Anasayfa

3083_6253.jpg Resimleri
 

Sen herhangi birinin en çok sevdiği insan mısın?


Pin It
Miranda July'nin yazdigi, Miguel Arteta'nın yönettiği, John C. Reilly'nin oynadığı, 150 dolara çekilmiş bir kısa film.

Ne görüntü kalitesi, ne oyunculuk ne çekim tekniği...
Filmi aklınıza kazıyan şu can alıcı ve naif soru:

Sen herhangi birinin en çok sevdiği insan mısın?

Kendi kendime sormadan duramadım ben de.



Pin It

Bu haberler de ilginizi çekebilir:

Yorumlar


Yalçın (settar) Pembecioğlu (12 Mart, 2008 15:09 Çarşamba)
filmi aklıma kazıyan soru olmadı, çocuğun cevabı oldu.

bu soru pek naif bir soru değil, aksine ego gıdıklayıcı bir soru. anneni mi daha çok seviyosun, babanı mı sorusundan çok farklı değil bence. sevginin miktarını, düzeyini, seviyesini ölçmek, bunu kategorize edip sınıflandırmak biraz eski moda bir batı bireyselliğinin ürünü bence. filmin naif olabildiği yer de bu 80'leri hatırlatması olabilir bence.

herkes kendisinin favori kimsesi olsun. herkes önce kendini bir kabul edip sevsin lütfen. başkaları, ötekiler, berikiler ne isterlerse düşünsün.

ruprect, bu kısacık filmle ilginç düşüncelere gark ettin beni, tenks :)

ruprect (12 Mart, 2008 15:28 Çarşamba)
Settarcım naif çünkü tam da senin dediğin gibi çocuksu.
Senin dediğin 'herkes kendisini sevsin' bana biraz batı kültürü gibi geliyor aslında. Kişisel gelişim çağrışımları yapıyor, güç çağrışımları yapıyor. Gorkuyorum:)
Basit bir soru gibi gözükse de bir sürü şey düşündürten bir oyun var burada işte. mızmızlanmak istiyor insan mütemadiyen:)

Yalçın (settar) Pembecioğlu (12 Mart, 2008 15:41 Çarşamba)
"self improvement is masturbation" demişti Tyler Durden. Kişisel gelişimin "daha"lı versiyonları batı, kendini tanımalı versiyonları doğu benim algımda. Sadece kişisel gelişim olarak bakarsan Mevlana'yı da aynı kefeye sokabilirsin, ki bu adil olmaz.

bir çocuk annesini mi babasını mı daha çok sevdiğini oturup düşünmeden mutlu mutlu yaşarken ona sorulan bu soruyla ilk defa sevgide sıralama yapması gerektiğini sandığı anı yaşar. bu soruya da naif diyemiyorum o yüzden ben. naif postunda ego bu.

MioCaro (12 Mart, 2008 16:22 Çarşamba)
:) haber basligini ve fotosunu gördüğümde tahmin ettim haber yapanin kim oldugunu... 6. hissim hat safhada mevsimden olsa gerek

MioCaro (12 Mart, 2008 16:47 Çarşamba)
yorumları okuyunca bilinçlenmek ne kadar iyi diye düşündüm. yine aynı kırkayak metaforu. farkındalıklar o kadar iyi mi acaba? karanlık dehlizde kaybolmak korkutmaz mı?

işleyişi ve hayatı yavaşlatmaz mı zaman zaman?

doğasını bozar mı olanın?

sevgi gibi elle tutulup gözle görünmez bir kavramı sorgulamak iyi bir fikir mi? dolu dizgin yaşanması mı daha iyi? (tamam yönlendirme var sorularımda biliyorum)

kişisel tatminsizlikler neden olmaz mı arayışlara?

ben kimim?
seviyor muyum kendimi yeterince?
çok mu seviyorum yoksa?
memnun muyum kendimden?
kimler en çok seviyor beni bakiim? (not zamanı sormak gerek bunu)

peki ben en çok kimi seviyorum?
sevdiğimin marifeti mi onu seviyor olmam?
benim hikmetimden mi en çok sevilen olmak? yoksa sevenin yetisi mi?

sorularim şimdiik bu kadar. teşekkür ederim.

fair (12 Mart, 2008 16:56 Çarşamba)
mio bu cümlene kesinlikle katılıyorum "sevgi gibi elle tutulup gözle görünmez bir kavramı sorgulamak iyi bir fikir mi" hayır iyi bir fikir değil bence.. hem ne kadar anlatılabilir ki? ayrıca anlatılırsa doğası bozulmaz mı? sadece hissetmek yeterli gelmiyor mu acep insanlara?

mezzoalto (12 Mart, 2008 16:58 Çarşamba)
ruprect..

filmi izlemeye cesaret edemiyorum.. haberin bir iç döküş, bir itiraf+self-analysis+ağlama duvarı olmasını da hiç istemem ama bu soruyu ana sayfada görünce gözlerime inanamadım.. son zamanlarda aklımı bu kadar çok kurcalayan, hayatımın çeşitli dönemlerini öylesine derinden sarsmış bir sorudur ki bu, tek düşünenin ben olmadığıma mı sevineyim yoksa sorunun -ve benim algımda cevabının- gerçekliği karşısında sarsılayım mı bilemiyorum..

settar,

çocukların pek çoğu için sevgi doğal değil koşullu birşeydir zaten, akılları "sevme" kavramının doğasına tam erene değin.. istediği çikolatayı alan kimse en sevdiği de odur, kafasını bozan bişi yapınca rahatlıkla "senden nefret ediyorum" diyebilir ve elbette sözü edilen nefret bir yetişinin hissettiği tür bir nefret olmasa da onun his kapasitesi çerçevesinde gayet yoğun bir duygudur.. ha çabuk sevip çabuk nefret edebilmeleri, sevgi dahil pek çok konu hakkındaki odaklanma aralıklarının dar olmaları gibi bir çok şey de var ama özetle çocuk ilk kez soru sorulunca düşünmez hangisini daha çok sevdiğini veya sıralama duygusuyla ilk tanıştığı nokta o değildir.. 

onun ötesinde sevgide de, her konuda olduğu gibi kategorizasyonlar yaparız, bazen bireylere özgüdür kategorilerimiz bazen belli bir grup insana özgüdür ama vardırlar ve olmaları gerekir, bilgiler kafamızda böyle saklanırlar.. oturup düşünürsek hepimizin "en çok" sevdiği birileri vardır: bir kişi veya 2-3-5 kişilik bir grup.. ama herkese aynı yakınlıkta hissetmiyor oluşumuz bile hiyerarşik bir kategori değil mi?

bana da "önce kendini sev, kendine yet, sen önemlisin, kim ne derse desin"cilik aşırı derece batı bireyselliğini çağrıştırıyor.. doğu kolektif yaşamayı, düşünmeyi, diğergamlığı, fedakarlığı, uyumu ön planda tutar.. 

ve bence herkes birilerinin "en çok" sevdiği kişi olmak ister.. vazgeçilmezi olmak, o kimse için herşeye rağmen aranan-istenen-özlenen-tolere edilen olmak.. "tüm dünya yüzüme tükürse, elimi o tutar" diyecek birisinin olması hayatında.. bunu istememek mümkün olabilir mi? tabii ki egoistce ama hepimizin zaten bir egosu var, hepimiz onu mutlu etmek için yaşıyoruz zaten.. "ben kendi kendimin en favori insanıyım" cümlesi de bundan daha az egoist değil neticede, hatta buna ek olarak narsist de..

Yalçın (settar) Pembecioğlu (12 Mart, 2008 17:12 Çarşamba)
Batı bireyselciliğiin öcü yaptık, doğu mistizmini kendi yanımıza çekmeye çalışıyoruz, çok alem ya :D

Mezzo, haber altındaki yorumları haberin kendisinden bağımsız tutma. Önce filmi izle, sonra yorumları oku bence.

Batının ahlaksızlığını aldık noktasında kitlenicek yoksa tartışma :D

Mio, soruların haberdeki film gibi kafa kurcalıyıcı gibi görünürken yumuşacıklar.

sadi (su geçirmez balık) tekin (12 Mart, 2008 17:24 Çarşamba)
filmde dikkatimi çeken şu oldu..

kız, birilerinin en sevdiği olduğunu düşünürken bundan çok emin değildi ve kesinlik içeren cevabının biraz üstüne gidilince geri adım attı.

oysa kimsenin en sevdiği insan olmadığını düşünen çocuk hem çok netti hem de özgüveni kızdan fazlaydı..

birinin bizi sevmesi tutsak mı ediyor bizi?  sevilmenin insana yüklediği bir sorumluluk var ve bundan mı kaçıyoruz? 

hımmm..

ruprect (12 Mart, 2008 17:24 Çarşamba)
Bu filmin hayin bi film olduğu konusunda fikrimi değiştirmek üzereyim:))) Kafamızı karıştırdı durduk yere:P

Sevgi sorgulanmaz mı? Neden sorgulanmasın? Durup da ne kadar sevildiğini düşünmek zayıflık mıdır? Neden olsun? Beraberinde gelen kendine acıma bir oyun mudur? Neden olmasın?

Portakalı alan adam da ne acayip bu arada:)






mezzoalto (12 Mart, 2008 17:24 Çarşamba)
valla hiçbirşeyi hiçbir yana çekmek gibi bir niyetim yok, metropolde ve tamamen batıcıl kriterlerle yaşayan biri olarak bireyciliği reddedecek, veya doğunun kişinin mahremini de yok sayan kolektivizmini mutlak olarak yüceltecek filan da değilim.. o kadar siyah ve beyaz değil elbette hiçbirşey (hele mistisizmle hiç işim olmaz), ama "kendini sev-kendin için yaşa-önce sen" demenin bireyci ve egoist olmadığını da söyleyemeyiz değil mi.. egoizmi olumsuzlayansa sensin, ben asıl onla barışalım diyorum:)

filmin sorusuna takıldım ben öteye gitmekte zorlanıyorum.. ama ondan daha da önemli bir maruzatım var, bugün bizim burada youtube sapıttı, susam sokağı görsellerini bile hep yarım yarım izleyebildim, ondan bişi diyemedim.. oysa hazır çenem açılmışken "soyut düşünme" üzerine de dicek çok lafım vardı:D ama bu haberde kendimi tutamadım, çünkü hakkaten sarstı soru beni, öyle böyle değil.. du bi daha deniyeyim..

ruprect (12 Mart, 2008 17:25 Çarşamba)
sgb aynı şeyi diyeceedim ha:)

sadi (su geçirmez balık) tekin (12 Mart, 2008 17:28 Çarşamba)
önce ben dedim hehe..

Yalçın (settar) Pembecioğlu (12 Mart, 2008 17:30 Çarşamba)
1. kızın yanıtındaki kişinin hemen aklına gelmemesi ve eski sevgilisi olması o yanıtın aslında "birileri olmalı mutlaka" zorlamasıyla çıktığını gösteriyor. sevilmenin baskısı pek yok.
2. Portakalcı çocuksa gayet rahat. Portakal detayının filme sokulmasının 2 sebebi var: a) çocuğun mevcutta bir sevgilisinin olduğunu öğrenmemiz, b) röportajı yapan adamın bu bilgiyi öğrenince çocuğa acıması ve bir portakal daha vermesi. Fakat çocuk herhangi birinin favori kimsesi olmamaktan dolayı kendine acır gibi görünmemektedir bence. Ona acıyan gözlemcidir.

Bu arada şu ayrımı da yapmak lazım, favori kişi, en sevilen kişi demek değil bence burada. Bir dayı, deli bir arkadaş, tapılan bir ebeveyn vs. gayet favori kimse olabilir ve bu kişinin hayatında aşık olduğu biri de olabilir. Yani İngilizce kavramla Türkçe'de anladığımız arasında bir fark olabilir demek istiyorum.

sadi (su geçirmez balık) tekin (12 Mart, 2008 17:33 Çarşamba)
o zaman editörlük görevini yapacağıdın settar efendii.. ahahahaha...

Yalçın (settar) Pembecioğlu (12 Mart, 2008 17:34 Çarşamba)
Ama çeviri hatası olduğunu düşünmüyorum ki? O kavram yok sanki bizde.

ARTanubis (12 Mart, 2008 17:39 Çarşamba)
sevgi tanımını tam olarak yapmadan böyle bir soru yanıtlanabilir mi?? sevmek sadece mezzonun tanımındaki gibi özlenen (en çok)-aranan (en sık) -tolere edilen (en anlamsız gaflarda bile) olmak mıdır?

ayrıca korkarım "anyone's favorite person?" sorusu direk "herhangi birinin en çok sevdiği" olarak çevrilince de etkisi değişiyor .. turkcesinin cok daha dramatik ve "superlatif" bir havası var ve yorumlarımızı etkiliyor..

bu arada sevilmeyi çok severim ama kimsenin de beni en çok seven insan olmasını isteyemem, bekleyemem, oyle diyorsa da inanamam...

 

ARTanubis (12 Mart, 2008 17:41 Çarşamba)
çok guzel aynı anda yazıyormuşuz:)) bende de settar... korkarım cevrilemiyor

ruprect (12 Mart, 2008 17:42 Çarşamba)
bi kerem mot a mot çevirmedik, geçen hissiyata göre çevirdik tamam mı

sevmiyosunuz siz beni anladım ahahahhaaaaaaa

sadi (su geçirmez balık) tekin (12 Mart, 2008 17:43 Çarşamba)
seni sevenler arasında birinin seni en çok seven olması başka, birinin hayatta en sevdiği kişi olmak başka ama sanırım artçım..

bi de sorsam ki neden istemezsin bunu?

mehmet (12 Mart, 2008 17:54 Çarşamba)
Ego icat oldu mertlik bozuldu, batı'yı kaka yapan şey bu sanırım, şeytan'ın adını koydu. Malumunuz insan kötü haber vereni sevmez (oysa ki kötü haber ışıktan hızlı yayılır, ah bu insanın ahmaklığının sonu ne zaman gelecek)

Ego'nun icadından bu yana kimse kimseyi günahından öte sevemiyor (kendine sorduğu vakit). Birisinin en çok sevdiği kişi olmak tüm günahlarının affedildiği bir cennettir, en güzel illüzyondur. İllüzyonun farkına varılan an ise cehennemin ta kendisi. (Bu noktada portakal seven adamın rahatlığı bana Paradise Lost'u hatırlatıyor: Better to reign in hell than serve in heaven)

kurtuluş yine şarkılarda

Zor olsa da galiba dönüyorum sana
Gel dersen hemen
Çağırmazsan geçerken
Yerle gök arası bir yerde

Sen beni tanımazsın
Severim de söylemem
Sen beni uzak sanırsın
Bilirim söz dinlemem

Ah bu ben kendimi nerelere koşsam
Saklansam bir yerlerde gizlice ağlasam
Ah bu ben kendimi nerelerde bulsam
Çekilsem sahillere hayaller mi kursam

mezzoalto (12 Mart, 2008 17:59 Çarşamba)
film portakalları alan sarışın çocukta bitiyor mu? bana bitmiyor gibi geldi ama gene sonunu izleyemedim galiba, hay server kadar..

izlediğim kadarındaysa portakalcı çocuk harbiden de kimsenin favorisi olmamaktan rahatsız değil, hatta bundan memnun gibi bile görünüyor.. sevilmek bazıları için gerçekten de yük olabilir bu arada.. ama bu sevilmenin getirdiği sorumluluktan korkuyor olmaktan mı kaynaklanır, yoksa bu güçlü sevginin bir gün bitmesi karşısında yaşanabilecek olası yıkım ve üzüntüleri yaşamamak için en başından önlem alma çabası mıdır, onu da ben sormuş olayım.. biri için "the one" olmak çok kolayca alışılabilecek bir lükstür, ve yoksunluğu çok fena acıtır..

bir diğer alternatif çocuğun soruya bilerek bu cevabı veriyor olması olabilir.. "sen evet diyeceğimi sanıyorsun ama ben farklı biriyim, ve hayır diyeceğim, hatta ısrar edeceğim, birinin favorisi olmaya ihtiyacım yok benim"dir belki o özgüven sandığımız savunma mekanizması.. bunu sorgulamanın akabinde karşılaşacağımız cevap çok yıpratıcı olabilir, oysa hiç sorgulamaz, yokluğu otomatik kabullenirsen, canın da acımaz.. nitekim ilk kızımız sorgulayınca pek mutsuz olmuştu sonuç karşısında..

mehmet (12 Mart, 2008 18:04 Çarşamba)

sadi (su geçirmez balık) tekin (12 Mart, 2008 18:09 Çarşamba)
o portakallardan istiyorum adamım ha!

ruprect (12 Mart, 2008 18:10 Çarşamba)
eğer bir filmde bir portakal varsa mutlaka patlar sgb, bunu unutma. uzak dur ondan.

Yalçın (settar) Pembecioğlu (12 Mart, 2008 18:12 Çarşamba)
bir filmde portakal varsa soyulur ve yenilir desen anlıycam, hatta kabuğu sıkılır, birinin gözüne suyu püskürtülür desen yine bir derece, ama patlar nedir kuzum? portakal nasıl patlar?! :D

ruprect (12 Mart, 2008 18:14 Çarşamba)
hahahahah silah varsa patlıyor ya, ona şeyettiydim:))

YTSEJAM (12 Mart, 2008 18:15 Çarşamba)
bu adam manolya'daki polis diil mi, severim kendisini :P ben farklı bir bakış açısı önermek istiyorum. birisinin en çok sevdiği insan olabilmeniz için (filmde sanırım sevginin en yoğun olduğu ikili eş ilişkilerinden farklı bir detay sorgulanmıyor) sizin de o birisini en çok (ya da karşılık gelecek derecede) seviyor olmanız gerekir. bunlar için sabır, çaba, kendinden çok karşındakini düşünme, almadan verme gibi bazı gereklilikleri yerine getirebiliyor olmak gerekir. Ayrıca ben bunların imkansız olmadığının ve yapay bir illüzyon olmadığının da kanıtlarını gördüm. Sadece hayat bazılarımız için gerçekten zor ve herkes aynı şansa ve ayrıcalıklara sahip değil. Bu gibi durumlar dışında bir başka önemli etken ise, herşeyin olduğu gibi insanın ve sevginin de "iyisi" malesef herkese yetmeyecek kadar ve google araması yapar gibi kolay bulunamayacak kadar az... sevgiler saygılar :)

sadi (su geçirmez balık) tekin (12 Mart, 2008 18:18 Çarşamba)
ahahah ruprect, şimdi sakince o elindeki portakalı yere bırak ha.. dostum kimsenin incinmesine gerek yok..

mehmet (12 Mart, 2008 18:18 Çarşamba)
aşk (ve bazen sevgi) biraz da böyle bişey etsejam, bu onu daha az kıymetli yapmıyor ama :)

fair (12 Mart, 2008 18:20 Çarşamba)
aşk ve sevgi diyince herkesin diyecek çok şeyi var.. iyi bişi aşk. mırmırmır.

ruprect (12 Mart, 2008 18:20 Çarşamba)
Mehmet kuantum muantum derken nereye geldik ya ahahahahahahahaha

ARTanubis (12 Mart, 2008 18:21 Çarşamba)
mezzocum daha ilerisinde birşey yok filmin... kısa film olarak malesef pek bir şeye benzemeyen bir şeyle karşı karşıyayız.. yani sanma ki sonuçta ilginç, dramatik bişi olacak...

ben kimsenin "en çok sevdiği" kimse olacağıma inanmadığım için bu konsepti pek tutmadım sanırım.. bu kim olabilir?? biri bana "sen benim en cok sevdiğim insansın" dese inanır mıyım, samimi gelir mi?? annesi, var babası var, kardesleri var, benden 20 yıl önce tanıştığı kanka ilkokul arkadaşı var, vs, vs...

benim derdim "en çok" kavramıyla... 

ruorect uyduruk "favorite" filmini "en cok" diye cevrince olacağı budur işte!!! hepinizin kafasında portakal patlatacağım..:)

ruprect (12 Mart, 2008 18:22 Çarşamba)
art, altın portakalı aldığım gün çok utanacaksın!

mehmet (12 Mart, 2008 18:23 Çarşamba)
benim kuantumdan anladığım bu valla, şrödingerin kukusu

fair (12 Mart, 2008 18:24 Çarşamba)
art yok mu seni çocukluğundan tanıyıp en çok seven yaw. alala mutlaka birileri en çok seviyordur seni. sana inanmıyorum mu diyeceksin yüzüne? ayıp diiil miiii aaaaaaaa.. belki seviyor işte

ruprect (12 Mart, 2008 18:25 Çarşamba)
ben de nedir bu kuantum diorum senelerdir:)

sadi (su geçirmez balık) tekin (12 Mart, 2008 18:27 Çarşamba)
bu haber condom haberinden çok ilgi gördü yaa.. ahahaha..

ruprect (12 Mart, 2008 18:29 Çarşamba)
çünkü sevgi var içinde sgb. tıpkı bir çocuğun yüzündeki o masumiyet gibi. ahahahahahah

YTSEJAM (12 Mart, 2008 18:29 Çarşamba)
yok, bence o postmodern medyanın, moda ve güzellik endüstrisinin bize her kanaldan dayattığı şey...eh, bunu bulmak çok da zor değildir heralde, üzülmene gerek yok o zaman :)

Yalçın (settar) Pembecioğlu (12 Mart, 2008 18:30 Çarşamba)
love sells :)

ruprect (12 Mart, 2008 18:32 Çarşamba)
Asıl sondaki etliye sütlüye karışmayan amcaya kimse bişey demedi, ona şaşırdım. ben olsam mesela aynı o amcanın tepkisini verirdim.

sadi (su geçirmez balık) tekin (12 Mart, 2008 18:32 Çarşamba)
yeni havuç da bu di mi.. ahahaa. ne sevgisi beee..

mehmet (12 Mart, 2008 18:32 Çarşamba)
portakal is a four letter word :p

ruprect (12 Mart, 2008 18:33 Çarşamba)
korkma sevgiden sgb. buuuu dünyaadaaakiii ennn muuutlluuu kiişiii sseeevvmeeeyyyiii biileeendddiiirrr..

kaçayım

mehmet (12 Mart, 2008 18:34 Çarşamba)
ben entropinin icadından bu yana çok daha az şeye üzülüyorum majesteleri, ancak her üzüldüğümde bu önerini hatırlicam :)

mezzoalto (12 Mart, 2008 18:39 Çarşamba)
art'ım sevmek zamanla, kan bağıyla, (hatta sevilmeyi hak etmekle, karşılığında o kadar sevebilmekle) ve hatta mantıkla ilgili bişi değil ki? daha doğrusu ilgili olabilir ama olması şart ve gerekli değil.. 2004 yılına kadar seninle tanışmıyorduk bile ama şu anda benim hayatımdaki yerin.. dur neyse, "insanın yüzüne yüzüne bıdılanmaz" di mi özetle sevmek her zaman "herşeye rağmen" olmuyor elbette ama "herşeye rağmen" sevince / sevilince "ennnn çok" kategorisine giriyor..

en güzelini mehmet dedi işte: "Birisinin en çok sevdiği kişi olmak tüm günahlarının affedildiği bir cennettir, en güzel illüzyondur." ben de aynen bunu demeye çalışıyordum.. ve şuna katılmıyorum, onun ilüzyon olduğunu bilsen de bu seni rahatsız etmez çoğu kez, sevilmenin lüksünden ağır basar.. o seni sevmekten vazgeçene değin, hiçbirşey cehennem olmayacaktır..

oya bora'nın bir şarkısıydı di mi: "gel yeter ki sen benim ol / ne fark eder yalan olsa / gel yalancı sevgilim ol / şu yalancı dünyada"

sgb, halk condom'a, sekse doydu, artık aşk ve sevgi arıyor sanırım:)

YTSEJAM (12 Mart, 2008 18:40 Çarşamba)
Entropia sevdiğim bir Pain of Salvation türküsüdür meymetciim ama gerisine fazla kafa yormamayı tercih ediyorum :) Hatırlanmak ne güzel :) Sağol!

YTSEJAM (12 Mart, 2008 18:44 Çarşamba)
Kondom firmaları Dove'un gerçek güzellik kampanyası gibi "sevgi dolu seks" kampanyalarına girişebilirler bu tespitinden sonra mezzo :D

Yalçın (settar) Pembecioğlu (12 Mart, 2008 18:47 Çarşamba)
bir eğilim daha böyle tespit edildi. sevgili ruprect'in fb sayfasından alıp buraya özenle koymak istiyorum bu kitsch abideyi:


mehmet (12 Mart, 2008 18:48 Çarşamba)
hızlı hatırlar, hızlı çağrışırım :) Rica Ederim!

When Harry Met Sally'li günlerden
When Mey Met Sally'li günlere geldik
Kıyamet yakındır...
:p

sadi (su geçirmez balık) tekin (12 Mart, 2008 19:03 Çarşamba)
ne sevgisi be.. herkes kızın donuna baktı zıplayınca..

allaam noolur orası cunda olmasın bu arada..

ARTanubis (12 Mart, 2008 19:11 Çarşamba)
oyy bu hangi film yaw... sevgiden tiksindim resmen:)

kondom haberi öksüz yetim dururken herkesin burada olması beni de cok uzuyor...

ruprect (12 Mart, 2008 19:42 Çarşamba)
a settar böle deşifreler falan. oldu mu şimdi. benim de minik bir kalbim olduğu ortaya çıktı sonunda:)))

sadi (su geçirmez balık) tekin (12 Mart, 2008 19:44 Çarşamba)
kedidir o kedi.

phoenixia (12 Mart, 2008 23:10 Çarşamba)
kısa kısa...

birinin en sevdiği, en favori kişisi olmak..
evet..öylesindir..

ama en favori,en sevdiği kişisi olmak istediğin kişinin değil de senin için herhangi biri için ise önemli bir şey de değildir...(?)
insanları konumlandırdığımız yerleri bizde hissettirdiklerinde etkilidir...

sorunun ne söylediği değil, kişilerin ne düşünüp,hissettiği ve cevapladığı kıstas sanırım..

sevgi sorgulanır..ama cevap bulunamazsa daha lezzetli olur.. bence..:)
ruprect sen bizim herşeyimizsin..:)


sadi (su geçirmez balık) tekin (12 Mart, 2008 23:16 Çarşamba)
sevmek mi? bi daha düşün bence fi.. kocasının haline baksana..

gullusum (12 Mart, 2008 23:37 Çarşamba)
korkarım
en sevilen olmaktan
sonra herşeyim kusur olur
birisinin de en favorim olmasından korkarım
onun da herşeyi kusur oluverirse diye

insan en favorisinden mükemmellik bekler, kendinde göremediğini ister, başkası da onu öyle sevmesin ister gibi gelir, tutarım kendimi. durumum çok mu feci?

uzunca bir zamandır ilk defa bir haberin yorumlarını böyle uzuuun uzuun sindire sindire okudum, böyle bir fena oldum...

phoenixia (12 Mart, 2008 23:42 Çarşamba)
mükemmellik beklemez bence..
kaynak sevilen değil, sevendir... eksiğiyle,fazlasıyla seversin..eksiği eksik, fazlası fazla değildir zira... sanki.. belki.. kimbilir.. 
genellemeye, tanımlamaya gelmez bir de bence..:)

sgb.. kocasına rağmen seviyorum..:P:)))

sadi (su geçirmez balık) tekin (12 Mart, 2008 23:43 Çarşamba)
ters mi düşünüyoruz acaba?

birini çok seviyrosak ondan bişi beklediğimiz için değil de zaten onda bişiler gördüğümüz için değil midir?

önce sevip sonra mı beklenti içine girer insan?

sevginin sebebi, kaynağı nedir?

phoenixia (12 Mart, 2008 23:44 Çarşamba)
:))

sadi (su geçirmez balık) tekin (12 Mart, 2008 23:46 Çarşamba)
kocasına bişi demedim canım.. kocasına rağmen denmez ona..

kocası ne halde diyorum baksana.. tedbiri elden bırakma diyorum yani..

kime diyorum..

gullusum (12 Mart, 2008 23:55 Çarşamba)
pho'cuğum ancak seni sevenin sevdiği kadar sevilebilirsin, herkesin sevmesi aynen dediğin gibi farklıdır görecelidir, herkes kendince çook sevebilir, biz bize verilen kadar sevilmeyi çok ya da az mı görüyoruz, olanla yetiniyor muyuz yoksa olandan sıkılıyor muyuz? bence ve/ama ne yazık ki sevgilerde çiğ süt emmişliğimizin getirdiği "beklenti" hep olacak. 
bir kişinin en sevdiği insan mıyım sorusunu kendime sormaktan korkarım, ben de beklenti yaratır, ya değilsem? ya da öyleysem? hangi birine mutlu olmalıyım? 
belki de portakalı alan çocuk, beklentisi olmayan model burada bence. o kadar beklentisiz ki, bize iyilik yaparsın al, dedikten sonra adam bir de 3. portakal teklif edilince acaip mutlu oluyor. 
"bekleme, sevgi gelir. bekletme sevgini ver. mutluluğun anahtarı burada" mı acaba

sadi (su geçirmez balık) tekin (13 Mart, 2008 00:04 Perşembe)
"size portakal ikram eden birinden umarsızca ikinciyi isteyin.. kim bilir, belki üçüncüyü de o verir."

o değil de ben çocuk iyice azıtıp torbayı kapacak diye bekledim..

sevgilisine de portakal alıyor bak bak bak.. bölüşsene o portakalı.. daha romantik..

ruprect (13 Mart, 2008 00:08 Perşembe)
anaa neler olmuş burda, ailecenek deşifre olmuşuk
ne varmış ayol acaba kocamın halinde? sevgi fazlasından fenalık geçirmiş o kadar hahaha

phoenixia seni çok sevicem!!!:D

ruprect (13 Mart, 2008 00:08 Perşembe)
anaa neler olmuş burda, ailecenek deşifre olmuşuk
ne varmış ayol acaba kocamın halinde? sevgi fazlasından fenalık geçirmiş o kadar hahaha

phoenixia seni çok sevicem!!!:D

sadi (su geçirmez balık) tekin (13 Mart, 2008 00:11 Perşembe)
anaa neler olmuş burda, ailecenek deşifre olmuşuk
ne varmış ayol acaba kocamın halinde? sevgi fazlasından fenalık geçirmiş o kadar hahaha

phoenixia seni çok sevicem!!!:D

phoenixia (13 Mart, 2008 00:12 Perşembe)
"size portakal ikram eden birine elinizdeki elmayı-o elma o elma değil-vermeyi teklif edin, kimbilir belki canı çekmiş ama doğrudan söyleyemiyordur da önce portakalı paylaşma yoluna gidiyordur..."

soru sorucunun, çocuk "sevgilim için bir tane" dediği zaman yüzündeki ifade-ya da benim yüzüne oturttuğum ifade- sevgilisi var ama onun için favori olduğunu düşünmüyor,yazık çocuğa tüm torbayı mı versem acaba idi..öyleydi öyleee..

gullumsum..:) yaşananlar ve yaşanmak istenenler.. olanlar ve dile getirilenler farklı tabii..:)

ruprect (13 Mart, 2008 00:12 Perşembe)
ahahahaha eko yapıo bigu. bozdun biguyu sgb!

phoenixia (13 Mart, 2008 00:17 Perşembe)
beni sevebilirsin ama ruhumu asla..
:P

sadi (su geçirmez balık) tekin (13 Mart, 2008 00:18 Perşembe)
eko.. ko.. ko..

peki adam üçüncü portakalı neden verdi? başkasını bul sen mi demekti amaç? ya da aranıza beni de alın mı demek istedi? neydi allahım neydi..

ARTanubis (13 Mart, 2008 00:29 Perşembe)
ben "ex" olayına da takıldım... "favorite"se neden "ex" o zaman? 
tanrım ilişkiler ve bu hayat çok zor yaw...

MioCaro (13 Mart, 2008 01:11 Perşembe)
ay ay ay bir caz konseri ve birkac martini yüzünden neler kaçırmışım :) ruprectim herkesin konusacağı varmış tam da yaraya denk gelmişin... 2.gelen ve kendinden emin olan adam benim favorim

Yalçın (settar) Pembecioğlu (13 Mart, 2008 09:19 Perşembe)
Mio, bir ortama daha havali bir giris yapilamazdi sanirim :D

mezzoalto (13 Mart, 2008 10:49 Perşembe)
haber çığırından çıkmış yahu:)

mezzoalto (13 Mart, 2008 10:56 Perşembe)
bi de gullusumum, en sevilen olunca korkacak hiçbirşey kalmaz çünkü tam tersine herşey kusur filan olmak ne demek, herşeyin "kusursuzlaşır".. veya bazen daha güzeli olur, kusurlarınla güzel gelirsin karşındakine, kusurlarını da sever.. birini en çok sevmek, herşeye rağmen sevebilmektir..

bence orada çocuğun "for free?" diye soruşu bile çok anlamlıydı.. anketçi amcaysa tam türkmüş zaten "al al yahu, al bi tane daha al sevdiceğine verirsin, çoook var bizde, sen almasan atacağıdık zaten":)

nothing comes for free

sadi (su geçirmez balık) tekin (13 Mart, 2008 11:19 Perşembe)
sen almasan atacağıdık da nasıl bişi yahu hehe.. almıyom o zaman ben at sen onları.. cık cık..



sevmek ve sevilmek özgürleştiriyor aslında insanları di mi?

 

MioCaro (13 Mart, 2008 14:48 Perşembe)
sevmek ve sevilmek özgürleştirirken tutsak ediyor bence...


sevmek sahiplenmenin en güzel biçimidir herhalde, sahiplenmek ise, sevmenin en kötü biçimi
jose saramago

de demek istiyorum ayrica  :)


settar, 4ten sonra havadasin zaten :))

ruprect (13 Mart, 2008 16:25 Perşembe)
mio, hiç çağırmıyon bizi?

MioCaro (13 Mart, 2008 16:52 Perşembe)
:) aaaaaaaskolsun cağırmaz olur muyum?
bakın şimdilerde 6. amatör caz müzisyenleri festivali var. dün başladı ve 15ine kadar sürüyor. açılış konseri sarp maden trio idi, bugün kendisinin bir de "atölye" çalışması var. ince quartet, fastrip, evo trio, bozlak trio, canakkale caz kentet diger gruplar beklerim...

o bitince 19unda resfest eskisehir basliyor. olmadi ona da yetismediniz mayista beklerim sinema festivaline...

Yalçın (settar) Pembecioğlu (13 Mart, 2008 16:59 Perşembe)
amatör cazcıların konserlerindeki martinileri de acemi barmenler mi hazırlıyor?

bu arada, evet, sevgi falan süper şeyler. portakalları naylon torbada taşımaları hiç çevreci olmamış (haberden uzaklaştığım anlaşılmasın diye alakalı mesaj verdim)

MioCaro (13 Mart, 2008 17:02 Perşembe)

martinileri konser sonrası acemi barmen hazırladı gerçekten :)) senin biricik küratör sen gidince kendini barmenlikle oyaliyor napsın? gelip bir çalıştay daha yapsan negzel o da küratörlüğünü bilcek işte...

sevgi cok sevdigimiz bir arkadasimizdir

Yalçın (settar) Pembecioğlu (13 Mart, 2008 17:09 Perşembe)
sarp maden trio yapınca atölye, ben yapınca çalıştay, haha :D çok uyanık gördüm sizi hocam :)

baharda bi gelmek lazım oralara. regülatör ne güzel olur mis gibi çiçek kokar kesin.

MioCaro (13 Mart, 2008 17:24 Perşembe)
ahahahaaahaa
atöyle tırnak içinde bekliyordu orada :))
seninki çalıştaydı çünkü konferans salonunda gerçekleşti. onunki atölyede :p

not. anlaştık o zaman küratörünle görüşiim ben detaylar için. sen tarihi söyle bitek

vera (13 Mart, 2008 17:31 Perşembe)
biri bana acemi barmen mi dedi...
huuu huuuu...
birazdan hırs yapcam ve şişelerle yaptığım şovların video linklerini göndereceğim....
az kaldıııı...
:) 
filmin adı:
"küratörlükten barmenliğe...çelişki topağı hayatım...."

Yalçın (settar) Pembecioğlu (13 Mart, 2008 17:43 Perşembe)
ayrıca üniversite dediğin yerde kahve-muzlikörü-süt yapılır, damacanalarda getirilir, içilir. martini falan da neymiş. gören de okul ivy league okulu sanar :P

Yorum yapmak için
- sisteme kayıt olabilir,
- Bigu üyesi iseniz ana sayfadan giriş yapabilirsiniz.