Anasayfa

3016_6084.jpg Resimleri
 

RMG Connect vs. Rafineri


Pin It
Rafineri'nin İş Kuleleri'ndeki fondü restoranı Marche için yaptığı ve New York Festivals'da 2003'te gümüş ödül alan işi ve bugün Ads of the Word'de gördüğüm iş.

Reklamveren: Marche
Ajans: Rafineri, İstanbul
Reklamyazarı: Karpat Polat
Sanat Yönetmeni: Ali Batı
Yayın Tarihi: 2003

Diğer işin künyesi de şu şekilde:
Ajans: RMG Connect, Mumbai, India
Yaratıcı Yönetmenler: Kishor Shembekar, Ananda Mazoomdar
Sanat Yönetmeni: Kishor Shembekar
Reklamyazarı: Ananda Mazoomdar
Fotoğraf: Vishal Bhosale
Görsel Rötuş: Milind Aglave
Yayın Tarihi: Ocak 2008



Pin It

Bu haberler de ilginizi çekebilir:

Yorumlar


mezzoalto (15 Şubat, 2008 18:10 Cuma)
peki şimdi ben her iki reklamı da anlamadım desem:)) yani şunu bile diyemiyorum "ikincisi fena halde esinlenmiş (!) ama en azından kavramı daha iyi kullanmış".. marche çarşı demek, eh mekan da fondü restoranı, konunun piyanoyla ne alakası var:) öteki hepten muğlak zaten.. 

ama ne diyorduk bu tip şeyler için: oh neyse ki hep bizde olmuyor:)

Alp (pimoka) Esin (15 Şubat, 2008 19:48 Cuma)
rafinerinin fotoğrafçısı kim peki?
ya birde neden bizim ajansların işlerinde fotoğrafçı adı anılmıyor.

cemgul (16 Şubat, 2008 01:46 Cumartesi)
"Fondue Restaurant & Piano Bar"(logonun altında yazıyor) Fondue benim bildiğim tatlıdır yemek değildir. çatal fondue çatalı & piano bar da malum. güzel ilan. Hintliler araklamış bu kez :)
Live beyond kitchen demiş e peki sonra "effortless recipes"? piyano çalmak mı effortless? yoksa piyano dersi gibi yemek tarifi mi demek istemiş ki bu da pek effortless olmasa gerek heheh veya bu tariflerle kolayca yemek yap hemen bitirip git piyano mu çal demek istemiş? hem çalmışsın hem olmamış hintli kardeşim, ben tüketiciye bu ilanla ne anlatmak istedin kafayı kırıyorum ama gene anlamıyorum mesaj net değil :) kolay yemek tarifi ve piyano bu kadar kel alaka biçimde bir araya gelebilirdi.

 


mezzoalto (16 Şubat, 2008 02:13 Cumartesi)
daha küçük yazsalarmış da hiç bağlantı kuramasaymışım:) üstelik orada piyano bar'lık bir hava da yoktu, hatta piyano bar nedir bi kere:) ama en azından bir bağlantı olmuş:) hintli kardeşin ne demek istediği gerçekten süper belirsiz..

şimdi hazır yemek konusu açılmışken: fondüe bir yemek veya bir tatlı da değil bir türdür, kendi başına bizim zeytinyağlılar gibi bir kategoridir aslında isviçre mutfağına özgü; ve tatlıdan daha fazla tuzlu besinler üstüne kuruludur.. kahve dünyasının menüsüne gireli beri çikolatalısı çok yaygın ve bilinir oldu ama aslen peynir üzerine kuruludur, eritilmeye ve sıcağa dayanıklı özel bir isviçre peyniri olan raclette peyniri, gravyer, emmental gibi peynirlerle karıştırılır; içine bir miktar kirsch likörü, şarap, baharat filan katılarak fondüe kazanında eritilir, sonra da özel çatalıyla ekmek batırılıp yenilir.. keza aynı kazanda kızdırılmış yağ bulunması ve masaya çiğ et ve sebze ürünleri ile uygun sosların getirilmesiyle et/tavuk/sebze fondüe'sü de yapılır.. istanbulda yeniköy civarında swiss cafe diye bir yer var -veya ona benzer bi adı var- bu saydığım fondüe'lerin tümünü yemek olası..

acıktım 

kargi (16 Şubat, 2008 14:43 Cumartesi)

bi de bu var  :). muratsuyur un muhtesem işlerinden bir tanesi. perspektifsiz daha guzel olmuş bence..

cemgul (16 Şubat, 2008 21:57 Cumartesi)
vay be kızgın yağda et ohhş fondue acayipmiş mezzoalto, ama ben gene de sadece erimiş çikolataya çeşit çeşit meyvelerin daldırılıp afiyetle yendiği fondue yü aliyim eheh SunGate Port Royal da yazın yedim unutamıyorum onu ama tavsiye etmem gitmeyin çok uzak :p swiss cafeye takılalım en iyisi sağol mezzocan ;)

ferhat can (16 Şubat, 2008 22:02 Cumartesi)
kahve dünyasındaki çok güzel gerçekten. kahve dünyası bu kadar ucuz ve kaliteliyken neden pıtır pıtır her yere yayılmıyor ya ?

sadi (su geçirmez balık) tekin (17 Şubat, 2008 02:11 Pazar)
ahaha ferhat kahve dünyası dedin de.. geçenlerde eskişehir kahve dünyasında bir muz fondü masasına gülmüşlüğümüz vardır ki ahahahaha.. hatırladıkça güleriz gerçekten çılgın bir masaydı..

ARTanubis (17 Şubat, 2008 23:20 Pazar)
fondü çatalları dizi dizi ameliyat setlerini hatrlattı bana.. algı işte:)

mezzocum oyle bir anlatmıssın ki dısarı çıkıp peynir bulup eritip bişiler banasım geldi:)

ferhat can (18 Şubat, 2008 00:05 Pazartesi)
benim de canım nachos çekmişti okuyca olsa da yesem.

mezzoalto (18 Şubat, 2008 01:42 Pazartesi)
artcım sen gezmelerden gel, gider yapılmışını yeriz, ben o zamana kadar nerede yapılıyor tam öğrenirim:)

ferhat, o nacho peynir sosunun hazırı da var, büyük marketlerde satılıyor, ısıtıp bir paket sade mısır cipsiyle evinde de yapabilirsin:)

ya konu yemek mutfak gastronomi olunca duramıyorum, hazır yarın üniversite tatil edilmişken, aranızda pek yemek dergisi okuyan olmadığını da varsayarak "yemek dergilerindeki iyi ve kötü reklam örnekleri" konulu bir haber mi yapsam acaba:)))

Yalçın (settar) Pembecioğlu (18 Şubat, 2008 11:10 Pazartesi)
mezzo! o peynir sosunu hangi markette, hangi reyonda bulurum? marka adı ver! ya da vazgeçtim, verme... zaten iştahımla dertliyim... ama yine de ver, misafir geldiğinde alırım :P sade doritos naçonun yerini tutmuyor. naço için de adres istiyoruz!

mezzoalto (19 Şubat, 2008 17:41 Salı)
şimdi yanılmıyorsam -ki tanrım lütfen yanılıyor olayım, oturmuş peynir sosunun markasını da aklımda tutmuş olmayayım- "casa fiesta" markanın adı:) basık bir kavanozda -eski doritos salsa sosları gibi- kavanozun kapağı da yeşil.. macrocenter-3m migros gibi yerlerde bulunuyor, reyon adresi veremicem ama yakında bi gidersem sana nokta atışı tespit yaparım:) aynı markanın guacamole sosu da var bildiğim kadarıyla:)))))

harbi taco gördüm ama harbi nacho hiç görmedim, aslında o sade doritosu da azıcık ısıtsan, sinemalarda yediğine yakın bir ambians yakalayabilirsin:)

Yalçın (settar) Pembecioğlu (19 Şubat, 2008 17:45 Salı)
off, ölümcül tarifler veriyorsun! :D

ferhat can (19 Şubat, 2008 17:48 Salı)
sinemada nachos yiyenlere kılım. ben de çok seviyorum ama sinemada yenmez. eğer film dandik değilse mısır da yenmez.

Yalçın (settar) Pembecioğlu (19 Şubat, 2008 17:57 Salı)
bilakis, aksiyon filmlerinde efektler patlarken yenir, romantik filmlerde sessiz duygusal anlarda yenmez.

ferhat can (19 Şubat, 2008 21:31 Salı)
filmlerde +13 gibi ifadeler yerine, "no popcorn" veya "no kids" gibi etiketler olsun ! hatta mümkünse "no her espriye gülen adam" "no cep telefonundan saate bakan adam" "no sürekli öpüşen sevgili" "no castı okumak için salonda kalan entel kız" gibi etikerlerle hizmet genişletilebilir. madem cast meraklısısın gir imdb'e gir bak ! print et odadnın duvarına as ! aaaa kalk be film bitti çıkamıyoruz salondan !

sadi (su geçirmez balık) tekin (19 Şubat, 2008 22:09 Salı)
yapma ferhat, olay sadece cast değil ki.. lütfen.. ambians adamım.. hem sen çek git napıcan kızı salonda kalsın o.. be cool :)

cemgul (20 Şubat, 2008 02:28 Çarşamba)
castı okumak için salonda kalan entel kız

zuhaha yarılll

sadi (su geçirmez balık) tekin (20 Şubat, 2008 03:46 Çarşamba)
bence olayda bi casıt yok ayrıca...

mezzoalto (20 Şubat, 2008 09:38 Çarşamba)
ben "no sürekli öpüşen sevgili" stickerını mümkünse bar ve clublara istiyorum.. bazen yanlarına gidip "get a room!" veya "eviniz yok mu güzel kardeşim" demek istiyorum.. hayır merak ediyorum, önsevişmeyi kamusal bir alanda gerçekleştirince evde daha mı az zaman kaybı oluyor:))))))

"cast'ı okumak için salonda kalan kız" da -ki ferhatt geçen uykusuz'da fırat budacı'nın bu konuyla ilgili harika ötesi bir yazısı vardı- genelde bir mahalle baskısı oluşturuyor, yarattığı sıkıntı oradan kaynaklanıyor yani.. sen ayağa kalkıyorsun o höfürdenmeye başlıyor, kafasını sağa sola eğiyor, sen "allahım ben bu filmden hiçbişi anlamayan bir duyarsızın tekiyim, anlayan saygın arkadaşlara mani olmayayım" diye alelacele toplanmaya çalışıyorsun, bişiler dökülüp saçılıyor falan filan.. yani bazen evet bazı filmlerde hakikaten müzik, filmin havası filan, o son dakikalarını tadını çıkarma duygusu verir ama her film değil, her festival filmi hiç değil.. dün izlediğim iç güveysinden hallice filmin bile sonunda hayran hayran perdeye bakanlar vardı, "ablacım abicim çıkın bi hava alın iyi gelir" diyesim geldi..

settar, sözünü ettiğim sos, mesela metrocity migros'ta "ketçap-konserve-hede hödö" reyonunun en üst rafında pesto sos felan gibi şeylerle beraber duruyor:) for your info:)

Yalçın (settar) Pembecioğlu (20 Şubat, 2008 09:48 Çarşamba)
kamusal alanda öpüşüp sevişmenin hazzı başkadır be, orada teşhirciliğin, gözetlenme ihtimalinin gizli ve bastırılmış keyfi de çıkar ortaya. sapık gibi konuştum yav.

sinema konusunda şunu anlatayım da dövün beni ferhatt ve mezzo: LoTR - FoTR'un özel gösterimini izledikten sonra ilk resmi gösterim gününde 2. defa izlerken özellikle son seansa almıştık biletleri gandy'yle. film bittikten sonra 20 dakka kadar tüm end credits'i okuduk beraber... bazen merak ediyo insan. bir de bazı komedi filmlerinde komik şeyler serpiştiriliyor. film iyiyse kalıp izliyorum, kötüyse DVD'sinde izlerim artık deyip kalkıyorum.

mezzo, maçka makro'dan alıcam söylediğin cehennem yiyeceklerini. yakın zamanda bir naço kaçamağı yapacak gibi görünüyorum :)

mezzoalto (20 Şubat, 2008 12:43 Çarşamba)
kamusal alanda öpüşülmez kaynaşılmaz demiyorum:) ama 35 dakika değil yani:) babylon'a kadar gelmişsin, konser dinlemeye, bir etkinliğe katılmaya, tamam müzik-ambians-alkol elbette kaynaşmayı hızlandırıyor ve yoğuşturuyor kabul ama hani bazı şeyleri de abartmamak lazım diye düşünüyorum:) yani ben bir koca gece boyunca belli bir yöne başımı her çevirdiğimde soft porno bir filmin figüranıymışım gibi hissettirecek bir manzarayla karşılaşıyor olmaktan hoşlanmıyorum açıkçası, yoksa elbette öpüşülsün, sevişilsin, make love not war:)

ve lord of the rings'in end creditlerini izlemeyi anlayabilirim ama dediğim gibi her filme de "tanrım bu başyapıtı hangi ulvi insanlar yaratmış" muamelesi yapmamak lazım sanki:)

sadi (su geçirmez balık) tekin (20 Şubat, 2008 13:34 Çarşamba)
aslında o end credit biraz filmin ambiansından gerçek hayata dönüşü ağır ağır sağladığından bünyeye iyi bile gelir.. yoksa kimsenin oturup kim yapmışlara baktığını, baksa bile ne kadarını algıladığını falan.. ooh.. birazdan gerçek hayata hazır olacağız.. :))

MioCaro (20 Şubat, 2008 22:01 Çarşamba)
tanıdık bildik birileri varsa, özellikle adını okumak görmek istediğin veya özellikle bilmek istediğin zaman krediler okunur. ancak bizim memlekette, (bilemiyorum gavur illerinde durum nedir) kimse okumadığından makinist amcalar da önceden kapatırlar. buna sinir olup, görevlilere çemkirip açtırıp izleyenler var bilirim, tasvip ederim...

sadi (su geçirmez balık) tekin (20 Şubat, 2008 22:09 Çarşamba)
ben de tanıyorum kendilerini, hastasıyız hatta..

cemgul (20 Şubat, 2008 22:31 Çarşamba)
castı okumak için salonda kalan o entel kız sen misin itiraf et  

sadi (su geçirmez balık) tekin (20 Şubat, 2008 23:19 Çarşamba)
bana mı didin? :)

Yorum yapmak için
- sisteme kayıt olabilir,
- Bigu üyesi iseniz ana sayfadan giriş yapabilirsiniz.