annemin "şebnem" olmayan bebekleri vardı:) hatta bi tane böyle bayağı kalın kartondan ve büyük bir kağıt bebek vardı, bi tane de kız çocuk-erkek çocuk ikilisi olarak vardı:) şebnemlerden orjinal geldiği için daha çok severdim.. üstelik kutuda annemin kendi çizdiği kağıt elbiseler de vardı.. nerede yahu o şimdi, bulsam keşke:)
ehi:) nostalci oldum aniden, zorla yatırılan öğle uykusu, anneannemin köfte-kızarmış patates (ama yuvarlak kesilmiş)-salçalı makarna-yoğurt menüsü, litrelik cam şişede, kapağını bıçakla açarken az telefat vermediğimiz kola -veya kahverengi 250ml şişede şeftali suyu-, ve bunları içmek için kullandığımız hızlıca yumuşayan kağıt pipetler, güneşte kalmış plastik top kokusu, doğranıp ortada bırakılmış -ve hafiften kararmış- şeftali, bisiklet zili, akşamüstü yenen çikolata sosuna batırılmış dondurma, mebzul miktarda yara kabuğu, kum taneleriyle bezenmiş halılar gibi şeyler canlandı zihnimde o yazlar ve karton evlerle beraber:)
tavşan makasın misyonu çoktu aslında mesela çocuklar "makasla koşarken" (evet hakkaten koşuyorlar, biz de koşuyorduk herhalde, neden bilmiyorum) birbirlerini delmesinler, kağıt keserken parmaklarını kesmesinler istenirdi ama o kadar kötü plastikten yapılırdı ki mutlaka parmaklarımı vururdu, çok hızlıca da paslanırdı:)
bugün herşey bana yaşlandığımı hatırlatıyor diyerek nostalji serimi muazzez ersoy kadar sündürmeden bitiriyorum efendim:) yaşasın kağıt, yaşasın selüloz!
