ben de bahşiş vermeyi severim özellikle de yeme içme ortamlarında ve hakikaten istisnai servis almışsam bol bahşiş veririm.. yani standart servise %10u vermeyi zaten kendi adıma normal karşılıyorum, ama ekstra güzellikler olduğunda fazlasını da veriyorum.. ve hoşnutsuz kalınca da vermiyorum, açıkçası akabinde garsonun suratıma bakıp bakmaması da beni pek rahatsız etmiyor, suratsız olduğu için bahşiş vermediğim olmuştur mesela.. ayrıca masadakiler bahşiş bırakmadıysa -veya az bıraktıysa- masa adına sorumluluk hissedip %10a tamamladığım da olur.. dertleniyorum böyle şeylere:)
kadınlar için kuaför bahşişi en zoru, zamanında Gülse Birsel'in "bahşiş vermekten utanmak" konulu bir yazısı durumu çok güzel anlatıyordu.. sürekli gidilen bir yer olması bir yana, eğer kapsamlı bir bakım için gidilmişse bin çeşit insanı hatırlamaya çalışmak korkunç zor oluyor.. biri manikür pedikür suyu getiriyor, öteki fön makinası tutuyor, diğeri saç boyuyor, aman o kimdi, ötekinin adı neydi, ona 3 verirsem diğerine kaç vermem lazım, peki daha evvel bu iş için bu çocuğa ne vermiştim derken içim şişiyor, kuaföre süper seyrek gitmemin en önemli nedenlerinden biri budur:)) üstüne bozukluk bulma, sonra o insanları kuaförün içinde bulma - özellikle çıraklar aniden yokolabiliyorlar hap kadar kuaförlerin içinde yahu!-ve hele de onu insanların cebine sokuşturma faslı yok mu, hakkaten ömür törpüsü, sıfır göz kontağı ile sokuşturup gidiyorum kaçarcasına.. böyle yerlerde çalışan kişilere özel tipboxlar olsa -ki bazı süper pahalı ve sosyetik kuaförlerde olduğunu duydum- ve ben isim öğrenip herkese ne vereceğimi bir kağıda yazmak suretiyle topluca kasaya versem, hem bozuk para dünyasında kaybolmaz, hem de alanı da vereni de garip hissettiren "para sokuşturma" eyleminden de kurtulmuş olurdum..
bir de market alışverişi sonrasında taşıyıcı çocuklara çoook çok bahşiş veririm (hatta bazen marketten sırf dönüşte onlara vermek için ekstradan çikolata filan aldığım da oluyor, belki imreniyorlardır diye çok dertleniyorum), çünkü o çocuklar genelde hiçbir şekilde marketten maaş almıyorlar (emperyalizm, sömürü düzeni, falan filan diye başlıcam başlamiim), okuldan artan zamanlarında harçlık çıkarmak için çırpınıyorlar.. bir çoğu kilosuna somut bir oran teşkil eden miktarlardaki torbaları gık demeden taşıyor, neyse ki artık pek çok market bu taşıma işlemine özel market arabası tahsis ediyor bu çocuklara.. bahşişte benim için onların yeri ayrıdır..
son olarak: keşke bigu'ya da bağış yapabilsek, ben buranın "maintenance"ına somut bir katkıda bulunmayı çok isterdim doğrusu..
ay ne şahane konuymuş, iyi ki açmışsınız, yazdıkça yazasım geldi valla:) (sanki başka konularda gelmiyormuş gibi

)