Bigu Üyesi
(24 Nisan, 2008 03:17 Perşembe) # 

"bence","bana göre","ben şöyle düşünüyorum" çok anlamsız bir söz grubu "bornoz koklamak" ve bir çeşit sapkınlık..deterjan koklamak tamam,kimse kıyafetinin hacıyağı gibi kokmasını istemez ama deterjanın kokusunu zaten biliyorsun,koklamışsın,denemişsin,daha ileriye götürürsek,onunla yıkanmışsın,vs..tekrar havlu,don vs koklamak mantıksız..reklamda söz öbeği olarak kullanılması ise apayrı bir saçmalık..
(a,pardon..ben kimimki yorum yapıyorum?)
fair (24 Nisan, 2008 09:58 Perşembe)sgb süppersin yaw. sabah sabah çok güldürdün beni

sgb+1
mezzoalto (24 Nisan, 2008 12:08 Perşembe)bu iyimserlik karşısında ben de "lütfen ama lütfen" demek istiyorum pho'cuğum.. evde mutlu olmak "tukaka" birşey değil, ben de evimde mutluyum ama dışarıda da mutlu bir hayatım var.. hatta bir evim olsa, cici perdeler alsam, eminim ki "allahım şahane oldu" diye mutlu olurum kısa bir süre için ama o kadar.. sonrasında o perde dekorun bir parçası olur sadece, hayatımın anlam taşıyan bir unsuru değil.. temiz bornoz koklamakta da kötü birşey yok ama evet bunun bir "jingle" repliği olmasının abesliğinin ötesinde ben ve eminim ki sen de bornoz koklayarak "ruhlarımıza yer açmıyoruz", hoşumuza gidiyor o kadar, hayatta hoşumuza giden pek çok şey gibi..
ama buradaki mesaj maalesef "eviniz gibi sıcak"taki nötrlüğü taşımıyor.. kadına "senin yerin evin" diyor ve "ancak evinde mutlu olmalısın".. ve evet ev işi yapanların kadın olması toplum bunu empoze ettiği için.. eğer elimizde "ev erkeği" gibi bir kavram yoksa, veya bir erkeğin evde oturup ev işi yaparken kadının çalışması toplum nezdinde "tükaka" birşeyse, erkeklerin ev işi yapmalarının genelde "doğal bir beceriksizlik ve sevimli bir sarsaklıkla" özdeşleştirilmesi gibi bir durum varsa, daha evvel yüzellibeş milyon tür "ev işi yaparken çılgınca mutlu olan kadın" reklamı örneğini görmüş olmamız bu durumdaki fecaatı değiştirmez, bu da diğerleri gibi seksisttir, hatta bu spesifik örnek benim nezdimde seksizmin suyunu çıkarmıştır..
mezzoalto (24 Nisan, 2008 12:08 Perşembe)bu arada mutlu kadınlarımızın bakıp günlerini renklendirdiği perdenin de gri olduğunu vurgulamak isterim:)
bi de sgb'cim koca dediğin adam öyle evde deliler gibi koşturarak nevresimlere sarılan, havlu katlayan kadın istemez; mümkünse kibar ve hanım bir biçimde kocasını kapıda karşılayan, sofrayı kurup yemeği hazırlamış olan, yemek sonrası "adam" tvde bişi izlerken sofrayı mutfağı toplayan, ses çıkarmasınlar diye tercihan 3 adet olan çocukları zapteden bir kadın ister.. coşku ve mutluluğun fazlası alimallah yanlış anlaşılabilir, o yüzden kocasını gönderdikten sonra kendi kendilerine eğlenmeye çalışıyorlar zaten:)
rakunzell rakkadar (24 Nisan, 2008 12:47 Perşembe)bu reklamı her defasında hipnotize olmuş ve dehşete düşmüş şekilde izliyorum. taç reklamı olduğunun farkında bile değildim ama. burada öğrendim.
dehşete düşme nedenim filmde oynayan kadının (bu 3ünü aynı kadın sanıyodum) çıldırmış olduğunu düşünmemdi. kadın, 6-7 yaşlarındayken oynadığımız 'şarkıcılık' oyununu 30 yaşlarında ve hiper içten biçimde oynuyodu. bence kesin delirmişti. aman tanrım! hem yatakta napıyodu o öyle! bence sinirleri gerçekten bozulmuştu ve az sonra dönmekten kusacaktı..
ek: johnson's baby oil kullandığım banyoların sonrasında ben de bornoz koklarım. mmm.. mest..
zeros (24 Nisan, 2008 13:09 Perşembe)Taç kimlere ait sormasi ayip ? :) Sosyal ve politik ideolojilerini çok merak ettim de 
ruprect (24 Nisan, 2008 13:14 Perşembe)Son derece başarılı, hedef kitlesine çok güzel konuşan bir "reklam". "Evimde mutluyum ben" son zamanların en iyi payoff'u.
Özellikle çalışan kadınların yarım ağız küçümsediği ev kadınlarına hitap eden çok eli yüzü düzgün bir iş. Üzerinde sosyologculuk oynanmayacak kadar da net mesajı. Stratejisi çok doğru, cast çok doğru, müzik doğru, her şey doğru.
Yapanları tebrik ediyorum
zeros (24 Nisan, 2008 13:48 Perşembe)ruprect'in 'Üzerinde sosyologculuk oynanmayacak kadar da net mesajı' cümlesine katilmiyorum. Bu sadece benim kendi fikrim.
ARTanubis (24 Nisan, 2008 14:08 Perşembe)ruprect "sosyologculuk oyunu" konusunda ben de karşı çıkmak zorundayım korkarım...
reklamları:
- müzik >> güzel: check
- cast >> uygun: check
- hedef kitle >> doğru: check
- etc etc
checklistinde değerlendirirsek overall yarattığı etkiyi kaçırabiliriz diye düşünüyorum...
ayrıca bu reklamı bu kadar savunacak kadar begenecek biri olabileceğini de hiç düşünmemiştim, çok sasırdığımı belirtmeliyim:)
sadi (su geçirmez balık) tekin (24 Nisan, 2008 14:13 Perşembe)bi kere o bi porofesyonel.. o beğendiyse ben de beğeniyorum.. bundan böyle bu reklamı beğenmeyen karşısında beni bulur.. o adamlar da defolup gitsinler evlerinden, kadınları rahat bıraksınlar accık huzur içinde.. oh miss..
bornoz harika kokuyor valla...
mezzoalto (24 Nisan, 2008 14:22 Perşembe)ruprect, kimse şu ana kadar "bu hedef kitleye bu reklam olur mu canım" demedi zaten, reklam hedefine kesinlikle ulaşıyor, aslında en sinir bozucu olan taraf da bu sanırım.. ve elbette mesajını anlamak için de sosyolog olmaya gerçekten gerek yok, zaten ben de ona şaşırıyorum, nasıl oluyor da mevzu "home sweet home" ekseninde anlaşılabiliyor?
ve tüm bunlar o süper net, hedefi 12den vurmuş mesajın güzel-doğru-makul olduğunu anlamına da gelmiyor tabii ki.. "maciiit beni otomobillendiresenee"den bu yana değişen birşey yok...
ruprect (24 Nisan, 2008 14:29 Perşembe)Artcım overall yarattığı etki TAÇ'da yaşanan satış artışı olacaktır. Onun ötesinde kadının evde oturmasının ve evini sevmesinin bu ortamda yarattığı rahatsızlığı anlayabilmiş değilim. İma edilen şaşkınlık ve bana yakıştıramama da buradan kaynaklanıyor sanırım.
Yok kadınların bu reklamı görüp eğitimlerinden ve işlerinden vazgeçip evlerinin kadını, çocuklarının anası olacağına inanıyorsanız, Ayşe Teyze'nin bizim alt komşumuz olduğunu söylesem ona da inanırsınız korkarım.
Overall, yapılan bir "iş"i değerlendirdiğimi, müzede tablo bakmadığımı da belirtmek ister, gözlerinden öperim.
Yalçın (settar) Pembecioğlu (24 Nisan, 2008 14:29 Perşembe)sosyologculuk oyunu konusunda ruprect'e katılıyorum.
art, reklamları sosyolojik olarak incelemekle sosyologculuk oynamak arasındaki farkı vurgulamak için bu tanımı kullandığını düşünüyorum ruprect'in. bu filmi sosyolojik olarak incelemeye kalkmak için de ev kadını kimdir, çeyiz nedir, konularından başlamak gerekiyor. 15 yaşında delikanlıların orkid reklamlarını saçma bulup konuşması gibi geliyor bana bazen modern çalışan kadınların bu gibi reklamlara yaklaşımları. ev kadını denen bir kitle var. bu kitle vaktini evde geçiriyor ve perde, havlu, deterjan ürünlerinin satınalmalarında evdeki karar merci de bu kadınlar. onları yok sayıp plazalarda geçen FMCG reklamlarından yayınlarsak eğer, hayat güllük gülistanlık mı olacak?
ruprect (24 Nisan, 2008 14:30 Perşembe)mezzo, macit ile şu reklamı bir tuttun ya, inan ki beni benden aldın:)))
ARTanubis (24 Nisan, 2008 14:58 Perşembe)İlk gördüğümde bu reklama Mezzo kadar tepkiyle yaklaşmamıştım ben.. ama ne yalan söyleyeyim "sıradan ve kadını salak yerine koyan herhangi bir reklam daha" olduğunu düşündüm gectim..
ruprect aslında beni şaşırtan tüm bu yorumlardan bağımsız olarak bu reklamın "tebrik edilesi" bir iş olarak nitelenmesiydi.. çünkü biguda genelde ortak fikirler üzerine dönüyoruz..pek birimizin kötü bulduğunu diğeri harika diye karşılamıyor.. uçurm boyutundaki bu fikir ayrılığımız şaşırttı yani..
mezzonun haberi yapması ve aşağıda yazılan yorumların "sosyologculuk oynamak" olarak nitelendirilmesi üzdü sanırım biraz da...
ruprect (24 Nisan, 2008 15:27 Perşembe)Macit sen bizim her şeyimizsin.
MioCaro (24 Nisan, 2008 15:34 Perşembe)castrol team süppermiş :)
reklama gelince evinde kim mutlu olmak istemez?
hangi densiz kirli çarşaf ister? kim mis gibi kokan bornoza burnunu dayamaz? bunun kadını erkeği mi var? kadını da erkeği de kalıplara koymalı, roller mi biçmeli? şöyle düşünüyorsam böyle mi giyinmeliyim illa? madem orada duruyorum oyumu da ona mı vermeliyim? çalışıyorum diye evimde mutlu olmayı istemiyor muyum? evde oturuyorum diye taç perdeyle mi mutlu olcam illa? bornoza burnumu dayadım diye evde mi oturcam?
hiç sanmıyorum.
fair (24 Nisan, 2008 15:38 Perşembe)evde oturup burnumu bornoza dayayıp mutlu olabilirim yess

eşliğinde kahve de içebilir miyim ki?
nurdoncon (24 Nisan, 2008 15:57 Perşembe)evde bu havlular ortuler olmasa da mutluyum valla. kimse bana evimi sevdirmeye calismasin, zira her seyden cok seviyorum. sevemeyenlere gun dogsun diye dusunulmus bir reklam galiba bu ama ben de ta en basindan beri kilim. ayrica bu donemde daha da bir dikkatli verilsin bu tur mesajlar kadinlara. cok tehlikeli olabilir.
reklam mantigi ise soyle kurgulanmis diye tahmin ediyorum: kadinlar evde vakit gecirmekten cok bunaliyor, evde olmak onlari uzuyor. bizim markamiz oyle bir konumlansin ki evi bile sevdiren mucizevi urunler sunmasiyla akilda kalsin denmis. eger boyle ise yanlis olmus. evini sevmeyenin bunu evindeki bir esyanin olup olmamasina bagladigini sanmiyorum. bu icten gelen bir seydir, kimisi evi, evde kalmayi sevmez. eger soz konusu olan ev kadini ise o da disarida bir hayatinin olmamasini sevmez ve hic bir ortu, havlu onu eve baglayacak kadar iddiali olamaz. burada da reklam her seyi abartabilir tezi geliyor aklima ama bu is boyle iste, aklima her zaman bir sey geliyor
mezzoalto (24 Nisan, 2008 17:46 Perşembe)ben tüm reklamların plaza kadını güzellemesi olması gerektiğini düşünmüyorum.. hatta durun bu bağlamda yapılmış ama bence feci olan bosch reklamlarını da bulup haber yapayım (hani şu bulaşık makinası dolduran modern, ama karısı pilavın dibini tutturdu diye asabi olan erkek, amirinin hıncını çamaşır makinası kapağından alan kadın, felan filan, izledikçe geriliyorum, karakterler ekrandan fırlayıp yüzüme iki tokat atacaklarmış gibime geliyor).. derdim plaza kadınıyla değil, çünkü onlar da aynen bu ev kadınları gibi kalıplara oturmaya çalışmaktan bitap düşüyorlar.. derdim kadınların oturtulmaya çalışıldıkları bu kalıplar, pasifize edilmeye dair yapılan güzellemeler.. w
bakınız yine sanırım taç'ın hümeyra'lı kampanyasında da ev kadını halleri baskındı ama reklam gayet sempatikti.. kimse perdeye havluya nevresime olması gerekenden daha fazla bir anlam yüklemiyordu..
toyiki reklamında da hedef kitleye şahane çalışılmış, on ikiden vurulmuş, muhtemelen aynen bu reklamda olduğu gibi o da çok esaslı bir bilinirlik ve satış farkı yaratacak ama bu söz konusu reklamın berbat bir zihniyetin ürünü olduğu gerçeğini değiştiriyor mu?
Yalçın (settar) Pembecioğlu (24 Nisan, 2008 17:54 Perşembe)pipini göster amcalara reklamıyla evinde şarkı söyleyen kadınlar reklamını aynı kefeye koyuyorsan tartışma zeminimiz yok, oynak bir uzayda geveliyoruz demektir. birinde çirkin bir cinsellik kullanımı ve herkesin anladığı kötü bir espri var. bu taraftaki film hakkında ahlaksız bir şey yok. senin beğenmediğin ve sınıflama olarak gördüğün bir tutum var. bu ikisini aynı kefeye koyuyorsan dansözlü vodafone reklamının, çocuklarının dansöz olmasına neden olacağını düşünen büyüklerimizle aynı görüşte olmandan da korkarım.
Yalçın (settar) Pembecioğlu (24 Nisan, 2008 17:56 Perşembe)kısa kısa soriyim:
- ev kadınları diye bir kitlenin varlığını kabul ediyor musun?
- bu kitleyle iletişimde olan ve seni rahatsız etmeyen bir reklam örneği verir misin?
belki o zaman seni daha iyi anlarım mezzo :)
mezzoalto (24 Nisan, 2008 18:04 Perşembe)settar'cım, farklı reklamlar, farklı bağlamlarda aynı kefeye konabilir veya konmayabilir.. hedef kitleye seslenmekse mesele toyiki de gayet net sesleniyor yani bu bağlamda aynı başlık altında toplayabiliriz iki reklamı da ama kötü işte (neticede toyikide senin -ve benim- kötü bulduğun espriyi yurt sathındaki pek çok insan gayet de güzel ve eğlenceli buluyor değil mi?).. demek ki hedef kitleye seslenme, veya reklamın satışı patlatacak denli dikkat çekici ve amaca uygun olması o reklamı "iyi" yapmaya yetmiyor.. en azından bazı kriterler açısından.. satış açısından iyi olan bir reklam etik açısından kötü olabiliyor yani..
onun haricinde evet ev kadınları diye bir kitlenin varlığını elbette kabul ediyorum ve bir üst mesajımda söz konusu örneği zaten vermiştim: hümeyra'lı taç perde kampanyası.. bunun haricinde omo'nun kirlenmek güzeldir kampanyası da mesela çocuklar kadar annelerine de seslenmektedir, onu da seviyorum.. düşünsem daha da bulabilirim:))
rakunzell rakkadar (24 Nisan, 2008 18:08 Perşembe)benim favori reklamlarım "boru mu bu" ve "tahsildaroğlu"dur sevgili bigucanlar! :D
*ha bi de "oba makarna".
mezzoalto (24 Nisan, 2008 18:12 Perşembe)oba makarna dedi yaaa:) ben de "pınar peynir mayası" diim mi şimdi, koşalım nostalciden nostalciye:D
rakunzell rakkadar (24 Nisan, 2008 18:13 Perşembe)ahaha! e tabi ama, peynir mayasız oolmaz! (:
ruprect (24 Nisan, 2008 18:17 Perşembe)Mezzo, bir reklamı ne "iyi" yapıyor?
mezzoalto (24 Nisan, 2008 18:24 Perşembe)mutlak anlamda-bütüncül olarak iyi denebilecek çok fazla reklam / kampanya olduğunu düşünmüyorum ruprect.. "akılda kalıcı" anlamda iyi olup, mesaj anlamında vasat-itici olabilir.. veya tam tersi, mesajına veya hikayesine bayıldığım bir reklamın satışa katkı anlamında hiç iyi olmayabilir de..
ruprect (24 Nisan, 2008 18:29 Perşembe)fekat ben sence iyi reklamın ne olduğunu sordumdu.
iyi denebilecek reklam var mı diye sormadımdı:)
bir tanım rici ettimdi. anlamak için.
mezzoalto (24 Nisan, 2008 20:29 Perşembe)hmm o zaman şöyle diyeyim: hem ürünü tanıtmak-hatırlatmak-sattırmak artık amacı neyse onu başaran, hem üzerinde çalışılmış-kurgulanmış (kastı-melodisi-metni-teknolojisi vs. anlamında), hem de bunu yaparken olumlu/iyi/etik veya temel insan değerlerine saygılı olmayı başarabilen (veya bunları yok etmeyen, neticede nötr de olabilir mesaj) bir reklam iyi reklamdır.. veya tam anlamıyla iyi reklamdır diyeyim, mutlak olmasa da büyük ölçüde iyi de olabilir bazı reklamlar..
phoenixia (24 Nisan, 2008 22:06 Perşembe)sgb..
kocam eve girdiğinde.. kocam evdeyken ben eve girdiğimde.. kocamla beraber eve girdiğimde.. kocam çıktığında ben evdeyken.. ben çıktığımda kocam evdeyken.. kocam ve ben dışarı çıkarken.. beraberken ve kendimleyken mutlu olmadığımı-olmayacağımı- kim söyledi zati..:))
anjelique.. yorumları yazan kimmiş diye merak ettiğim oluyor.. yazdığın anlamda sorguladığım bir iki kişi de olmuştur bigu'da.. ama neden öyle bir tepki verdiğini anlamadım.. yapmış olduğun "sert" tanım, içinde benim de özelliklerimi taşıdığından öyle bir cevap yazdım.. yazdığın yorumların, tanımların, ifadelerin üzerine yorum yazılmasıyla ilgili bir sıkıntın yoktur umarım..
:)
espirimate (25 Nisan, 2008 00:29 Cuma)Bu reklam orkid reklamına benzemiş, Kariyerde yaparım, çocuk da yaparım havası var.
Evimi severim, bornozumu koklarım, kocamı severim, aman neyse işte...
Bu reklam bence, kendini çok fonksiyonlu olma konusunda zorlayan, evine ekmek yapma makinası alan, aşçılık kurslarına giden, verdiği davetlere catering firması çağıran, eline ütü bile almamış kadın tipine yapılmış. Annem perde manyağıdır, reklamdan bir şey anlamadı kadıncağız. 58 yaşında, emekli öğretmen emeklisi. Tamam annemi hedeflemiyor olabilir, (beni hedeflemesinde- tükendim artık- malesef ev düzüyorum, 2000 ytl'ye perde mi olur be, o paraya LCD alırım) . Yine de ucundan yakalayıcı bir şeyler yap be kardeşim, aaaa, yemeyin beni, marjinal ve yaratıcı olacağım diye zorlama reklamlardan midem kalktı artık be. Kısa öz reklam istiyorum, kafa karıştırmasın, net ve öz olsun. Mesajı net versin. Bu ne şimdi, evimi seviyorum ben?
Bu reklam hangi saatlerde yayınlanır acaba? Kadınlar en çok sabah programlarını izliyor, çalışan kesim ise o saatlerde işte oluyor.Evde oturup sabah kuşakları programlarını izleyen kadınların profilini düşünürsek, hangisi bu reklamı anlamlı bir şekilde çözer veya kafasında bir algı oluşturur? Daha önce bir firma ,belki de Taç Perdedir, gelin kaynana çekişmesini andıran bir reklam yapmıştı.
Çok da ilgi görmüştü hatırladığım kadarıyla. Hatırlayan var mı?
mezzoalto (25 Nisan, 2008 00:38 Cuma)haaah işte hümeyralı reklam o, esprimate'im kardeşim benim yaa.. aynı firmanın.. bu reklamsa sabah akşam her saatte, her dizinin arasında en az bir kez yayımlanıyor..
ama ekmek yapma makinasına ve aşçılık kurslarına laf etmeyelim yaa.. çok özeniyorum ben..
espirimate (25 Nisan, 2008 00:45 Cuma)Mezzocum, ben sana ekmek fırını bile alırım, sen iste yeter ki!
gandy.phoebus (25 Nisan, 2008 05:29 Cuma)geç kalmışım, kaçırmışım tartışmayı... kısa ve net olmaya çalışacağım.
bu reklama karşı herhangi bir sempati, beğeni, takdir kırıntısı hissedenleri düpedüz
mizojin olmakla suçlayacağım, kimse kusura bakmasın. (bir çok kişinin ekonomik-politik-ideolojik sistemi huşu içinde alkışlıyor olması ise artık kimseyi şaşırtmıyor sanırım)
öncelikle kadınların durumu. ev kadınlarını olduğu gibi kabullenip bir
hedef kitleden ibaret değerlendirebilmek için, erkekegemen toplumun nasıl işlediğini görmüyor olmak, kadınların köleliğine kör olmak gerekir. kadınların şartlarına dair tüm sorunlar (eğitim? ekonomik bağımsızlık? dayak? tecavüz? cinayet?) hallolmuş da geriye kalan tek derdin hedonist mutlulukmuş gibi gösterilmesi, en azından aşağılık bir yalandır. bu mutluluğun kaynağının fırsatlar eşitliği, cinsel özgürlük veya toplumsal barışa katkı olmak yerine, özellikle bu coğrafyada ve bu dönemde "
evine kapanmak" olarak gösterilmesi, eğer kötü niyet değilse, en iyi ihtimalle vahşi bir sorumsuzluğun eseridir.
gelelim kadınların evindeki mutluluğunun sözde kaynağına... 'kadınımız' hayatının
aslında monoton olmadığını, tüketim mallarının salt
varlığıyla açıklıyor... fakat meta fetişizminin tüyler ürpertici boyutlarını, bu ürünlerin kendisini nasıl etkilediğini tarif ediş biçimiyle, kendi ağzından duyuyoruz: "gününe anlam katan" perdesi, "kendisini anlatan" nevresimi (
"what kind of dining set defines me as a person?"), "duvak gibi" yatak örtüsü (duvak bekaret sembolüdür sanıyordum?!), "ruhunda yer açan" havlu ve bornozu ile, kendini "sultan" hisseden fakat aslında yabancılaşmış, köleleşmiş, sömürülüp tüketilmiş bir kadın, nevrotik danslar ve aptal bir gülümseme arkasında bir
kurban...
eğer iddia edildiğı gibi "sosyologculuk" oynamama izin varsa (ki reklama getirilen eleştirileri bu derecede algılayanlara "eski algınızı getirin, yenisiyle değiştirelim" kampanyalarını öneririm), Virginia Woolf'un
yaratmak için bir oda ve paraya ihtiyacı olduğunu
söylemesinden seksen yıl sonra bugün, kadınların mutlu olmak için
tüketilecek bir eve ihtiyacı olduğu doğruysa, feminizm kaybolmuş, beraberinde de kadınların onurunu da götürmüş demektir.
kısacası
"kadinin evi mutlulugudur" iddiası,
"iyi ev hanimi kocasini mutlu edendir, cocugunun giysilerini lekesiz yikayandir" iddiasına göre bir gelişme değildir, olmayacaktır;
değişen yalnızca baskının gülümseyen yüzüdür --sloganı, emri, kuralı artık
"enjoy!" olan ideoloji, kaybolan varoluşu, heyecanı ve deneyimleri yalnızca hedonist tüketimle geri verebileceğini vaat eder.
son sözüm kendini bu reklamın "hedef kitlesi" olarak görmese de, tepki duymayıp ciddiye almayan kadınlara;
anlatılan senin hikayendir. gandy.phoebus (25 Nisan, 2008 05:56 Cuma)bu da ortalıkta dolaşan bir açık mektup;
TAÇ: tac@zorlu.com
Reklam Özdenetim Kurulu: rok@rok.org.tr
BİZİ TAÇ'LA KANDIRAMAZSINIZ
Sayın Yetkili,
Yayınlamakta olduğunuz Taç ev ürünleri reklâmlarınız kadınların toplumsal yeri hakkında çocuklar ve gençler üzerinde yanlış izlenim bırakmaktadır. Ayrıca kadınları da aşağılar niteliktedir.
Günümüz kadınları yalnızca evlerinde mutlu olamazlar. Özgür olmak isterler. Yaşadıkları sosyal çevreyle iletişim halinde olmak isterler. Ekonomik olarak bağımsız olmak isterler. Çalışmak ve üretime katkıda bulunmak, kariyer yapmak isterler. Okumak, yazmak, çizmek ve sanatsal yaratımda bulunmak, kültür almak isterler. Bilimsel faaliyetler içinde yer alırlar, buluşları için patent almak isterler, fikirleri ile girişimlerde bulunmak isterler. Çocuklarını kocalarıyla beraber özgür bireyler olarak yetiştirmek isterler. Hatta mutlaka "evlenmek" istemeyip yaşamına cinsel anlamda da özgür devam etmek isterler. Ve bunları erkek hegemonyasının dayattığı tüm zorluklara rağmen başarmaktadırlar!
Elbette kadınlar da tıpkı erkekler gibi evlerini, yaşam alanlarını sevmek, içlerine sindirmek isterler ama kendilerini evlerine kapatıp histerik bir şekilde perdelerini seven kadın yoktur. Hele mutlulukla temizlik yapan kadın asla bulamazsınız, temizlik zor bir emek sürecidir.
Bu tür reklâmlarda neden sigortalı bir temizlikçi kadını ya da bir erkeği kullanmıyorsunuz? Hedef kitleniz yanlış mı etkilenir? Sizin hedef kitleniz kimler? Nasıl bir dünya hayal ediyorsunuz? Çünkü kusura bakmayın ama hiç iyi bir izlenim bırakmıyorsunuz!
Bu yanlıştan vazgeçmenizi, reklâmlarınızı derhal yayından kaldırmanızı ve bir daha kadınlara bu tür bir zihniyetle yaklaşmamanızı rica ediyoruz.
Bizi Taç'la Kandıramazsınız!
***
Reklam Özdenetim Kurulu Uluslararası Uygulama Esasları
Toplumsal Sorumluluk
Madde 4:
Pazarlama iletişimi ırka, ulusal kökene, dine, cinsiyete, yaşa, zihinsel ya da bedensel özre veya cinsel tercihlere dayalı ayrımcılığı desteklememeli, ya da yapılan ayırımcılığı görmezden gelmemeli, insanlık onuruna saygı göstermelidir.
Pazarlama iletişimi haklı bir neden olmaksızın, korku duygusundan yararlanmamalı , şanssızlık ve acı gibi unsurları sömürü malzemesi olarak kullanmamalıdır.
Pazarlama iletişimi şiddet hareketlerine yol açıcı ya da bunları görmezden gelici öğeler içermemeli, yasadışı veya toplum dışı davranışları yüreklendirmemelidir .
Pazarlama iletişimi, batıl inançları istismar etmekten kaçınmalıdır.
rakunzell rakkadar (25 Nisan, 2008 10:18 Cuma)şu batıl inançları istismarla rtük hiç ilgilenmiyor mu fenomeni de kaldırıversinler..
ruprect (25 Nisan, 2008 10:53 Cuma)Ben de bu reklamdan rahatsız olan herkesi çeşitli kadın derneklerinde aktif olarak rol almaya davet ediyorum.
Negezel bir vesile oldu sosyolojik açıdan.
gandy.phoebus (25 Nisan, 2008 13:32 Cuma)dernek de neymiş, evimde muyluyum ben, nevresime perdeye sürtününce geçiyor tüm rahatsızlığım.
ruprect (25 Nisan, 2008 13:55 Cuma)ne mutlu.
ruprect (25 Nisan, 2008 13:55 Cuma)ne mutlu.
ARTanubis (25 Nisan, 2008 17:02 Cuma)evimdeyim diyene!!
janzu (27 Nisan, 2008 16:49 Pazar)hedef kitleleri şekillendirmek zaten reklamların işi
buna lafım yok
bunun için kalıpları kullanmasının etiğe aykırı bir durum olması ise bu reklamı BAŞARILI ve AHLAKSIZ bir hale sokmuş
başarılı çünkü ev hanımları bu reklamı zaten sevecekler çünkü renkli, canlı ve içinde bulundukları durumu yüceltiyor.
ahlaksız çünkü toplumda kadın algısı biraz daha "ev" kelimesi ile perçinleşiyor.
hangi tarafta duracağın ise değer yargılarının mı mesleksel başarının mı daha önemli olduğunu ortaya koyuyor.
tam yedi tane z (29 Nisan, 2008 11:19 Salı)Altında çok bişi aramamak gerekiyor,
yoksa boş zamanınız çok zannederler :P
Yorum yapmak için
- sisteme
kayıt olabilir,
- Bigu üyesi iseniz ana sayfadan
giriş yapabilirsiniz.