Yorumlar
Aydın (tetanoise) Gürer (10 Haziran, 2008 10:59 Salı)gayet doğal değerlendiriyorum ben bu durumu. baktığımızda bonus, world ve maksimum piyasayı domine etmiş görünüyorlar ve sanırım artık "marka" statüsüne erişmeyi de başardılar. bu anlamda markalarını başka bankalara satmaları da gayet doğal. bu franchise mantığını hala kullanmamasını garip karşıladığım birtek axess var bu saydığım 3 "kart markası" :) arkasından gelen. ancak onların nedense axess akbank'tır gibi bir duruşları var. oysa bence görünüş/duruş olarak garanti-bonus'a en yakın görünen rakip axess...hoş tabii bakarsınız yarın birgün oda Xbank axess oluverir...
Kart tasarımı pek feci olmuş... birde böyle bakalım :)
MioCaro (10 Haziran, 2008 15:10 Salı)güvensizlik yaratiyor bende.
neden oyakbank'in maximum'unu kullanayım ki işbankası dururken?
bir sekilde o bankayla calismak mecburiyetindeysem bile onun bana sunduğu kartı kullanmak zorunda değilim. Ki kullanmiyorum da.
Bir başka bankanın kart marksasını kullanan bankaya güvenmiyorum. Belli ki bu isi becerememisler baska bir markayla idare etmek durumda kalmışlar. Ben de orjinalini kullanmayı tercih ederim bu durumda.
mezzoalto (10 Haziran, 2008 19:33 Salı)mio neden diye sormuşsun hemen cevap vereyim: bir kere belli bir bankayla çalışıyorsan o bakanın internet hesabına şusuna busuna sahip oluyorsun, debitten credite transfer olsun, havale eft sorunsalları olsun çözüyor.. ama en önemlisi ki ben bunu yeni öğrendim, faiz oranlarında farklılıklar var.. mesela ziraat bankasının maksimum kart faiz oranı ile iş bankasınınki aynı değil.. eğer bu yıllık kart ücreti, vb diğer ücret bağlamında da fark yaratıyorsa, neden ötekini kullanasın ki? şu kadarını söyleyeyim, kredi aldığım için bende mecburen ziraatin maksimumu var.. borç transferini mümkün kılsalar, iş bankasınınkini direkt atar ziraate geçerim..
belki de artık bonus-world olayını garanti yapıkredi gibi değil visa ve mastercard gibi algılamaya başlamamız lazım.. bu kolay yaratılacak bir algı değil elbette, ve ana ligde olan kartların -ki haber metninde sadece world-bonus-maximum-advantage-axess belirtilmiş, ben cardfinans'ı da buna ekleyeceğim, özellikle elektronikte çok esaslı kampanyaları var cardfinansa özgü, nitekim 4. bir kart kullanacak olsam advantage veya axess değil cardfinans alırım- bankalarını usta diğerlerini de çırak konumuna sokuyor ama bunun algılanma sürecini daha geniş bir markaya dönüştürmesi gerekenler de bizzat bu markaların sahipleri bence.. yani bununla bonus'un, world'ün uğraşması lazım.. ayrıca kullanıcı açısından da bu durumun kolaylık yarattığını düşünüyorum: kampanyaları takip etme; faydalanma vb olaylar kolaylaşıyor..
koç'un paro olayı da aynı mantığa dayanıyor, çok tutuyorum.. koçtaş-aygaz-migros fark etmiyor, tek bir mağazadan aldığın parolu kartı tüm koç holding bünyesinde kullanabiliyorsun.. her mağaza zinciri için ayrı kart taşımaktan kurtarıyor..
phoenixia (10 Haziran, 2008 21:18 Salı)düzeltmek isterim ki,her ne kadar benzetme yapılsa da, mastercard ve visa gibi algılayamayız bonus ve world'ü..algılamamalıyız da.. world de, bonus da diğer kartlar da mastercard ve/veya visa'nın dağıtıcısı..
yetkinlik ve hükmetme anlamlarında kullandın belki ama elma, armut ve hal olunca karıştırmayalım dedim..:)
çoğu banka bu tip kapsama alanları yarattı, ortak pos geçişleri oldu..
senin world'ün varsa gidip fortis-world almazsın belki ama, fortis kartı olan için yeni avantajlar demek.. çünkü misal fortis'in pos sayısı world'ünkiyle karşılaştırılmaz..ya da teb'inki garanti'ninkilerle kıyas kabul etmez.. yayılımı geniş pos'a sahip bankayla ortak özelliklere sahip kartın olunca da avantajların artıyor..
dümen suyu kullanmak gibi.. kendi motor kuvveti az olan bir tırtır, önü sıra giden daha kuvvetli motoru olan takanın dümen suyundan faydalanır ve kaptırıp gidiverir..
Ugur Abi (10 Haziran, 2008 22:45 Salı)Gerçeği (Garanti-Bonus / Yapı Kredi-World) varken diğerini (TEB-Bonus / Fortis-World) kullanmak için, önceden müşteri olunması gerekiyor. Mezzoalto'nun dediği gibi...
Peki bundan sonra ne olacak. Bireysel bankacılıkta en önemli müşteri kazanma kapısı "kredi kartı" iken, TEB / Fortis / Halkbank /Oyakbank / Şekerbank yeni bireysel müşteri edinebilecekler mi?
Aslında bu projeler, "ben çaktırmadan bireysel bankacılıktan çekiliyorum" projeleri değil midir? Bundan sonra sadece mevcut ticari ve kurumsal müşterilerin bireysel uzantılarına hizmet vermek ve yenilikler yapmamak için bir çözüm değil midir?
Paro konusunda önce şu
yazıyı sonra da bu
yazıyı okumanızı öneririm. Paro bile çözümü daha yenilerde bulmaya başladı (İçeriden bildiğim kadarı ile, henüz Yapı Kredi ile sorunlarını çözmüş değil)
Çok soru sorarak tartışmayı biraz daha pazarlama eksenine yönlendirmek istiyorum.
Şirketlerin konsolide olması gerçekleşmeden, markaların konsolide olması durumunda, başka markayı taşıyarak uzun süre yaşayan şirket örneği var mıdır? (Duygusal bir sorgulama değil. Gerçekten öğrenmek için soruyorum)
Sadece bankalar ile sınırlı da tutmayalım. Pazarlama açısından, güzel bir tartışma yaratalım.
Ugur Abi (10 Haziran, 2008 22:53 Salı)Bu arada, gazetelerde okuduğum kadarı ile, ING daha önce Oyakbank'ın Maximum olma kararını beğenmemiş ve Bonus olmaya karar vermiş.
Oyakbank müşterisi olsanız ne düşünürsünüz?
Yeni müşteri olmaya kalksanız, kredi kartı ile başlasanız, ING/Oyakbank'ı mı seçersiniz, İşbank veya Garanti'yi mi?
Yalçın (settar) Pembecioğlu (10 Haziran, 2008 23:00 Salı)Adidas'la Diesel'in bir ortak urun gami
projesi var ama cok yeni. Adidas zaten pantolon uretmedigi icin kendi katalogunda olmayan bir turu katmis oldu boylece. Fakat Diesel tarafinda ayakkabi da var. Adidas'i uber-cool kabul etmis bir Diesel'in kendi ayakkabi tasarimlarini nasil sunacagi bir dert olabilir ilerde.
mezzoalto (11 Haziran, 2008 01:45 Çarşamba)yalnız bakın ben duygusal güç algılamalarından çok daha gerçekçi bir parametreden bahsediyorum: rakamlar.. kullanıcının bu konuda doğru bilgilendirildiği bir koşulda kimsenin garanti bonus, ykb world ile göbekleri bağlanmamıştır, bonus veya world ağından daha uygun faizle yararlanabiliyorsam neden diğerine gideyim ki? belki de yakın gelecekte bankalar bu ortaklıklarını bu kriterler üzerinden pazarlamaya başlayacaklar.. müşteri de hangi maksimum daha uygunsa onu alacak mesela.. yarın puan bile fark etse, fark farktır, asya bank tüm pazarlama stratejisini yılda bir kez kesilen kart ücretini almıyor olması üstüne kurmuşken -ki bu iş yapan bi argüman demek ki bunun üstüne kuruluyor- aynı avantajları daha uyguna alacak olan birey herhangi bir bankanın "maksimum"unu da alır..
ayrıca şu da var.. şu anda kullandığım kartların hiçbirini ben talep etmiş değilim.. üniversitedeyken garanti bankasını kullanıyorduk, önce garantinin kartı, sonra bonus geldi.. hatta bi ara şuursuzlaşıp bonus'un hem visa hem master olanını gönderdiler, birini iptal ettirinceye kadar akla karayı seçtim.. masterda üniversite işbankasını kullanıyordu, maksimum geldi.. ilk maaşım ykb'ye yatıyordu oradan da world geldi.. yani aslen ykb world veya garanti bonus'u da o bankanın müşterisiysen alıyorsun, değilsen, birisinin yolda şurda burda bi yerde sana ürünü pazarlaması lazım.. bu bağlamda teb'in garantiye kıyasla, veya oyak'ın iş bankasına kıyasla belirgin bir dezavantaja sahip olduğunu düşünmüyorum..
Ugur Abi (12 Haziran, 2008 00:19 Perşembe)Hangi rakamlar... Kimin elinde, yeni müşteri (bu sözü sürekli tekrarlıyorum) söz konusu olduğunda, "orijinali varken aynı markayı sunan bir diğerini tercih ederim" diyenlerin ölçülmüş rakamları var...
MioCaro da "güvensizlik yaratiyor bende. neden oyakbank'in maximum'unu kullanayım ki işbankası dururken?" diyor. Burada rakamlar varsa, 2 kişi (MioCaro ve Mezzoalto) üzerinden örneklem yapılmasını mı konuşuyoruz.
20 yıldan beri sektördeyim, ben bu konuda hiç araştırma duymadım. Hem rakamlar denilip, hem de "belki de..." "düşünmüyorum..." deyince, ben karıştırıyorum...
Eğer dünyada, şirketlerin konsolide olması gerçekleşmeden, markaların konsolide olması durumunda, başka markayı taşıyarak uzun süre yaşayan şirket örneği varsa duymak isterim. (Yukarıdaki örnekte bahsedilen değiştokuşu kasdetmiyorum)
Marlboro'nun çizmesini ve şapkasını; Camel'ın yelek ve ceketini yapan firmayı biliyor muyuz?
Melih Cılga (12 Haziran, 2008 01:09 Perşembe)Galiba kredi kartı pazarındaki rekabette en belirleyici strateji, işlem hacmindeki pazar payı anlamında "birinci lig"i oluşturacak kart markalarının er ya da geç banka markalarından bağımsızlaşacağını ve "bankalararası ortak marka" statüsüne geleceğini öngörebilmekti...
Normal koşullarda, bir tane düzenli maaşı olan normal bir insanın en çok iki üç tane kredi kartının geri ödemesiyle baş edebileceği, cüzdanındaki diğer kartların zamanla ister istemez işlevsiz hale geleceği belliydi mesela... Haliyle, kartlar arasındaki pazar payı rekabetinde önemli faktörlerden biri, hangi tüketicinin cüzdanındaki "en çok kullanılan kart" olacağınız ve hangi tüketici için "arada sırada kullanılan, ikinci / üçüncü kart" olacağınız meselesiydi...
Ayrıca, bankalar üye işyerlerinden alınan komisyon oranları ya da tüketicinin ödediği faiz oranları gibi, çoğunluğun ilgisi ve bilgisi dışındaki "riskli unsurlar" üzerinden rekabet etmeyi tercih etmediler. Onun yerine, hem tüketici sadakatine yatırım yaparak "harcamaların cüzdandaki kartlara dağılımı" anlamındaki pazar paylarını artırmak hem de tüketicilerin borçlu kalma (haliyle, faiz ödeme) süresini mümkün olduğunca uzun tutabilmek amacıyla, "ilave taksit" ve "çapraz satış" promosyonları gibi "popülist vaatleri" tercih ettiler.
Yanılmıyorsam, tüm kredi kartlarını okuyabilen tek bir POS makinesine geçilmesinin kaçınılmaz bir gelişme olacağının öngörülmesi de küçük kart markalarının sahneden çekilmesini biraz çabuklaştırdı.
Yani İdeal Kart'ın (ve diğer küçük kart markalarının) ölümü, herhangi bir üst düzey yöneticinin kaprisi ya da banka içinde pazarlama ekipleri arasındaki çekişme vs. yüzünden değil, daha derindeki başka dinamikler yüzünden ve kaçınılmaz biçimde gerçekleşti...
Umarım Fortis aslında gayet başarılı bir isim olan"İdeal" markasını en azından diğer bireysel bankacılık ürünlerinde yaşatmanın bir yolunu bulur...
mezzoalto (12 Haziran, 2008 16:34 Perşembe)uğur bey gene çook uzaklara gitmişsiniz.. rakam derken çok daha basit rakamlardan bahsediyordum, faiz oranlarından yani, örneklemler, araştırmalar filan değil.. maksimumun bütün özelliklerinden faydalanabildiğim sürece hangi bankanın maksimumu daha düşük faiz veriyorsa onunkini kullanırım.. çünkü bu kartların doğuş sürecini bilen insanlar olarak biz bu "işbank-maksimum" "garanti-bonus" eşlemelerini yapıyor olasak da zaman içinde melih beyin dediği gibi bunlar bağımsız markalar haline gelecekler, orijinler de önemsizleşecek..
Ugur Abi (12 Haziran, 2008 20:58 Perşembe)Fikirlerden biri "bunlar bağımsız markalar haline gelecekler, orijinler de önemsizleşecek"
Diğeri "orijinali dururken neden kopyasını kullanayım"
Burada amacımız kehanette bulunmak değil, fikir fırtınası yaratmak.
Bu arada, araştırmalar şunu gösteriyor. Kendilerine sorulduğu zaman "fiyat (faiz oranı) önemli" diyenlerin davranışları incelendiğinde "en az önemsenen" unsurlardan biri çıkıyor. "Müşteri deneyimi" konulu makalelerde "müşteriyi dinlemek" (voice of customer) konusunda çekinceler sıralanıyor. Davranış analizleri üzerinde daha çok duruluyor.
Bu konu ile ilişkisi: Başka marka altında olmasına rağmen, fiyat dışında farklılık yaratabilecek bir uygulama geliştirilebilir mi? Yani, olumlu müşteri deneyimi yaratmak sayesinde kalıcı olmak, bu koşullarda gerçekten mümkün mü?
Diğer yandan "kart markalarının er ya da geç banka markalarından bağımsızlaşacağını öngörmek" konusunda, maalesef katılamıyorum. Pazarlıkların bir çok sandalyesinde, ayrı rollerde oturdum. "Ana bankanın koşullarını uygulamayacağım" "kendim şapkadan tavşan çıkaracağım" demenin kolay olmayacağını biliyorum.
Ek olarak, "tüm kredi kartlarını okuyabilen tek bir POS makinesine geçilmesinin kaçınılmaz bir gelişme olacağının öngörülmesi de küçük kart markalarının sahneden çekilmesini biraz çabuklaştırdı" önermesi de yanlış. Hatta tam tersi.
Taksitli işlemler (Bankalararası Kart Merkezi'nin yayınladığı KART MONİTÖR isimli araştırmaya göre) kartın tercih edilmesinde en önemli unsur. Taksitli işlemin gerçekleşmesi için, kart ile POS'un aynı bankaya ait olması gerekiyor. Tek bir POS bütün bankaların işlemini alsa, tüm bankaların kartı ile taksitli işlem yapılırdı. Böylece küçük bankaların yaşama şansı artardı.
Tek POS makinesi mutlaka bankalardan birine aittir. Büyük bankalar, küçükler ile aynı POS üzerinde olmaya pek de sıcak bakmazlar. Zaten, küçükleri eleyen süreç POS sayısının azaltılması ile başladı. (Başka bir ortamda daha ayrıntılı tartışırız)
Yine de konu, kredi kartları değil. Konu, marka - şirket ilişkisi... Marka sahipliği kavramı, bu yılların önemli kavramlarından biri.
Örn: sigorta firması olmayan bir bankanın başka bir sigorta firmasının ürününü satması gibi değerlendirilebilir mi?
Settar'ın örneği burada ne derece geçerli. Yok mu başka örnek - ki bu nedenle bankaları tartışmak ile sınırlı kalıyoruz. (öyle ise, beni daha fazla doğrulayacak...)
Yalçın (settar) Pembecioğlu (12 Haziran, 2008 22:24 Perşembe)Aklilma yine biraz daha uc bir ornek geliyor benim. Bugun kafami karistiran bir konu hakkinda tesadufen ani bir sekilde yanit buldum.
Nike+ bildiginiz gibi Nike ve iPod markalarinin nefis bir ortakligi sonucu dogmus bir urun mikro evreni. Nike bir kosu ayakkabisi serisini tabanina minik bir elektronik aparat eklenebilecek sekilde uretti. Bu alet iPod Nano'ya baglanan baska bir parcayla iPod arayuzune kosu datalarini aktarabiliyordu. Proje mukemmeldi, tum kosu kayitlarinin tutulmasi icin tasarlanan internet sitesi
oduller aldi.
Iki superdbrand'in bu nisaninin mutlu gunleri cok surmedi. Once minik aygita ayrica sahip olanlara Nike+ serisi disinda ayakkabilarda da kullanmak uzere bir
aksesuar cikti.
Daha sonra da Nike, iPod'a bagimli olmadan sistemi kullanmaya izin veren dijital bir
bilekligi surdu piyasaya. Artik iPod sahibi olmadan da sistemden yararlanilabilecek. Boylece iki marka flort evresine geri donmus oldu.
Benim penceremden gorunen bu fakat marka adinin Nike+ olmasi, kosu kayitlarinin tutuldugu sitenin Nike tarafindan yapilmis ve host ediliyor olmasi aslinda bu ortakligin belirli bir sure icin planlandigi anlamina da gelebilir. Nitekim Nike+ piyasaya suruldugunde iPhone falan yoktu daha ve iPod Nano mininacikligiyla herkesi hayretlere dusuren bir cihazdi. Nike'nin bu hype'tan yararlanarak Nike+ markasini tanitmasi cok zekice bir is oldu.
mezzoalto (13 Haziran, 2008 03:27 Cuma)faiz oranlarının müşteri için en az önemsenen unsur olması bunun bankalar tarafından en az dillendirilen husus olmasından kaynaklanmakta, en azından ben böyle gözlemliyorum.. bankalar taksit sayılarını bas bas bağırır ve her cenahta gözümüze sokarken, faiz oranlarını ekstenin bile neredeyse kıyısına yazmaktalar.. ben de kendi adıma ziraatten kredi alırken "vermeyin kartı zaten maksimumum var benim" dediğimde, "ama bunun faizi daha düşük, bilmemnesi daha çok" dediler.. dediğim gibi bana bir de "işbankasındaki borçları aynı koşullarla cart diye transfer edebiliyoruz" deselerdi, o kartı kesip atmak için bir saniye düşünmezdim.. işbankası benim için çok muteber bir banka markası değil ama maksimumu seviyorum..
ayrıca melih beyin varolan durumla ilgili söylemlerinin kehanetten ziyade öngörü olduğunu düşünüyorum, malumunuz kehanetler ekseriyetle sürreel kaynaklardan türer ama öngörüler varolan koşullara bakılarak üretilen teorilerdir.. yürütülen mantığı doğru veya yanlış bulmak ayrı bir konu ama burdaki amacımızın ne olduğuna neden siz karar veriyorsunuz onu hiç bilemiyorum..
sorunuza gelince: sigorta ürünlerini de bankadan bağımsız düşünebildiğimiz için pekala bir banka başka bir bankanın sigorta ürününü satabilir.. hatta bu bonusunu veya maksimumunu satmaktan çok daha kolay olur..
Ugur Abi (13 Haziran, 2008 04:12 Cuma)Araştırmalar şunu gösteriyor. Kendilerine sorulduğu zaman "fiyat (faiz oranı) önemli" diyenlerin davranışları incelendiğinde "en az önemsenen" unsurlardan biri çıkıyor. "Müşteri deneyimi" konulu makalelerde "müşteriyi dinlemek" (voice of customer) konusunda çekinceler sıralanıyor. Davranış analizleri üzerinde daha çok duruluyor.
Bu cümle, sadece bankalar için geçerli değil. Müşteri deneyimi makaleleri, sadece bankalar için yazılmıyor. Bankaların faiz oranlarını küçük yazması, kenarına iliştirmesi ile "müşterinin önemsediği unsurlar içinde fiyatın sonlarda gelmesi" arasında hiçbir ilişki yok. Müşteri davranışı konusunda bir miktar okunursa, faydalı olur.
Belki, "faiz oranlarının müşteri için en az önemsenen unsur olması bunun bankalar tarafından en az dillendirilen husus olmasından kaynaklanmakta" zanneden kişiler, diğer ürün ve hizmetlerde de durumun Starbucks'dan Toyota'ya kadar yapılan araştırmalarda da bu yönde olduğunu öğrenerek bilgi birikimlerini artırabilir, akademia'da daha yararlı olabilirler.
Öte yandan, bunu haber yapmayı Settar ile tartıştığımızda, "bankalar konulu bir haber olmasını istemediğini" söylemişti. Ben ise " rakip olunan bir şirketin markasının öne çıkarılması kavramının pazarlama açısından önemli bir konu olduğunu" iddia etmiş ve tartışmanın bu yönde gelişeceğini umduğumu söylemiştim.
Yanılmışım. Kırmızı pelerini çekmeceye kaldırıyor ve bu konuda devam etmemeye söz veriyorum.
mezzoalto (13 Haziran, 2008 19:09 Cuma)kusura bakmayın ama burası "akademia" değil, benim "sizin akademianızda yararlı olmak" şeklinde bir amacımsa kesinlikle yok, ve olması da gerekmiyor.. burası farklı alanlardan farklı birikimlere sahip insanların görüşlerini paylaştığı bir mecra.. işletme veya iletişim fakültesinde bir panelde değiliz, bilim üretmiyoruz, dünyayı değiştirmiyoruz, zaten uslubunuzdaki tüm irrite edici tavır da bu abartılı didaktik kısmen hamasi söylemden ileri geliyor, ben sizin öğrenciniz değilim.. sadece müşteri olarak hissiyatımı söylüyorum, bunu bir focusta söylediğimde o verilerin bir parçası haline geliyorsa söylediğim şey burada da en azından o kadar saygıyı görmeyi hak ediyor.. keza biguda hiçbir haberin akış yönünü önceden planlamak ve tayin etmek mümkün olamaz.. ve bu planlanan şekilde süregelmediğinde küsüp böyle pelerinli dramatizasyonlara girmekse, gerçekten inanılır gibi değil.. aman efendim rica ederim buyrunuz, siz akademik akademik irdeleyiniz markalarınızı, biz sefil kullar yeterince okuma yapmadan, doktora filan almadan ağzımızı açma gafletinde bulunmuşuz, terk edelim "haberinizi", siz rahatsız olmayın! hey allahım ya!
Yorum yapmak için
- sisteme
kayıt olabilir,
- Bigu üyesi iseniz ana sayfadan
giriş yapabilirsiniz.