Yorumlar
BigCell (17 Kasım, 2008 12:10 Pazartesi)Eldiven ile dokunmanın hiç bir anlamı yok ki , bir ürün tasarımcısı olarak kullandığım model malzemesi zararlı ya da boyası çıkmayan bir şey bile olsa çıplak el ile saatlerce dokunmadan hiç bir şey hissetmem.
Melquiades (17 Kasım, 2008 12:26 Pazartesi) Dokunmak istiyorumm.

hopçikitangasamuray (17 Kasım, 2008 12:54 Pazartesi)Otomobile dokunmak manasızca bir şey.
Yapısı ve verdiği hissiyatlar dahilinde dokunmaktan ziyade içine oturulması gereken bir deneyim ancak zevkli hale gelebilir.
Ne biliyim kaportaya dokununca ne olacak ki?
Nasıl bir ruh hali salar ki insanda

sena (kudra) çınar (17 Kasım, 2008 15:30 Pazartesi) hopçikitangasamuray'a tamamiyle katılıyorum. nolucak yani arabaya dokununca! arabanın içine oturmaktır zevkli olan. bu biraz hastalıklı geldi bana. insanların fetiş duygularını mı yokluyolar böyle yaparak? 
sadi (su geçirmez balık) tekin (17 Kasım, 2008 15:57 Pazartesi)bir o araba değil otomobil.. :)
ikincisi bir otomobil asla sadece otomobil değildir. o yüzden sizlere elletmesinler zaten bu otomobilleri..
.gif)
bigmuntha (17 Kasım, 2008 16:15 Pazartesi)Beyaz eldivenle birlikte galoş versinler de deneme sürüşüne çıkalım, yoksa ne anlamı var...

tinca (17 Kasım, 2008 16:19 Pazartesi) senelerdir otomotiv musterileri "aa yo yo biz araba diiliz otomobiliz" dedi ben de bon bon baktim da... arabayla otomobilin ne farki var, biri bana anlatir mi bi zahmet? bana sorarsaniz sekreter ile asistan arasindaki fark kadar ama bilemicam tabii.
ve ben de sahsen oturmak isterim, bi kullanmak isterim, ne anlicaz dokunmaktan, cok enteresan dokunulasi bi malzeme diil ya kaporta iste. otomobili otomobil yapan, digerlerinden farkli kilan kaportasinin puruzsuzlugu diil surus keyfidir, bana sorarsiniz.
sadi (su geçirmez balık) tekin (17 Kasım, 2008 16:40 Pazartesi)of ya hala kaportasının pürüzsüzlüğü diyor.. sen boyanmış metal bu ne var ki de dersin.. demişsinidir de allah bilir.. demiş gibi bakıyorsun hatta.. hahaha..
daha önce bu sahifelerde, bigu içinde otomobil - araba farkı ortaya kondu.. sanırım hürriyetin toyota reklamları içindeydi.. bi zahmet canım.. daha araştırıcı görmek istiyorum seni ben..
hopçikitangasamuray (17 Kasım, 2008 16:47 Pazartesi)Şu bi gerçek ki otomobiller klasik.
O yüzden pek oturtacaklarını zannetmiyorum ama kaldı ki eldiven takıp ta arabayı okşamanın, mıncıklamanın, kokpitindeki düğmelere basmanın bişey ifade etmeyeceği de ortada. O yüzden neden böyle "ayrıcalık" havası katılmış ilginç.
Bu kadar tanıtım ancak "oturma" gibi bir eylemde mantıklı olurdu

sadi (su geçirmez balık) tekin (17 Kasım, 2008 16:56 Pazartesi)bunu şöyle düşünüyorum.. bir mal sergiliyorsun.. bir alternatifte malı bir masaya yığmışlar.. karıştırıp içinden alıyorsun.. diğer alternatifte de yine aynı mal.. yine aynı masa.. yine aynı sen.. ama o mal, masanın üstünde tek bi tane.. özel ışıklı vs. teşhir ediliyor..
tiryaki (17 Kasım, 2008 16:59 Pazartesi) hopçik seni porsche dokunmaya davet ediyorum. o fetişi sana anlatmak isterdim...
Aygül Pembecioğlu (17 Kasım, 2008 17:06 Pazartesi)otomobil araba farkı olayını akşam settar'a soriyim. search engine gibi maşallah, hangi haber olduğunu söyler :))
Not: ben de anlamış ve bilmiş değilim araba ve otomobil farkını snif...
MioCaro (17 Kasım, 2008 18:07 Pazartesi)at arabası da araba sonuçta ama bu otomobil. otomatik mobil yani. (biliyorum kötüydü. lakin bugün de öyle bir gün zaten)
tabi manuel viteslileri de var. ki ben onları tercih ederim. simdi assagida gormus oldugumuz seye araba diyebilir miyiz?
link de vereyim :))
tinca (17 Kasım, 2008 18:16 Pazartesi) ayoll su gecirgen balik, eldivenle kaportaya dokunmaktan ne zevk alican ki ne. bari bi giysi giy de icine otur, daha iyi.
mio, haklisin otomatik mobil manali. gerci ben hala aradaki farkin biri fransizcadan gecme, biri turkce diye kaynaklandigini da dusunmuyo diilim. hani biri daha havali duruyo algida.... zira mesela araç diyebiliyoruz, ona kimse kizmiyo ki araç arabadan bile daha genel bi soylem.
hopçikitangasamuray (17 Kasım, 2008 18:17 Pazartesi)Hakaret olur Otomobile

Bence otomobil daha çok teknik bir terim gibi sektöre ait bir duruşu var, araba ise halk içinde yaygın bir tabir
tdk'da araba için ayrıca "motorsuz" eklemesi yapılmış.
erhan (spawnie) özkantarcı (17 Kasım, 2008 19:01 Pazartesi)yorumlardan anladığım kadarı ile olay bayaa bir basite indirgenmiş. biraz haksızlık yapılmış gibi geliyor bana. bu durumu anlamak için empati kurmak lazım ama onuda biz yapamıyoruz (kimse üzerine alınmasın) çünkü adamların dünyaya mal olmuş bir "otomobil" markası var ve bundan her şekilde gurur duyuyorlar. bizim hiç bir zaman yollara çıkmamış tek arabamız olan "devrim" in filminde bile tüylerimiz diken diken olurken adamların yaşadığı hazzı ve gururu biraz düşünücek olursak bu gururun tarihi olan müzedeki araçlara dokunmak kendi tarihlerine, geçmişlerine dokunmak olarak algılanabilir. belki tam birebir örnek olmayacak ama anıtkabirde ki atatürk'ün "araba"larına (çoğul yazılımında ister istemez araba oluyor nedense) dokunmak serbest ahanda buda eldiven, takın dokunun deseler insanlar nasıl akın ederler di siz düşünün. =)
gullusum (17 Kasım, 2008 19:20 Pazartesi)ayni yaklasim mucevher sektorunde de vardir. bana biraz da bu anlam yuklenmis gibi geldi.
Cartier magazasina girip bir bros sorma cesareti gosterdim. kadin kirmizi eldivenini cikartti, oyle bakti, ben de bi kere parmaklayabildim brosu, pek bozulmustu bana.
rakunzell rakkadar (17 Kasım, 2008 19:23 Pazartesi) atatürk'ün arabalarıyla ilgili varsayım bence biraz uçuk, düşünemiyorum..
hopçikitangasamuray (17 Kasım, 2008 19:42 Pazartesi)Spaw bence olaya duygusal bakıyorsun ama ben o kadar konsantre olamadım.
Kaporta, lastik veya logo ellemek insanı nasıl bir tarih yolculuğuna veya hazza ulaşmasına neden olur anlamış değilim. Zaten otomobili gördüğün zaman varsa o yıllarda anın geçmişe gidersin ya da "vay be taktir ettim o zamanda bu kadar tasarım araba yapmak helal olsun" der bakarsın. E yani şimdi içine oturmadıktan sonra bize vad ettiği farklı hissiyatlar nasıl hissedilir ki? Benim için o duyguları yaşamak; o koltuğa oturmak, direksiyonu kavramakdan geçiyor ki ben gerçekten olayın bir parçası olduğumu düşüniyim.
Gerçekleştirdikleri sistemin tek avantajlı yanı ,sergi alanının olmadığı, arabayla daha yakın bir ortamın sağlanması olabilir.
Bu arada ilk Türk otomobili olan "Devrim" ile BMW nin durumunu karıştırmamak lazım. Birisi yola çıkma şansı yakalayamamış, dalga geçilmiş, hor görülmüş, kimilerin egolarının kurbanı olmuş mekanik bir araçtan ziyade ruhu olan bir varlık gibi, diğeri ise dünyaya ihrcat yapan, almayanın en büyük otomobil üreticisi.
Ne biliyim benim için ikisi çok farklı uçta. Hiç görmediğim adını duyduğum, ama acıklı bir efsaneden öteye geçmemiş arabayı bırak dokunmak görmek bile yeter.
erhan (spawnie) özkantarcı (17 Kasım, 2008 20:15 Pazartesi)"empati kuramamak" derken bende tam bundan bahsediyorum işte. bizim geçmişimizde ve şu anda bu milletin o marka ile kurduğu bağ gibi güçlü ve derin bir bağın olduğu herhangi bir marka ne yazık ki yok. Türkiye'nin en eski, en prestijli, en yaygın ve hatta en uluslararası markalarına bakalım hiç biri bu seviyede değil o yüzden bence biz bunu anlamakta biraz güçlük çekiyoruz. benim tezim işin içinde biraz milliyetçilik olduğu için elbette duygusallıkta olacaktır. bizde kim derse desin milliyetçi bir ülkeyiz (herkes türk olmaktan mutlu mu? çoğunluk mutlu.) bizimde bu çapta bir markamız olsaydı bırakın dokunurmayı laf ettirmezdik. ben o yüzden güzel ve etkili bir olay olarak gördüm. adamlar bmw sizin markanızdır. biz sizinle var olduk bu tarihde sizin tarihiniz gelin dokunun, elleyin, okşayın, kurcalayın diyorlar ve her müzede var olan görünmez duvarları kendi müzelerinde kaldırıyorlar. ben biraz bu şekilde yorumluyorum.

phoenixia (17 Kasım, 2008 20:46 Pazartesi)şimdi karşınızda bir kadın/erkek var...
şık giyinmiş-şık sizin için ne demekse o anlamda şık-..
karşınızda öylece duruyor...
ay yok devam edemicem..:)))
hem dokunurum, hem koltuğuna otururum... 'gerekirse' sürerim..:))
bazen otomobil demek bile hakaret gibi geliyor bana..:)
agarhasan (17 Kasım, 2008 22:36 Pazartesi)Evet eldivenin dokusunda küçük tanecikler kalabilir ve kalmışsa çıplak elden daha çok çizer. Fakat bu eldivenin olayı bana daha çok şunlar gibi geliyor:
Elde bulunan takıların eldivenin altında kalarak çizilme riskini azaltması
Otomobillerin leke içerisinde kalmaması
Ve son olarak terimizde malzemeleri aşındırıcı maddeler bulunmaktadır. Ve bu kişiden kişiye değişen muazzam bi kudrettir, kimisinin arabasının direksiyonuna dikkat edin, sizinkiyle aynı km de olmasına rağmen plastiği aşınmış erimiş şekilden şekile girmiştir.
Bigu Üyesi
(18 Kasım, 2008 10:51 Salı) # 

BMW kendini ne sanıyorki,yeni nesillerine diyecek yok, ancak dokunulmasını yücelten böyle bir aktivite yapacak kadar 'klasik' değildir kendileri.
bunu bir ROLLS ROYCE, FORD yapsa neyse de,haddini bil bmw:)
tinca (18 Kasım, 2008 19:30 Salı) tekerlekli her sey araba olabilir. ama ya araç, sorarım size? her şey bir araç değil mi zaten hayatta?
ne kadar felsefik oldu bu arada.
neyse ama, otomobilciler araç kelimesine bayılırken, arabayı kınıyolar, bana da hala sacma geliyor bu durum. Üstelik araç kelimesi iyelik ekiyle çok çirkin, bakınız: Aracınız bozulduysa bik bik bik... Oldu mu simdi?
Neyse konuyu dağitmayayayim ben. uzun lafin kisasi, neyleyim ben o otomobili içine binip üç beş tur atamadıktan sonra!
Yorum yapmak için
- sisteme
kayıt olabilir,
- Bigu üyesi iseniz ana sayfadan
giriş yapabilirsiniz.