Yorumlar
buraKargın (12 Eylül, 2007 11:29 Çarşamba)Fransızlar yine yapmış yapacağını.
Bu nargile filan değil, uğraşmasınlar boşuna.
Yine gıcık oldum...
buraKargın (12 Eylül, 2007 11:33 Çarşamba)Nargilenin Tarihi
Nargile doğu kültürünün bir öğesi olmakta ile birlikte doğuş yerinin Hindistan olduğu zannedilmektedir. Çok farklı kültürlerinin farklı adlandırdıkları bu keyif aracı Araplar tarafından Narcile, İranlılar tarafından da Kalyan diye adlandırılıyor. Asıl nargilenin kökeni ise Farsça?da Hindistan cevizi anlamına gelen Nargilden geliyor. Hindistan?da ortaya çıkan nargilenin ilk örnekleri Hindistan cevizinin içinin çıkarılıp kabuğuna bir kamış sokularak yapılmış. Zamanla Hindistan cevizi yerine kabak kullanılmaya başlanmış. Kullananların sayısı arttıkça porselen ve bronz da nargile için elverişli malzemeler haline gelmiş. Bunları cam, billur, çini hatta gümüş gövdeli nargileler izledi. Hindistan?da doğan nargile, başta İranlılar olmak üzere Araplar, daha sonra da Türk insanı ile tanışmış.
Türk insanının nargile ile tanışması aslında Osmanlı dönemine rastlıyor. O dönemde İran?dan getirilen ve zamanın kahvehanelerinde muhabbetlere eşlik eden tömbeki padişahlar döneminde yasaklanmıştı. Nargile de uzun zaman İstanbul Tophane?de , İzmir Kemeraltı?nda ve Ankara Gençlik Parkı'nda tömbeki olarak sunulmaya başlanmış. Bu nostaljik mekanların müdavimlerini ise genellikle orta yaşın üstündeki insanlar oluşturuyordu. Daha sonraki, yani yakın dönemlerdeki aromalı nargilelerin hayatımıza girmesi ile daha hafif bir içecek haline gelen nargile genç kitle tarafından da tercih edilmeye başlandı.
ruprect (12 Eylül, 2007 11:49 Çarşamba)öf sıkıntı geldi bana bu tasarım olaylarından. ben de gideyim de bir pipo tasarlıyayım ama dikkat edeyim ki hiç pipoya benzemesin. çünkü tasarım böyle bir şeydir. ayrıca siyah kemik gözlüklerim var.
bella donna (12 Eylül, 2007 11:59 Çarşamba)ama ama bunlar nargilenin haysiyetini hiçe saymışlar... hiç gazlı nargile olur mu? asıl haber olan ürün ise seksiden ziyade pek bir vibratör formuna yatkın göründü bana... 8( hem bu nargileyi nasıl fokurdatıyoruz?
bana nargileden yola çıkarak tasarlanmış birer obje olarak göründüler sadece.
Yalçın (settar) Pembecioğlu (12 Eylül, 2007 12:01 Çarşamba)Komur atesi mangali bile pratik olsun diye tuplu yapan zihniyet. Isin kotusu ben de bu zihniyetin esiriyim sanirim.
shinemu (12 Eylül, 2007 12:04 Çarşamba)istanbul dizayn haftasında gorduğumuzde " e ama fokurdadığı gozukmez, duyulmaz ne gereksiz diyip" ilerlemiştik. aynı zamanda kordonu da duş şeysini hatırlattı.
abdulaziz (creaziz) şahin (12 Eylül, 2007 12:08 Çarşamba)Bigu Küçük Rehber'e aykırı bir şekilde bu ürünü yorumlamak istiyorum.
"bıyyy"
mehmet (12 Eylül, 2007 12:21 Çarşamba)Nargile böyle bişey olsaydı, şeyh maktum çoktan dünyanın en çok tüten, en gümüş, en uzun sanat galerisine sahip, en kanserojen alışveriş merkezini bitirmişti bile.
big mac (12 Eylül, 2007 15:12 Çarşamba)bizim cesmibulbul den yapicaksin bi tane koyucaksin karsilarina..
settar bazi seyleri pratige dokemessin.. onlari bisey yapan belkide o ritueldir...
c (12 Eylül, 2007 16:11 Çarşamba)banyo armatürüne benziyo. duş şeysi gibi.
mehmet (12 Eylül, 2007 16:17 Çarşamba)mangalını tüple yapan zihniyet, "puromu asla çakmakla yakmam, gaz kokusu bozuyor" diyince aklıma che tişörtüyle iphone sırası bekleyen çocuklar geliyor.
pin (12 Eylül, 2007 17:21 Çarşamba)'ruprect' kardeş katılıyorum, onaylıyorum, bu yoruma içilir, içelim...
buraKargın (12 Eylül, 2007 18:01 Çarşamba)mehmet seninki tam bir "küresel chebelleşme" örneği olmuş.
zaptedilmesi zor zihniyetimsi...
ruprect (12 Eylül, 2007 18:34 Çarşamba)içelim pin kardeş, yeni bir rakı bardağı tasarladım ben, onunla içelim:)
mezzoalto (12 Eylül, 2007 18:59 Çarşamba)ruprect hakikaten "budur!" dedim ben de yorumu okuyunca.. ayrıca fransıza nooluyor, bi nargileye karışmadığın kalmıştı be adam.. ben sana daire formlu baget ekmek, pretzel biçiminde kruvasan tasarlıyor muyum kardeşim.. tüten hiçbirşeyi kullanmam ama nargile kokusunu severim ben çok, onu da kömür verir.. zahmetine katlanamıyorsan, nargile içmezsin.. aaaaa!
gazlı mangal olayıysa yemiş tüketmiş bitirmiştir beni her daim.. evde elektrikli olur, ona da mangal değil elektrikli ızgara denir.. dışarıda da kömürlü olur, mangal da odur zaten, gazlı mangal kavramını fikren reddediyorum, tanımına, doğasına aykırı.. onun zevki zaten o kömürü tutuşturmak, is kokmak, o etin en bi kanserojen biçimde ateşin üstünde pişmesi filanda zaten, gazlı yapacak olduktan sonra, ocağın üstünde tavada pişir, zahmetine katlanamıyorsan, yaptığın şeye mangal deme.. bir "aaaaa!" da ona!
gullusum (12 Eylül, 2007 19:14 Çarşamba)fransıza nooluyor dediğin Kuzey Afrika'da birkaç yüzyıl at koşturunca, herşeyi onlar yaratmış oluyor, kültürü bile. öyle ki nargile'nin eski görüntüsü çok oryantalist gelmiş herhalde onlara.
nargile kıvrımlı güzel. çeşm-i bülbül olanı zarif. çekince camda gördüğün fokurdayan su güzel. külleşen közleri itelediğin pervazı güzeli. Çok temiz, çok sade olmaması güzel. Bu başka birşey. Italyan pizzeriasında kareli masa örtüsü yerine cam yuvarlak masa kullanmak gibi bişi. Bunu da tasarlama be kardeşim. la havle...
tiryaki (12 Eylül, 2007 20:33 Çarşamba)neden ama. neden kimse beğenmemiş? bazı şeylere farklılıklar kazandırmak için denemeler yapmak fena mı ki. yarın içine çeşmi bülbül satarız onu koyarlar dış kaplamasını da çeşmi bülbül gibi yaparlar daha bambaşka bir şey çıkar ortaya. evde çevirmeli siemens türk marka telefon kullanalım o zaman. çevirme sesi, yuvarlağa parmak geçirme. sonuna kadar götürme vs. bu ritüeller de kayboldu. özlenir zaman zaman ama o artık başkadır. fotoğraf makineleri... perdenin sesi, aynanın kalkması inmesi, kurarken dişlilerin dönüşü... hepsi apayrı bir duygu deryası... ama dijital kameralarımız ellerimizden düşmüyor. ilk defa biguda bu tür bi olaya bu mevzuda karşılaştım.demek ki oryantalist bi bigumuz var :)
phoenixia (12 Eylül, 2007 21:44 Çarşamba)hah etiketi de tiryakiciimiz yapıştırdı... :)
sahip çıkalım o halde.. buyrun tophane'ye diyorum..:)
tiryaki (12 Eylül, 2007 21:46 Çarşamba)çorlulu ali paşa diyorum.
gullusum (12 Eylül, 2007 23:59 Çarşamba)yahu tiryakiciim ne alakasi var? cep telefonu da kullaniyoruz cesit cesit, kimse degisime gelisime hayir demiyor ki burda. aksine biz teknoloji sever, degisik herseyin ve dahi yeniligin pesinde kosar bir grup degil miyiz? sahsi gorusum nargile ciddi bir keyif tarihcesi tasir, burada bu tasarim, bu tarihceyi taciz etmis gibi hissettim isyanim bunadir
bak mesela su
linke tiklayalim, meziyetlerini gorelim. devrilince koz ortaliga sacilmiyor, daha hijyenik vs. diye anlatilmis. ne guzel. yenilik ve denemeleri sonuna kadar destelemekteyim, fakat gosterdikleri nargile degil, baska hersey olabilir. ki nargileden etegini bile yakmis bir insan olarak konusuyorum burda:)
istanbul'da olsam bi dakka durmam tophane'ye toplardim tum online biguculari...offf canim cekti yaaaa...
mezzoalto (13 Eylül, 2007 00:10 Perşembe)ben de nacizene açıklamamı yapayım:) birincisi nargile denemesini fransızların yapmaya kalkması çok itici.. kültürünün yerleşik bir parçası olan, içine otantik ve orjinal halini ziyadesiyle sindirdiğin bir şey üzerinde tasarım denemeleri yapılmalı diye düşünüyorum.. bu bir finlinin ince belli çay bardağı, bir afrikalının rakı bardağı üzerine denemeler yapmasına benziyor..
çevirmeli telefon veya analog makinadan vazgeçişimiz hayatı kolaylaştırdığı gibi son ürünün/hizmetin kalitesini de arttırıyor.. yani daha iyi bir sonuç aldığımızdan dijital olanları tercih ediyoruz.. oysa ki mesela gazlı mangal veya gazlı nargileden kömürlü olanından daha iyi / daha kaliteli bir sonuç almamız mümkün değil, orjinaline yakın ama daha az zahmetli / daha kolay / daha hızlı sonuç almaya çalışıyoruz.. e nargile de hayatımızın çok elzem bi ihtiyacı değil, gazlısı olmayıversin yahu; veya açık havaya mangal yapmaya kalkmışsan bi zahmet kömürüyle de uğraş yani..
ayrıca tasarımsal olarak da ürün nargileden başka herşeye benziyor:)
esperanto (13 Eylül, 2007 05:40 Perşembe)geliyorum istanbul ve tophane... bu arada açıkçası sevgilimi bu nargileyi içerken görmeyi çok daha fazla isterim -o da kesin isterdi eğer öyle biri var olsaydı- : ) nerde şu benim hayalimdeki kadınlar seslerini niye duyamadık da ortalığı kıllı göbekli erkeklere bıraktınız anlamadım : ) bi de kadınlardan da bizim nargilemiz şöle bizim nargile böyle diyenler var ki nasıl olur buna değişirsiniz bizim orjinal nargilemizi anlamıyorum, hayır sanki evinizin dekorlarında kullandığınız şeylere hangisi uyumlu nolur biraz gerçekçi olun. zaten tophaneye pazarlamıyorlar ki bunu, el insaf ama ya. ayrıca maktum o kadar zeki maharetli bi adam olsa türkiye'de at koşturmazdı ve halis karataş'ın olduğu bir koşuya at sürmezdi : ) ayrıca diğer yapamadığı şeylerden de bahsetmeyelim yeri değil. ayy yeter uff..... ; )
not: benzetmenin aslı 'Göbek kaşıyan, uzun kollu kıllı adam"dır bana ait değildir öylesine yazılmış bulunulmuştur, hiç bir biguyu hedef almaz. : ) siyasi ironi hiççç yapılmamıştır zaten yeri değildir : )
mezzoalto (13 Eylül, 2007 12:41 Perşembe)esperanto'cum eğer evinin dekorunda nargile kullanmak isteyecek kadar oryantal bir dekorasyon anlayışın varsa, zaten nargilenin orjinalini kullanırsın, duvarda kilim, sağda şark köşesi, falaaan filan.. yok zaten öyle değilse dekorun, e o zaman nargilenin ne işi var, vazo koyarsın, mum koyarsın, koyacak bi sürü şey var.. bunun gidebileceği dekor belli ve ben bunun yakışabileceği mesela süper minimalist-uzay çağı ambiansında döşenmiş bir eve oturup köşeye de bu ne idüğü belirsiz nesneyi koysam ve eve gelenlere sorsam "bu nedir" diye, kaçı nargiledir bu der bilemiyorum.. dolayısıyla o janjanlı bir heykel veya renove edilmiş bir parfüm şişesi gibi düşünülebilir ama nargile demeyelim yani:)
ARTanubis (13 Eylül, 2007 17:30 Perşembe)bu da duşta dönüp duran kordon gibi bizi deli edebilme kapasitesine sahip mi acaba...
çok çirkin... bu kadar gereksiz bir tasarımdan sonra insanı ihrac etmiyorlar mı yaw "tasarımcılar odası"ndan filan

nası yürüyor sizde işler tasarımcı arkadaşlar??
tiryaki'cim nickinle çok çelişmiş bu ürünü beğenmen ama "zevkler renkler tartışılmaz" seni affediyorum:)
phoenixia (13 Eylül, 2007 21:27 Perşembe)o kadar da açık davet yaptım,kimse de hadi toplanalım tophane'de, tüttürelim nargileee dememiş.. nerde gaz,nerde galeyan kültürü.peeeh..
ARTanubis (13 Eylül, 2007 21:49 Perşembe)phoenixia süper fikirdi ve pastı ama o kadar zamansızım ki gole çevirsem mi bilemedim?:)
nargileyi boşverip yarın touchdownda mı görüşsek.. espirimate in doğum günü var yarın 9 dan sonra oradayız...
espirimate (13 Eylül, 2007 22:25 Perşembe)Arkaşlar isteyen gelsin valla, davetiyeye gerek mi var yani...
İhtilal çocuğuyum ben, vatan millet sakarya...Hepinizi kucaklarım valla:)
big mac (13 Eylül, 2007 22:30 Perşembe)nice yillara espirimate..
pantarhei (14 Eylül, 2007 03:51 Cuma)Ben tütün kullanmam ama bu nargile beni sarmadı birde illet oldugum bi durum vardır.
Kim içiyor nargileyi?
Biz
Kim tasarlıyor?
Fransızlar.
Kime satıyor?
Muhtemelen bize.
Anne ben faşistmi oldum?
???
sadi (su geçirmez balık) tekin (14 Eylül, 2007 09:16 Cuma)bellacım bunu nasıl vibratöre benzettin gerçekten korktum.. hayır yani kullanılırken düşündüm de.. pek ergonomik(!)olmasa gerek..

bi de "istanbul dizayn haftası" nedir allasen shinemu? "istanbul tasarım haftası"nı duydum, hatta "istanbul design week" diye inciluzcaya çevrildiğine de şahit oldum ama seninkini pek çıkaramadım. o 'design' kelimesinin dizayn diye türkçeleştirilmeye çalışılmasına illet oluyorum (belli oluyordur), sanki 'tasarım' şeklinde bi karşılığı yokmuş gibi.. :)
sadi (su geçirmez balık) tekin (14 Eylül, 2007 10:02 Cuma)gelgelelim burda anlamakta zorluk çektiğim iki konu var.
peki diyelim ki siz geleneksel değerlere kültürel ögelere çok bağlısınız ve değişim konusunda biraz tutucusunuz. nargilenin ne kadar türk olduğu konusuna girmeden, bu bağlamda hala hindistan cevizi kabuğunda içmeniz gerekmez miydi nargileyi?
peki ya benim ultra modern bir evim var ve nargile de içen biriyim. oryantalliği de sevmem, tiksiniyorum, ne var bu nargileyi alıp koysam, neden bu kadar tiksintiyle yaklaşılıyor anlamak mümkün değil.
bir beğeniyi ifade ediyor olabilirsiniz ama bu kadar dayanaksız kötülemeleri benim içim almıyor. bir ürün piyasadaysa bunun tasarımcı öyle istedi, çizdi, ürettik akşamına, yarın da kısmetse salarız piyasaya şeklinde çıkmadığını çeşitli vesilelerle konuştuk.
hadi bunu geçtim de, "bir fransız neden nargile tasarlar ki" yaklaşımı kanımı donduruyor. izin belgesi mi almak lazım kültür bakanlıklardan bi tasarım yapmadan önce? nedir burdaki kriter? kunter şekercioğlu da bir
nargile tasarladı, o da nargileye benzemiyor? ama türk diye onun izni var mı? yoksa sadece hintliler mi nargile tasarlayabilir? bir finli neden çay bardağı tasarlayamasın?
ben nargile içmeyen bir türk tasarımcı olarak bir nargile tasarlamayı düşünmezken nargile fanatiği bir fransız neden tasarlamasın? hangimiz nargileye daha yakın? (sizin düşüncelerden hareket ederek soruyorum, yoksa bence yakınlık gerekli değil)
bir tasarımcının bir ürünü tasarlaması için ne gibi kriterleri karşılaması lazım peki sizce?
-o ürün o tasarımcının kültüründen gelmeli?
-o tasarımcı o ürünü kullanmalı?
-o tasarımcı o ürünü herkese beğendirmeli?
- o tasarımcı o ürünü kimsenin aklına gelmeyen bir biçimde çözüyorsa bile bunu karmaşık / kompleks(!) bir şekilde yapmalı ki; saygı duyulsun?
-o tasarımcı o ürünü herkesin görmeye alıştığı şekilde yapmalı ki kimse yadırgamasın.
neyse ben biraz soğuyayım.. hararet yapıyorum..
mezzoalto (14 Eylül, 2007 13:08 Cuma)off sgb yaa.. elbette bir tasarımcının birşey tasarlaması için kimseden izin almasına gerek yok, canı her isteyen herşeyi zaten tasarlayabilir, ve o tasarladığı şey de aynı şekilde beğenilir veya beğenilmez.. ama sonuç itibariyle yeterince yakın olmadığın bir ürünü -kullanıyor bile olsan- tasarlamaya kalkışırsan, bu örnekteki gibi, sonuç çok başarılı olmuyor; hele de yaptığın tasarım, ürünün doğasını böylesine değiştiriyorsa -gazlı olması gibi- haliyle eleştiriliyor.. eleştirinin çıkış noktası da "nargile kültüründen gelmeyen bir adam nargile tasarlarsa, olan bu olur" oluyor..
lakin kunter şekercioğlu'nun tasarımı da maalesef içimi parçaladı, nedir bu da elektrikli nargile mi? hey güzel allahım yaa.. işte burada da şunu demek mümkün: "hadi fransız adam olaya bu kadar vakıf değil, sen nasıl bu kadar çirkin birşey tasarlarsın??" nargile de seri üretim olmasın ya.. olmasın yani, o eksik kalsın.. şimdi benim de bir kullanıcı olarak bunu temenni / talep etmemde yanlış olan nedir?
habere konu olan şeye gelince.. haliyle beğenen olmuş ki üretmiş yapılmış, ama burada daha ziyade beğenilmemiş olması sana neden bu kadar dokundu ben onu pek anlayamadım asıl.. tasarımlanmış herşey eleştiriden muaf mıdır? (madem cevabı belli demagojik sorular soruyoruz, buyur ben de sordum sana bi tane)
ayrıca burada daha evvelki haberlerde tartışılan "ama bu ürün kırılır, bu düşer" türünden muhtemelen daha evvelinden düşünülmüş şeylere dair bir eleştiri yok, burada daha ziyade görsel olarak nargileye bu kadar benzemeyen bir şeye nargile denmesi, bir de bu ürünün gazlı olması eleştiriliyor.. haliyle bunların bir yere "dayanması" da gerekmiyor.. keza beni fi tarihinde hindistan cevizi kabuğunda içilmesi de ilgilendirmiyor, hintli değilim çünkü.. benim kültür normlarında nargile cam-porselen malzemeden üretilen, oldukça farklı bişi.. zaten tüm eleştirileri de türkler, türk normlarına istinaden yapıyor, belki bir amerikalı bakıp "aaa fantastic!" dicek.. de bana ne yani?
keza bir çok ürünün arge süreçleri konusunda da şüpheciyim ben, cartedor da eminim bilimum gıda mühendisi elinde, aromalar oluşturup, uğraşıp, ürün fikirleri için focuslar filan yapıp, seksen çeşit şeyli dondurma üretiyor lakin ortaya çıkan şeylerin 1i lezzetliyse 9u berbat.. yani işin içindeki 5-10-20-50 kişinin "olmuş bu yaa olmuş olmuş" demesi, aşure tadında bir dondurmanın lezzetli bişi olması anlamına gelmiyor.. aynı durum bilimum tasarım ürünü için de geçerli..
sadi (su geçirmez balık) tekin (14 Eylül, 2007 13:22 Cuma)başarı kriterleri nedir mezzo? kim belirler? senin bi ürünü beğenip beğenmemen sadece seni ve olsa olsa yakın çevreni bağlar. bu işler biraz daha global ölçekte düşünülür eminim bilirsin..
"ama sonuç itibariyle yeterince yakın olmadığın bir ürünü -kullanıyor bile olsan- tasarlamaya kalkışırsan, bu örnekteki gibi, sonuç çok başarılı olmuyor"
"hadi fransız adam olaya bu kadar vakıf değil, sen nasıl bu kadar çirkin birşey tasarlarsın??"
bu iki paragrafa diyecek bişi bulamıyorum kendi aralarında konuşuyorlar zaten..
"ürünün doğasını böylesine değiştiriyorsa" bu bağnazlığı anlamıyorum işte. bırak değiştirsin. sen eskisini kullan. ama ürünün doğasını değiştirenleri eleştirme. gelişma anca böyle olur çünkü. kim bilir bu nargile peşinden neleri tetikleyecek..
haberdeki tasarımın eleştirisini uzun uzun anlattığım üzere sadece beğenilme beğenilmeme olarak almadım mezzo. bir tasarım kültürünün olmadığı ülkemizde değişikliklere gösterilen direnç açısından aldım. anlatabiliyor muyum? bu mesleği yapan bi insan olarak böyle bi ortamda böylesine yorumlar gelmesi içimi parçalıyor evet.. sadece beğenmeme değil maalesef.. satır aralarında çok kritik çok hayati şeyler söylüyrosunuz ve bunları okumak üzücü..
ayrıca keşke bu ürün kırılır burası düşer gibi daha elle tutulur bi şekilde eleştirseydiniz. daha sağlıklı olurdu şu anki durumdan..
acaba ilk elektrikli ocaklar çıktığında da türk kadınları ayaklanıp TEM otoyolunu trafiğe kapayıp eylem yapmışlar mıydı merak ediyorum..
mezzoalto (14 Eylül, 2007 14:01 Cuma)insanların değişime açık oldukları ve olmadıkları noktalar vardır sgb'cim, belki bazıları mutlak ve tartışmasız düzeyde esnek ve liberal hayatlar sürdürüyorlardır ama bazen bazı şeylere de dokunulmasın istiyor gönül, gelişim ve değişim herşeye müdahele etmesin..
şöyle bir örnek versem belki daha net olur: yıllardır gökkafes'in varlığı beni tiksindiriyor.. sadece çok ama çok yüksek bir bina olarak siluetin canına okumasından da değil, bildiğin çirkin bir bina olmasından de.. en azından bana göre.. dün motorla karşıya geçerken aniden o siluetin kenarına köşesine fulyaya yapılan kulelerin filan yerleştiğini gördüm.. "aha" dedim, "belki de bir 10 yıl sonra bu bina kaybolacak bu diğer kulelerin arasında, fark bile etmeyeceğiz, rahatsız bile etmeyecek belki bizi" -tabi o iğrenç kırmızı şeyleri belki renove ederlerse filan-.. gelişim, şehirleşme, zamana direnememe diye bin tane şey de geçti aklımdan.. ama içim rahat etmedi işte, "siluet tamamen kabuk değiştiriyor, bambaşka bir görüntü olacak zaten 20 yıl içinde, o yüzden üzülme artık" diyemedim kendime.. o binanın siluette yarattığı darbenin verdiği rahatsızlık hep baki kalacak benim nezdimde, hep sanki "yol açmış" gibime gelecek..
burada çay bardağı üzerine, çay bardağı kültüründen gelen insanlar tarafından yapılan tasarım ve form değişikliklerini de yadırgayan çok insan var, çok sencileyin olan şeyler konusunda daha hassas olunuyor belki de (senin hangi benim hangi haberlere ne tepki verdiğimize bakarak da bunu görmek mümkün:D).. türklerin tasarım kültürüne açık olup olmamaları konusu değil bu ayrıca, bu sözü edilen nesnenin çok bizcil olmasından kaynaklanıyor hassasiyet.. araba tasarımı haberlerinde böyle bir yaklaşıma hiç rastlamadık değil mi -karsan taksileri haricinde:D-, değişime aslen her zaman her yerde belli bir oranda direnç gelir, çünkü sonrası belirsizliktir; bizde daha fazla da olabilir, statükocu bir toplumuz sonuç olarak; ama bu derece direnç varsa belki de ürüne karşı demek ki bir "duygu" besliyor oluşumuzdan kaynaklanıyor, sadece düşünce değil, bununla beraber biraz da duygu.. duyguyla da duygusal yorumlar geliyor..
ayrıca çok pardon ama hani kendimi de biliyorum: mesela ben; tasarım konusunda ne kadar "hayati" "iç parçalatıcı" bişi söylüyor olabilirim ki yani??? ürün "bence" başarılıdır veya başarısızdır, ve sen her ne kadar daha derinden alırsan al, bu haberdekilerin çoğu da temelde "beğeni" odaklı eleştiriler..
fair (14 Eylül, 2007 14:06 Cuma)ben bu nargileyi beğendim gayet şık fransız usulü olmuş.. neticede tüm beğeniler kişilere özgüdür.. ben beğenirim, başkası beğenmez.
kobay (16 Eylül, 2007 04:52 Pazar)nargile ve bong arasında 7 farkı bulsun fransızlar :)
esperanto (16 Eylül, 2007 04:59 Pazar)emniyet kemeri ve airbag arasında kaç fark var biliyoruz değil mi? ne güzel... iyi ki bi gün çıkıp bunlar bizim kültürümüz demiyorlar, yoksa napardık mazallah : )
abdulaziz (creaziz) şahin (16 Eylül, 2007 07:21 Pazar)herşeye; "fransız kalma" eğilimli bir milletiz...fransız da öyle kalalım diye elinden geleni ardına koymayıp, önümüze nargile diye sunarken, biz hala olsunu-olmasını konuşuyoruz.
"cumbalı eyfel kulesi yapar,beraberliğe gideriz"
ARTanubis (16 Eylül, 2007 18:06 Pazar)tasarımcı bir arkadas bir sınıf arkadasının arzum için bişiler tasarladığından bahsediyordu kunter sekecioglu imiş megersem:) güzel bir nargile..
bu arada bana nargile içmeyi öğreten, kapalı çarşının arka sokaklarını gösteren filan hep istanbulda yasayan fransız arkadaşlarım oldu... elin fransızı 35 yasındaki benden daha hakimdi nargile kulturune yani:)... tasarım olayında fazla milliyetçi davranmanın çok anlamı olmadığına katılıyorum...
Yalçın (settar) Pembecioğlu (18 Eylül, 2007 00:05 Salı)Ross Lovegrove'un Vitra icin yaptigi Hamam adli bir seri tasarladigini hatirlatarak SGB'ye destegimi veriyorum,
mezzoalto (19 Eylül, 2007 00:51 Çarşamba)lovegrove'un serisinin adı sanırım istanbul ve de seride hamam çağrıştıran tek şey banyonun ortasında hamam taşı gibi durması hedeflenmiş yuvarlak küvet.. en azından vitranın sayfasından görebildiğim bu.. ve burda ross amca "yepyeni bir hamam taşı formu" geliştirmemiş, "türk hamamına alternatif" bir tasarım da yapmamış.. kavramdan esinlenmiş sadece, eh istanbula özel bi seri yapıyorsan da bu çok normal hatta güzel ve hoş..
bunun ötesinde ben hala bir şeyin yapılabilirliğinin o şeyi makul ve işlevsel kılmadığını ve tv, masa, sandalye tasarlamakla hamam-nargile-çay bardağı tasarlamanın aynı şeyler olmadığını düşünüyorum.. kulağa fazla muhafazakar geliyorsa üzgünüm ama buraya "yapılmıştı" diye konan hiçbir örnek "bence" güzel/estetik/gerekli değildi, -lovegrove serisi hariç, orda da şık tasarımlar var ama zaten tasarlanan şeyin formu ve doğasını kökten bozan hiçbişi yapmamış gibi duruyor-.. kilittaşı'nın nargilesine de baktıkça ağlayasım geliyor.. fransızların nargile merakının da fena halde oryantalist olduğu inancındayım.. yapsın bir türk cumbalı eyfel kulesi, bakalım fransızlar ne diyor..
Yalçın (settar) Pembecioğlu (19 Eylül, 2007 01:10 Çarşamba)mezzo, Lovegrove o seri icin hamam tasi tasarladi. O calismalar sirasinda kendisini yakindan gormuslugum bilem var hatta.
Baska sorun var mi? :)
Yalçın (settar) Pembecioğlu (19 Eylül, 2007 01:14 Çarşamba)"Osmanlı kültürünü yansıtan hamam tası da serinin en özel ürünlerinden biri olarak, Ross Lovegrove’un eli değdikten sonra 21. yüzyıldaki ideal formuna kavuşuyor."
kaynakE bal gibi de Osmanli kulturune ait hamam tasina alternatif bir tasarim yapmis adam.
mezzoalto (19 Eylül, 2007 01:19 Çarşamba)nesi alternatif pardon, ben o hamam tasını da gördüm de tasarlanmış bişi görmediğim için lafını bile etmedim.. ortasına kybele kabartması basılmış bildiğimiz bakır renkli-yuvarlak hamamtasından bahsediyoruz değil mi? yoksa başka bişi de tasarlamış da ben mi görmedim??
Yalçın (settar) Pembecioğlu (19 Eylül, 2007 01:22 Çarşamba)Yani ecnebiler turk/osmanli kulturunden urunleri tasarlayabilir, ancak orijinal tasarima sadik kalmak sartiyla (senin alginda) diyorsun, oyle mi?
Bu arada katalog indirip gorseli de buldum :)
Senin az fark olarak gordugun sey aslinda kullanimda buyuk fark yaratiyor, onu da soyliyim :)

mezzoalto (19 Eylül, 2007 01:34 Çarşamba)öncelikle benim gördüğüm bu değildi, katalogdan değil bir önce gittiğim linkte gördüğüm birşeydi, bu egzantrik olmuş, öteki gördüğüme kıyasla; bayağı "tasarım" olmuş.. ve şöyle güzel bir durum var, evet orjinal form aslen bozulmamış, ve hatta daha ergonomik hale gelmiş -eğer görselden doğru anladıysam-.. işte bu "aslı kadar güzel bir cover" tadı uyandırıyor bende, ve bu adamın bu olayın özünü anlamayı daha fazla önemsediğini gösteriyor.. kare veya üçgen ve de seramikten yapmaya kalksa aynı şeyi hissetmeyecektim ama aslı bakır olan birşeyi metalden, formunu bozmadan, özelliğini yitirmeden, geliştirmiş, helal olsun gerçekten, buna hiçbir şey diyemem.. yine de içimin bi köşesinde bir kurt vıngırdıyor tabi: "şart mıydı hamam tasına kadar girmen, hamam dışında sadece dekoratif olan bir ürün olacaksa hele de bu" diye ama o önemli değil:)
bi de sanırım hamam tası benim için ince belli bardak ve nargile kadar hassas olduğum bir ürün değil, sanırım beşiktaş pazarında mavi plastikten yapılma versiyonlarını bile görebileceğimiz cinsten bir mass production ürünü olduğundan.. cam olmayan ince belli bardak görmedim ben mesela.. var mı?
esperanto (19 Eylül, 2007 09:03 Çarşamba)pardon da ben cam olan bi hamam tası da görmedim : ) hamama gitmem o yüzden mi : ) yoksa manasız olur diye mi düşünülmemiş : )
sadi (su geçirmez balık) tekin (19 Eylül, 2007 10:03 Çarşamba)of bu tartışma benin enerjimi tüketiyor sadece okurken bile.. "bana ne bana ne saylanmaz pışııık!" tadında bi itiraz sinsilesi.. tasarım böyle bişey değil mezzo.. orjinal form bozulmamış, özünü de anlamış, o zaman bir yabancı türk kültürüne ait bi objeyi tasarlayabilir. malzemeyi de değiştirmemiş bak.. değil yani..
nargileyle eyfel kulesini de nasıl aynı kefeye koydun kıyas için aklım almıyor bu arada..
tv, masa, sandalye tasarlamakla hamam, nargile, çay bardağı tasarlamanın da hiçbir farkının olmadığını açıkça ifade etmek isterim yeri gelmişken. arada fark varsa bile; masa tasarlamakla televizyon tasarlamak arasındaki fark kadardır anca..
son olarak "şart mıydı hamam tasına kadar girmen.." diye başlayan tiradının da bigu klasikleri arasına girdiğini söylemek mümkün.
mezzoalto (19 Eylül, 2007 15:23 Çarşamba)sgb, tasarımın nasıl bişi olduğundan bahsetmediğimi hiç söylemediysem sadece bu haberde iki kez filan söyledim.. beni de senin bu hayt huyt diye girişen yorumların tüketiyor.. tasarımcı olarak, tasarım eğitimi almış biri olarak yorumluyor değilim, işin o kısmındaki olurlar ve olmazlar da haliyle bilgi alanıma girmiyor.. ben sürece duygusal yaklaştığımı, o hissiyatla ve ağırlıklı olarak kişisel beğeni ve hassasiyetler ekseninde konuştuğumu da söyledim -özellikle de bu haber için- sense hala daha en başından beri kendi içinde gayet tutarlı olarak söylediğim şeyleri yok efendim bigu klasikleri arasına almakla -ki sözü edilen şey de bir tirad değil bir cümle bu arada, hayatın abartı üstüne kurulu be kardeşim-, ona inanamamakla, bunu anlayamamakla meşgulsün.. yani özetle: ben ne diyorum, sen ne diyorsun?
ayrıca madem tv tasarlamakla nargile tasarlamak arasında bir fark yok, bence nargileyle eyfel kulesi de aynı kefeye konabilir pekala..
esperanto: sanırım "mana" aramamak gerekiyor tasarımlarda, ben tüm bu çemkirmelerden onu anladım.. bakarsın japon bi tasarımcı da cam hamam tası tasarlar, ona da hayran olunur burda, mutlaka bir kılıf bulunur o tasarımı "manalı" kılmak için..
Yalçın (settar) Pembecioğlu (19 Eylül, 2007 16:05 Çarşamba)Mezzocugum oyle tatlisin ki sana kizarken bile yanaklarindan makas almak istiyorum :)
Mantik cercevesinde soylediklerin tastamam oturuyor yerine. Fakat sunu gozardi ediyorsun sanki, yorumlarini bastan belirlenmis "ben tasarimci degilim" kodlariyla bezesen de elestirilen sey tasarim oldugunda konunun zemini ve varsayilmis cercevesi degismiyor. Eger tasarimi begenip begenmemenle ilgili olsaydi konu hakli olurdun. Kisisel tercih ve zevkler her turlu saygiyi hak ediyor. Fakat bu tasarimin nicin olmamasi, yapilmamasi gerektigini soylediginde "tasarim" konusuna girmis oluyorsun. Artik bilgin olsa da olmasa da o konunun icindesin.
Bir sarkici icin ben soyle desem mesela "muzikten hic anlamam ama oturup turku soyleyecegine arya soylemesi daha dogru olur". Sonra da sen desen ki bana: "ama settarcim, arya icin soyle girtlak lazim, bu elemanin ses genisligi su sebepten yeterli degil vb". Ben de sana cevap olarak desem ki: "ama muzikten anlamam demistim ben" oldu mu?
pin (19 Eylül, 2007 16:25 Çarşamba)..... once upon a time büyük filozof& tasarım dehası kişisi der ki;
- Kaşık tasarlayacaksan önce kaşık olacaksın...
mezzoalto (19 Eylül, 2007 22:30 Çarşamba)settarım iki gözüm, şöyle dersen üçüncü cümle olarak (*): "ama benim kulağıma bu türkü söyleme tarzı korkunç geliyor, sesi aryaya çok daha yakışırmış adamın, herkes de türkü söylemesin yahu"; diyeceğim şey "peki" olur, çünkü burada sezgisel bir hisle yaklaştığını ve senin beğeni-düşünce-sezgi ekseninde bunun ters geldiğini anlarım.. "bu da settar'ın zevki tabii, onun kulağına öyle geliyor demek ki, bu da bir fikir" der ve geçerim, "oha settar iyice saçmaladın artık, dehşete kapılıyorum bu argüman karşısında" demem yani.. nitekim bak "kaşık tasarlayacaksan önce kaşık olacaksın" diyen birileri de varmış tasarım dünyasında, yani bu kadar sezgisel ve duygusal konuşurken bile tamamen aklın hayalin mantığın dışında bir söylem geliştirmemişim..
(*) çünkü farkındaysan ben sadece "tasarım kuramından anlamam" demiyorum, aynı zamanda "benim hissimce: a) bazı nesneler zaten çok fazla kurcalanmamalı ve b) illa kurcalanacaklarsa da kurcalayan o nesnenin doğasına olabildiğince yakın olmalı" diyorum..
niçinlerini sadece "bana öyle geliyor" diye de açıklayabilirdim, ötesini fikrime ve siteye emek sarfetmeyi önemsediğim için yazıyorum..
esperanto (19 Eylül, 2007 23:50 Çarşamba)@mezzoalto çemkirmedim : ) sadece cam olmayan çay bardağı fikri hatta incebelli çay bardağını kabullenememişim. ama filozof olamadığım için de "manalı" şeklinde sığ bi ifade kullanmışım. ama bi gün söz filozof olursam ince belli çevreci kağıt bardak tasarlanmasına ön ayak olucam : ) ama pin'in örneğindeki filozof gibi değil. o gitsin cacık yapsın. pin kim ki bu kaşık ya, pardon kaşık tasarlamış mı : )
mezzoalto (19 Eylül, 2007 23:54 Çarşamba)esp, söz konusu fikri ben de kabullenemem zaten ama bazı fikirleri kabullenememek pek hoş karşılanmıyor, bazı mesajlarda görebileceğin üzere, ona gönderme yapmaktaydım; farkındayım senin çemkirmediğinin, çemkiren kendisini biliyor, üstelik çemkirmeyi de seviyor zaten:))
sadi (su geçirmez balık) tekin (20 Eylül, 2007 03:51 Perşembe)söylenen hiçbir şeyi kişisel algılamayıp küsüp gitmeden kaşık örneğinin üzerinde durmak istiyorum. sanıyorum o laf da tam anlaşılamamış. şöyle ki;
Kaşık tasarlayacaksan önce kaşık olacaksın demek;
"kaşığın alıştığımız formunu değiştirme" demek değil..
"kaşık tasarlayacak kişinin ataları elle pilav yemiş olmamalı" demek değil..
"kaşığın malzemesini değiştirme" demek değil..
"herkes kaşık tasarlamasın" demek değil..
dediği "kaşık tasarlayacaksan kaşık ol" çok net. ister fransız ol ister japon, nargile tasarlayacaksan nargile ol sadece. hollandalılar kaşık tasarlasın, japonlar musluk, italyanlar sandelye değil yani..
kaşık tasarlayacak tasarımcı, piyasaya bakar, neler yapılmış daha önce; ki aynısını/benzerini yapmasın, kullanıcılarla konuşur; bir kaşıktan ne beklerler, yaşadıkları sorunlar nedir, piyasayı araştırır; pazarlama/satış bilgileri edinir, nasıl kaşıklar tercih ediliyor, belki trendler, yeni malzemeler, üretim tekniklerini araştırır, şimdiye kadar ne teknik/malzeme kullanılmış, alternatifler/yenilikler neler, kendi kaşık kullanır, üzeinde düşünür, elinde gezer, kaşıyla uyur, duşa girer, dışarı çıkar, arkadaşlarıyla tanıştırır kaşığı, kaşıkla kaşık olur.. olur da olur.. kaşık tasarlayacaksan kaşık olmak, nargile tasarlayacaksan nargile olmak böyle bişeydir. yani;
"nargile tasarlayacaksan önce nargile olmak gerekir, türk olmak değil"
itiraz ettiğim nokta o nargileyi beğenip beğenmemen değil yani. bu kadar konuştuktan sonra anlaşılabilmiş olmayı umuyorum, çok mu..
ruprect (20 Eylül, 2007 04:12 Perşembe)Yukarıdaki tartışmaya hiç karışmayaraktan gerçekten merak ettiğim için soruyorum:
Tasarım (sanat eseri değil, eşyadan bahsediyorum.) aynı zamanda işlevsel olmalı mı? Tasarım nesneye yalnızca (görece) 'güzellik', 'şıklık', 'modernlik' katıyorsa geçer not almalı mı?
Ama asıl sormak istediğim: Bir şey sırf bozulup değiştirildiği, deforme edildiği için tasarlanmış sayılır mı?
esperanto (20 Eylül, 2007 07:43 Perşembe)@ruspect ortaya çıkan üründen beklentine bağlı değil mi bu. yani ofis süslemek salon süslemektir niyetin en görünen yerleri belirler işte burda durmalı dersin koyarsın, bu da bizim bir anenemiz sonuçta misal tv ler için tığla işlenen nakışlar koyulurdu evlerde taa ne zamana kadar: ) telefon üstü versiyonu vardı ki bu işlevseldi mesela çocuk evde yalnız bırakılır anne günden eve gelince çocuğa sormadan nakışın nerde olduğuna bakar telefonun üstünde düzgün biçimde duruyorsa kimse aramamış demektir. : ) nargileden ne beklediğimize bağlı açıkçası 900 euroyu bir dekor olarak verecek luxury tutkusuna ve haznesine sahip biri gider bir cam ustasından şaha kalkmış at şeklinde damacanalı işlemeli bir nargile de yaptırır bunu da fokur fokur o tadı alarak içmek için kullanır ve bunun için de güzel bir oda yapar.
bi de bilmiyorum bi yerlerde karşınıza çıkmıştır kesin vidalı nargile diye bir saçmalık var, klasik nargile görünümünde fakat fokur fokur içemiyorsun pıs pıs iğrenç zevksiz bir şey. ne gibi bir artısı var bilmiyorum ki onun da bir özelliği vardır. şimdi aynı şekilde bu yeni nesil fransız tasarımında da yüksek ihtimal fokurtuyu duyamayacağız ama dediğim gibi ben onu duymayı bekliyorsam zaten fiyat/performans karşılaştırması yapar fokurduyanından ve çeşmibülbül kocaman bir şey alırım. bu arada
@sgb o kaşık sözünün sahibini, tasarımcı bir filozof olduğunu düşünmüştüm. sonra da zaten tasarımcı olması gerekmediğini gördüm, anladım. tasarımcı bir filozof olmak için önce kaşık tasarlamak gerekirmiş : )
mezzoalto (20 Eylül, 2007 09:17 Perşembe)sgb, ben seni genel olarak anlıyorum, ama benim algımda "kaşık olabilmek" için "nerenin neye özgü kaşığını yapıyorsan o kültüre de mümkün olduğunca yakın olmak" gibi de bir kriter var.. üzgünüm ama bu böyle, ve bu fikir ve hissiyatı değiştirebilecek bir tasarım kuramı veya bir argüman da yok.. bence bir insanın "nargile olabilmesi" için o kültürün mensubu değilse en azından o kültürün dünyasında yaşaması gerekiyor.. ki o fokurdamanın güzelliğini, o kömürün verdiği sıcaklığı, o orjinal formun ne amaçlanarak yapıldığını bilebilsin.. bilmeyince, veya biliyorum sanılınca habere konu olan "şey" tasarlanıyor nargile adı altında.. ki senin tasvirini yaptığın tasarım sürecinde oldukça uniculture bir nesneden bahsediyoruz, nargile gibi son derece yerel bir nesneden değil..
bundan sonrası kişisel, sıkılan okumasın, normalde burada girmem böyle bir açıklamaya ama tutamadım artık kendimi:
buna ek olarak benim "beğenmeme kriterlerime itiraz ediyor" olmanla beğenime itiraz ediyor olman arasında nasıl bir fark var bilmiyorum, benim nezdimde hepsi aynı kapıya çıkıyor, bana ait bir düşünce sistemine itiraz ediyorsun, bu da uzun vadede "bunu beğenmemek ne demek"e geliyor..
ayrıca küsüp gitme ihtimali olan sensen, -ortaya mı söyledin, bana mı, kipten çıkaramadım- buna süper şaşırıcam, çünkü gayet sert ve ağır ve incitici ifadeler kullanan da sensin zaten, benim küsmem gerekmez mi bu koşullar altında.. ha zaten kast ettiğin bensem, sana küsüp gitmem ben, sen hemen her durumda, özellikle de bana karşı bu uslupla konuşuyorsun zaten, harika bişi olduğunu söyleyemicem ama senin uslubun bu, ve büyük ölçüde alıştım galiba.. mecalim olursa sürdürüyorum diyalogu -veya monolog çiftini artık nasıl yordarsan- olmazsa da "uğraşamıcam" diyip susuyorum.. ama her ne olursa olsun hakir gören bir tonlama çok yorucu ve üzücü olabiliyor zaman zaman, bilmeni isterim..
pin (20 Eylül, 2007 09:26 Perşembe)Bi kere Tasarım:Sanat eseri değil zaten. Şu zevkler konusuda tartışılır ama -form fallows function- demek istiyorum yani benim binlerce tasarım anlayışı içinden seçtiğim bana doğru ve mantıklı gelen bu. Tasarlanan obje farklı bişeey styling yapılan başka, neticede bence fransızlar styling yapmış o tasarım deel.Tasarım ortada zaten Nargile bir tasarımdır, nargilemsiler nargile tasarımının stylingi dir.
phoenixia (21 Eylül, 2007 00:06 Cuma)mezzocum... ab'ye giriş şartı olarak nargilenizi artık bu formda yapın ve için demiyorlar ki.. evet ben de orijinal-yani kullanmış olduğumuz- nargileyi seviyorum,duygusal bir bağım var falan ama elin adamı nargileyi böyle tasarlayınca dünyayı ya da türkiye'yi ele geçirmiş olmuyor ki..
türk kültürü, geleneği vs..eyvallah da bu yeni nargile formuyla mı kaybedeceğiz bunu.. beğeniriz,beğenmeyiz..duygusal ya da mantıklı-tasarım mantığı dahilinde- sebeplerle ürünü reddedebiliriz bile... ama adam tasarımcı ilham aldığı,kafasında ışıklar yakan herşeyi yeni işlev ve şekillerde sunar..
Yorum yapmak için
- sisteme
kayıt olabilir,
- Bigu üyesi iseniz ana sayfadan
giriş yapabilirsiniz.