Yorumlar
ARTanubis (15 Şubat, 2007 11:36 Perşembe)bence çok ta basit değil... algı ve anlayış süreci çok basamaklı:
1- Kahve fincanı?? Starbucks reklamı mı bu?
2- VanGogh müzesi yazıyor, içindeki kafeyi tanıtıyor herhal
3- E görselin ne özelliği var ki böyle bozuk bir kadrajla gözümüze sokuyorlar??
4- Aaa kulpu kırıkmış, ee ne alaka??
5- Lan Van Gogh ta bir psikoz atağı sırasında kulağını kesmemiş miydi? "aaabiii kulagını kesen manyak ressam Fangok degil miydi" (2. versiyonu daha sık duyabilriz)
6- kırık kulp-kesik kulak.. ehe heehe eheh annadım lan
görüldüğü gibi burada basamaklar arası geçiş hızı çok önemli, basamaklar arası 1sn olan tiplerde reklama 5-6 sn bakmak gerektiği çıkıyor..riskli... aradaki basamaklardan birinde takılıp kalabilecek te çok insan var malesef, en risklisi....
kendimi analitik gördüm bu sabah...:)
bella donna (15 Şubat, 2007 11:41 Perşembe)art o değil de, asıl benim fincanın kulpunun kırık olduğunu fark etmem ve gülümsemem epey zaman aldı mesela 8)
ama çalışma çok hoşuma gitti, inkar etmiyciiiiiim..
c (15 Şubat, 2007 11:42 Perşembe)hollandalılar, tanıdığım kadarıyla, en az senin kadar analitikler ART. : )
bella donna (15 Şubat, 2007 11:43 Perşembe)bi de fincanların kulpları hakikaten kırık mı acaba?
ARTanubis (15 Şubat, 2007 11:55 Perşembe)işte ben de bunu diyordum bella, güzel ama zaman kaybettirme riski taşıyan bir reklam...
bu arada hoşgeldin, yoktur epeydir...
Doolittle (15 Şubat, 2007 11:56 Perşembe)öyleyse çok güzel bi konsept olurdu gerçekten.. bu arada art süper bi analitik yapmışsın ben de anı analitikten geçtim.. 10 saniyemi aldı :)) yorum yapamadım o yüzden bi süre..
Polka (15 Şubat, 2007 12:01 Perşembe)Artın dizgisinde 4 ile 5 arasına ben de şunu eklemek istiyorum.
4.5- eee kulbu kırıksa bunun, ben bu kaaveyi içemem ki? Kaave içilemeyen bi yerden mi bahsediyor acaba?
Doolittle (15 Şubat, 2007 12:21 Perşembe)Polka bunu sen söleme bari :)) resminde kahve iciyorsun kulbu yook :Pp
Polka (15 Şubat, 2007 12:25 Perşembe)kamuya malolmuş bi yorum yukarıdaki...
yoksa ben kaaveyi kulpsuz, bardaksız, şekersiz nası gerekiyosa bilimum şekilde tüketebilirim.. :P
Doolittle (15 Şubat, 2007 12:27 Perşembe)aynen :))
o yüzden bana çok ters geldi bu söledigin..
Polka (15 Şubat, 2007 12:36 Perşembe)ama herkeste aynı beceriyi aramak yanlış olur di mi? :))
Ceyhun Aksan (15 Şubat, 2007 12:44 Perşembe)Ben 2 sn. kadar çalışmaya baktım kulbu görüp bakalım ne denmiş diye yorumlara geçtim. İlk yorum, bir filmin sonunun söylenmesi gibi bir etk yaptı

Ama ben zaten anlamıştım ki

ix (15 Şubat, 2007 12:51 Perşembe)çok zor bir ilan değil bence gayet basit.
ayrıca aa kahve fincanı mı bu yoksa starbucks dedirtmesi onun merak (!) uyandırması anlamına geliyor ki bu iyi. asıl bakıp geçmeleri problem. 8)
Doolittle (15 Şubat, 2007 13:43 Perşembe)Dogru bölüyosun polkacım :)
ARTanubis (15 Şubat, 2007 13:46 Perşembe)algı-anlayış basamaklarını çok basite indirgemiştim... aslında her basamaktan sonra da alt açılımlar var....
1- Kahve fincanı?? Starbucks reklamı mı bu?
1-1 ben kahve sevmem geç sonraki sayfaya
1-2 starbucks reklamı herhalde, geçelim...
1-3 starbucks bozdu sanki, gloria jeans daha mı iyi ne
1-4 gloria iştecell'le kampanya yapmıştı, gidip içeyim
1-5 lan bu reklamlara da bi guzel bacaklı karı koymuyorlar o kadar para veriyoz paso reklam dolu dergiye
1-6......
daha böyle sürüp gidiyor...
ben 1-2 basamağını seçerek sonraki sayfaya geçebilirdim şahsen...
tam yedi tane z (15 Şubat, 2007 14:01 Perşembe)en azından ara sırada olsa 5-6 saniye düşünelim her zaman hazırı tüketmeyelim.... 
ARTanubis (15 Şubat, 2007 14:54 Perşembe)valla dergilere ve reklamlara bu gözle bakan dolu adam var bence... ben 1-5 değilim, olan varsa soralım...:)
siz kaçsınız sgb bey, kategoriler dışı??:)
MioCaro (15 Şubat, 2007 16:09 Perşembe)oldukça basit bir dille güzel bir gönderme yapmışlar bence. kulbunun olmaması kahveyi içmeye de engel değil. bu cafe diğerlerinden farklı bu fark da aslında eksiklik olarak görülen bir durumun farklılığından kaynaklı. ve bu cafe sıradan yerdeki bir cafe de değil müzenin cafesi :)
kahve bahane müze şahane diyebiliriz buna...
ix (15 Şubat, 2007 16:15 Perşembe)Bu arada farkettiyseniz Van Gogh Müzesi reklamı değil bu...
Van Gogh Müzesi içinde bulunan kafenin reklamı...
sanki bu gözden kaçmış gibi geliyor bana yorumlar yapılırken.
sadi (su geçirmez balık) tekin (15 Şubat, 2007 16:17 Perşembe)evet bütün bu alt anlam aramalarına ben de karşıyım. kulaksız adamın kulaksız kupası, bu kadar düz bu kadar yalın. bence de nefis. o değil de dudak payını çok bırakmışlar ona uyuz oldum esas ben..

ezgi (ezgi) turan (15 Şubat, 2007 16:18 Perşembe)tüm yorumları okumadım ama yazım bu ilan hakkındaki olumsuz düsüncelerle ilgili.
tek anlıyamadığım bu ilanın neresinin "ANLAŞILAMAZ' olduğudur. ürün belli allta yazıyo van gogh museum cafe. gorselde ortada.
bu ilanın hangi tarafı için algı ve anlayiş süreci çok basamaklı denildiğini açıkçası hiç mi hiç anlıyamadım. bu ilan hakkında neden bu kadar tartışılıyo gerçekten anlayamadım ve çok şaşırdım. boylesi iyi ve temiz çıkarılmış bir ilan için bu kadar çok yazı yazmak ve orasindan burasindan girip her türlü yorum yapıp ilanı çar çur etmek gerçekten komik, üzücü ve bir okadar da garip.
chavezding (15 Şubat, 2007 16:18 Perşembe)van gogh = kulağını kesen ressam indirgemesini çok yerde görüyom. keşke burada başka bir yaklaşım olsaymış.
kötü değil ama işte...
sadi (su geçirmez balık) tekin (15 Şubat, 2007 16:25 Perşembe)senin de hem gülüp hem üzülmen akabinde de garip hisler hissetmen sarsıcı, neşeli ve tedirgin edici olmuş ezgi.. hehe.. yedi cüceler gibi o ne allasen..

phoenixia (15 Şubat, 2007 16:45 Perşembe)başarılı ve lezzetli bir çalışma..yalınlığı ve mesajı, mükemmel dedirtiyor..
yorumlar ise latife.. sanırım...
ciddiye alınması gerekenin şaka, şaka olanın ciddi sanılması yazılı iletişimin bi "getirisi" sanırım...
ilaveten bir reklamın algı süresi 5 saniye ise bu uzun değil kısadır bile...sanırım...
başka sandığım birşey yok..
maral meral (15 Şubat, 2007 16:56 Perşembe)ifade çok yalın. hatta oldukça basit bir ilişkilendirme var. sorun sadece birazcık Van Gogh u tanımakta. tanıyınca bağlantıyı kurmak sn alıyor. bir cafe reklamı için orijinal bir çalışma bana kalırsa..
çok iyi..
elifbb (15 Şubat, 2007 16:59 Perşembe)bana da o mesaj çok basit ve kolaya kaçma gibi geldi, ki ne müze ne kafe için aynı şeyi düşünüyorum. o yüzden de sanırım daha farklı, kesinlikle yalın ama daha zekice bir şey beklerim. bekledim. beklerdim.
iyi ve temiz çalışılmış olmasına katılıyorum, ama bu beğenmeliyim anlamına çıkmaz değil mi? iyi ve temizse konuşmaya ne gerek var, sadece kötü ve baştansavmalar üzerine konuşalım da demek değildir değil mi? :) fikirleri paylaşıyor olmak gerçekten de ne kadar güzel, sevindirici ve bir o kadar da desteklenilesi sanki :)
ARTanubis (15 Şubat, 2007 17:29 Perşembe)Algı-anlayış basamakları teorim yalnızca ilanlar için değil yorumlar için de geçerli, daha anlaşılır olması için algoritma veriyorum, dikkatli okunsun lütfen birazdan da quiz yapacağım:
1- Kahveli reklamı oku
2- Len ne çok yorum yazılmış bu kadar “iyi ve temiz” bir işe de
3- Ahaaa Van Gogh’a “kulağını kesen ressam indirgemesi” yapılmış saptaması yap
3-1 espriyi anla gülümse
3-2 ciddiye al ve duyarlı ol hemen karşı çık
4- Okumaya devam et
4-1 Smiley’lere dikkat et, okudukça gülümse
4-2 Dümdüz oku, yorumları başka bir yerinden anla (ve/veya anlama)
5- Haksızlıklarla dolu bir dunyada yasadigini dusunerek işine dön..
6- .....
7- .....
böyle devam edip gidiyor... Bugünkü dersimizin ana fikri: Yorum yazmadan önce diğer yorumları iyi okuyup özümseyelim, anlamaya çalışalım, kreşe gittiğiniz yaşlarda o müzede kahve içmişliği olan Van Gogh hayranı bigulara bulaşmayalım, pişman olmayalım...ilan hazırlarken “İyi ve temiz oldu ooooh” diye iç rahatlığıyla hemen arkamıza yaslanmayalım, dünyanın sadece kendi bakış açımızdan ibaret olmadığını başka bakışların bu reklamı nasıl değerlendireceğini düşünelim...
sevgiler canlarım
maral meral (15 Şubat, 2007 17:38 Perşembe)sana da sevgi ve saygılar ARTanubis

...
sadi (su geçirmez balık) tekin (15 Şubat, 2007 17:43 Perşembe)art, sen de nerdeyse van gogh'la asker arkadaşı çıkıcann be ahahaha

hani bi an orda oturduk beraber kahve içtik diycen sandım.. nihoaha...
ARTanubis (15 Şubat, 2007 17:49 Perşembe)ben onu da anlattım sanıyordum miirim... bir gün hiç unutmam.. verandada oturuyoruz ben, Dr Gachet, Vincent (ben kısaca vini derdim)... yıl 1888 auvers'teyiz... nası sıcak yapmış o yaz... konuşacak halimiz yok... vini dedim bi kahve mi içsek.. demez mi bu sıcakta kahve içilmez çay içilir harareti alsın diye...bastık kahkahayı...
(genç arkadaşlara not: bu olay yaşanmadı...)
byparlak (15 Şubat, 2007 18:13 Perşembe)cok guzel calisma olmus..tebrikler!
buraKargın (15 Şubat, 2007 20:20 Perşembe)Tutmayın beni kıllık yapacam, arkadaş!
Van Gogh tek kulaklı mıydı? :)
Ceyhun Aksan (15 Şubat, 2007 20:38 Perşembe)MioCaro (15/02/2007 4:09:31 PM) `nun
yorumunu okuduktan sonra aklıma bizim yapabileceğimiz böyle bir reklamdan çıkartılabilecek bir mesaj geldi

"
Üründen tasarrufla malı ucuza satıyoruz"

Polka (15 Şubat, 2007 21:47 Perşembe)ART'ın iki üstteki yorumuna katılıyorum canı gönülden. Özellikle "ilan hazırlarken “İyi ve temiz oldu ooooh” diye iç rahatlığıyla hemen arkamıza yaslanmayalım, dünyanın sadece kendi bakış açımızdan ibaret olmadığını başka bakışların bu reklamı nasıl değerlendireceğini düşünelim... "
kısmına...
Yine her zamanki söylemime dönüyorum... "aaa, süpper olmuuşşş..." Eeeee?
Yorum yazılsın, konuşulsun ki yeni fikirler üreyebilsin... Tabii bu yapılırken de işkembeden atılmasın, bi temele oturtulsun... Hatta daha da ileri gidilsin, "ben nası anlıyor/algılıyorum"un ötesine geçilsin, bir başkası nası anlar, ne algılar da düşünülsün...
bella donna (15 Şubat, 2007 22:28 Perşembe)sabah haberi ilk gördüğümde aklımda yer edip de dile getirmediğimi polka'nın ardından daha bir dillendirme arzusuna girdim 8)
müzeydi, sergiydi, vs. gezmekten büyük zevk alıyorum. ama gelin görün ki beni kolumdan çekip götürecek biri olmadı mı ya da kazara mekanın önünden geçerken gözüm bir şeylere takılmadı mı totomu kaldırıp da gönlümü şenlendirmek fazla güç oluyor benim için. neticede bu eylem olarak değerlendirildiğinde bana kalırsa kişinin sosyal yaşama adaptayonu sürecinde geçirdiği aşamalar birinci planda önemli.
....
bunları yazdım. silmeye kıyamadım. cümleleri toparlayıp birleştirmek üzereyken birden hatırladım ki ilan müzeye değil müzenin kafe'sine ait. boşuna konuşmuşum. siz de boşuna okudunuz. okuduğunuzdan da bir şey anlamadınız. nihohjahahaha... kötüyüm ben kötüyüm kötüyüm demiştim de bana inanmamışlardı. çaldım zamanınızı...
manu (15 Şubat, 2007 22:51 Perşembe)çok güzel bir çalışma bence. görünce insan gülümsüyor. belki biraz genel kültüre ihtiyaç var denilebilir ama van gogh'un da en büyük özelliğini bilmiyosan yaşama artık:)
bu arada bu çok eski bir iş. ben bunu bi sene önce falan görmüş olmalıyım. çok zaman oluyor.
kurtyiyenkırmızıbaşlıklıkız (15 Şubat, 2007 23:31 Perşembe)ben bilmiyordum van gogh un kulak olayını . ama bu bilgiyle reklam birleştiği anda çok sade , çok hoş , çok da etkileyici..
ama artık çok geç sanırım , gidiyorum ben pencereden atlamaya
manu (15 Şubat, 2007 23:34 Perşembe):) van gogh hollandalı, hollandalı olup da bilmeyen atlasın canım sen dur. ben onu demeye çalıştım:P
ARTanubis (15 Şubat, 2007 23:48 Perşembe)çevir van gogh'u yanmasın:)
tiryaki (16 Şubat, 2007 00:30 Cuma)eheueh :) yorumları baştan sona okudum okudum... ulen bi tek ben mi bilmiyorum bu "van gogh = kulağını kesen ressam indirgemesini" dedim dedim durdum :) tek değilmişim :)
bi de; bu starbucks eğer standartta porselen fincana dönseydi sanırım olay olurdu; bu şekilde anlatmazdı... starbucks=kağıt bardak=kesilen ağaçlar! 60 şube her birisi için yaklaşık 120 fincan e bu da ast için niş bi pazar oluyor sanıırm :)
madem mozart çikolatasında şahsın resmi var; bu fincanda neden şahsın en meşhur eseri olmasın...
estet (01 Nisan, 2007 01:03 Pazar)van gogh müzesini gezip yorulduktan sonra kafesine oturup,kahve içerken kulpu kırık fincanları düşlemek isterim..
çok güzel düşler yaşatıyor reklam..
fair (29 Ağustos, 2007 11:43 Çarşamba)bugün eğlenceli bir müze haberi okudum çok güldüm... hürriyet'te kadının gündemi bölümüne koymuşlar (bu da ayrı bir ilginçlik ama olsun) başlık: penis müzesi

yazıyı aynen aktarıyorum: İzlanda'da bir adamın kurduğu "penis müzesi" görenleri şaşkına çeviriyor.
Sigurdur Hjartarson isimli İzlanda'lının aklına 1974 yılında değişik bir fikir geldi.
Dünyanın ilk penis müzesini açacaktı. Açtı da ! Tam 33 yıldır açık olan bu ilginç müzede tam hamster, at ve balina gibi 195 değişik hayvanın cinsel organı bulunuyor.
Sigurdur müzesini geliştirmek için son bir fikir daha bulmuş. Artık insan penisleri de toplayacak...
mehmet (29 Ağustos, 2007 11:52 Çarşamba) Yorum yapmak için
- sisteme
kayıt olabilir,
- Bigu üyesi iseniz ana sayfadan
giriş yapabilirsiniz.