şimdi zaten eve kapalı çocuğu sürekli "dur yapma etme koşma terleme üstünü kirletme" diyerek engelleyen, sanki evde çocuk yokmuşcasına ortalığı kristale-vazoya-kırılacak eşyaya bezeyip, sonra çocuk çocukluğunu yaptığında da kızıp köpüren çok anne var; çocuklar çocuk gibi değil proje gibi yetişiyorlar:planlı-programlı-deadline'lı.. bir arkadaşımız neredeyse doğduğundan beri ve neredeyse sürekli ingilizce konuşuyor oğluyla, deliricem deliricem:) ebeveynler de kafayı sıyırmış durumdalar yani:)

işte o bakımdan bir anılar-anılarımız programının sonuna gelirken, phonexia'ya gönülden katıldığımı ifade etmek ister, bırakınız kirlensinler derim.. omo'nun mesajının bir kısmı da annelere zaten; "çamur içinde gelse ne yazar kadın, bırak istiyorsa manda gibi debelensin toprakta, neticede yıkanır" diyor.. temizlik alışkanlığı da zaten biraz eğitim biraz da mizaçla alakalı birşeydir, mizacen pis bir çocuğu asla tam anlamıyla hijyenik bir varlığa dönüştüremeyeceğiniz gibi, özünde temiz bir çocuk da hiçbir zaman bu reklam veletleri gibi gelmeyecektir eve:)

abdulaziz (creaziz) şahin (27 Haziran, 2007 10:12 Çarşamba)
kargaya, yavrusu kuzgun,
b*ku altın görünürmüş.

BigCell (27 Haziran, 2007 10:35 Çarşamba)
Ben de bu aşamada Nintendo Wii'ye karşıyım.

Al raketini git korta ne oynayacaksan oyna, ekran bağımlılığı niye amaç kolunu bileğini sallamaksa.

sadi (su geçirmez balık) tekin (27 Haziran, 2007 10:39 Çarşamba)
tabi ingilizce daha steril türkçeye nazaran :lol:

o değil de, çocuğunun arkasından düşeceksiiiin diye koşan anne babalar var.. gördükçe dövesim gelir.. ne feci ya.. bırak düşsün kalksın.. yaşasın çocuk.. yok olmaz, o zaman da ilk kakasıyla birlikte kavanoza koy bari çocuğu..

Erman Sinan (27 Haziran, 2007 11:29 Çarşamba)
Valla sitenin en gevezesini bilmem ama en uzun yazani Mezzoalto olsa gerek...
Okunmuyor yahu, zaten Dikkat eksikligi ve hiperaktivitelik var... Bu yastan sonra ne hap, ne kafein hic biri fayda etmiyor! Bu yazilar geliyor iyice oynuyorum sandalyede

mezzoalto (27 Haziran, 2007 12:50 Çarşamba)
ermancım, bundan sonra senin gibiler için abstract koyucam yorumun başına:) mealini okursunuz:) şaka bir yana cidden başka türlüsü olmuyor (bilen bilir, benim konuşurken de kurduğum cümleler/paragraflar da uzundur); ya arka arkaya 4 mesaj atmam lazım birer paragraflık, ya da hiç yazmayayım daha iyi oluyor bazen:) yoksa kısa yazabildiğimde yazıyorum, hakikaten sadece 4-5 cümle içeren yorumlarım da var, valla billa:))))))

mezzoalto (27 Haziran, 2007 12:57 Çarşamba)
sgb, seninle bir konuda daha (bişi daha çıkmıştı bi ay kadar önce sanki:P) hemfikir oluşumuzun şerefine soğuk bir kutu kola kaldırıyorum burada.. gelişim psikolojisi anlatırken hep söylediğim şeyi söyledin: "bırakın çocuklar biraz düşsün kalksın, düşe düşe öğrenecek seçimlerine dair inisiyatif kullanmayı, hareketlerinin üstünde otonomi kurmayı, yoksa böyle hiçbişeye elini sürmeyen, risk almayan, özgüvensiz bireyler haline geliyorlar"

mesela omo bir sonraki reklam stratejisini böyle bir hikaye üstüne kursa keşke, mesajını çok daha iyi verirdi..

ingilizce konusunda da: mesele sadece sterilizasyon değil efendim, çocuk küçükken böyle böyle hızla ingilizce öğrenicekmiş, sonra okulda da başka bir dil öğrenicekmiş, böylece iki yabancı dil garantilenecekmiş.. dedim ya, bu çocuk yetiştirme değil, proje yönetimi:)

Matamua (27 Haziran, 2007 14:35 Çarşamba)
Bu reklamla da görüyoruz ki demek ki; deterjan sektörü kirlenmek konusunda bir zengin kalkışına geçmiş. Eskiden "aman kirlendi şimdi napıcam" diye panikleyen kadınları kurtaran kahraman markalar görürdük reklamlarda şimdiyse, "aman kirlenirse kirlensin ne kafayı takıcam" insanlarını görüyoruz. Artan hayat pahalılığında deterjandan tasarruf yapmaya çalışanlara direkt duygusal taraftan vurup, Omo'nun "kirlenmek güzeldir"ine doğru yöneliyorlar. Hayatta çamaşırdan önemli işleri olmayan ev kadınlarının azalması ve duygusal boşluğu artan iş kadınlarının artmasıyla da hedef kitlenin özlediği yaklaşımlarla onlara sesleniyorlar.
Bu ve benzeri yaklaşımları ilk izlediğimde başarılı ve sempatik bulsam da, bir kaç defa döndükten sonra fazla duygusal ve sahte bulmaya başlıyorum. Yine de emeğe saygı diye bi şey var tabii. : ) Duygusal bir toplumuz sonuçta, diğer ülkeleri bilmem ama bizde gayet izlenir hikayeler bunlar. Geri dönüşünü de görmek lazım tabii.

eezzggii (05 Temmuz, 2007 18:36 Perşembe)
ben lisede biyoloji notlarını yürütmüştüm temizmişim en azından...Ama çok sevimli bir reklam olmuş doğrusu. Platonik aşkın acısını hissettim birden içimde=((

sonercelik (05 Temmuz, 2007 20:23 Perşembe)
bu alinur velidedeoglu amcam iyi isler yapiyorda bunu u.s.a miyi yapmis yoksa bizim ulke icinmi dusunmu anlamadim ama bizim ulke icin dusunmus olmaz o olaylarin hicbiri gercek olamz yok oyle bi dunya bu ulkede ve dayatmiyalim bu ulke icin oyle seyler cun biz Turkler okadarda mal degiliz cebimize
pizza sokalim ama beynisi guzel bir is

meriç (zalambodont) kara (05 Temmuz, 2007 21:22 Perşembe)
bunu alinur velidedeoğlu yapmamış ki yazıyor orda ajans falan. Ajans: Del Campo Nazca Saatchi & Saatchi Prodüksiyon: Palermo Films

Yalçın (settar) Pembecioğlu (05 Temmuz, 2007 21:25 Perşembe)
Alinur Guzel Sanatlar'in ortagiydi ya, Guzel Sanatlar da Saatchi network'une girdi ya, oradan karistirilmis olmali. Bu Saatchi o Saatchi degil soner...

abdulaziz (creaziz) şahin (05 Temmuz, 2007 21:39 Perşembe)
bu ariel de o ariel değil:)

phoenixia (05 Temmuz, 2007 23:50 Perşembe)
aşık insan,ki aşkı platonik diye sınıflandırmak niyedir, dil,din, ırk, milliyet farklılığını gözetmeksizin "mal"lık yapabilir..
:))

sonercelik (06 Temmuz, 2007 16:20 Cuma)
hiimm
o saatci bu saatci degilse ozaman ben super karistirdim ozaman kusra bakmayin

anemon (16 Aralık, 2009 12:00 Çarşamba)
 yahu hiçbir vidyoyu izleyemiyorum, görünmüyorlar. Bunun sebebi nedir?

Yalçın (settar) Pembecioğlu (16 Aralık, 2009 12:03 Çarşamba)
Bu haberdeki video YouTube. DNS ayarları değiştirmeden ya da OpenDNS'e geçmeden izlemen mümkün değil. Şuradan bilgi alabilirsin.

Yorum yapmak için
- sisteme kayıt olabilir,
- Bigu üyesi iseniz ana sayfadan giriş yapabilirsiniz.