Yorumlar
tabac (26 Haziran, 2007 10:42 Salı)güzel bir toplamaymiş, link için teşekkürler.
rakunzell rakkadar (26 Haziran, 2007 10:45 Salı)küçükken londra'da bi yeşil çatım olsun ve orda karga besleyim isterdim.. (: bu kadar kallavi olmasa da biz de yavaştan yeşertiyoruz çatıları..
fair (26 Haziran, 2007 10:54 Salı)harika görünüyor.
pin (26 Haziran, 2007 11:17 Salı)natureliz, botaniğiz,yeşiliz, güzeliz de o sarmasıklarla sarılmış evde ne böcük olur haaa bölee kımıl kımıl...vıııyy içim bi hoş oldu:))
bella donna (26 Haziran, 2007 11:18 Salı)yanlış hatırlamıyorum değil mi, ikea'ya komşu gelecek olan alışveriş merkezinin çatısı için böyle bir proje vardı sanki?
layni (26 Haziran, 2007 11:19 Salı)ne güzel çık çatıya piknik yap:)
pin (26 Haziran, 2007 11:28 Salı)Ben de teraslı bir ev istiyorum, olsa, çim felan ekerim teresa sonra çimlerin üzerinde yalnayak mangal yaparım.(Şehir magandası tadında)
hopçikitangasamuray (26 Haziran, 2007 11:50 Salı)İstanbul Belediyesi çatısı düz ve açık olanlara bu tür bir çalışmayı zorunluluk haline getirecekmiş.
Şaşırdım böyle bir fikrin İBB'den çıkmasına

pin (26 Haziran, 2007 11:55 Salı)nie şaşırdın ki bence tek başarılı oldukları konu çevre düzenlemesi. Maksat sıkışık trafikte hergün canımız sıkılmasın sağa sola çiçeğe laleye bakalım:))
masar (26 Haziran, 2007 12:24 Salı)mimari projeler için hazirlanan 3D görsellerdeki bina üstlerinin abuk görünüsün önüne gecebilmek için yapılan, sonrada vaaay ne güsel oluyomuş aha konut sahiplerine sosyal alanda çıktı diiye gelistirilen bişiy

registereduser (26 Haziran, 2007 12:26 Salı)Konuyla alakalı ve alakasız olarak Şeytan'ın avukatı filminde bizim şeytanın şirketinin terasına ve havuzuna hasta kalmıştım. Hala çatı diyince o geliyor aklıma.
hopçikitangasamuray (26 Haziran, 2007 12:31 Salı)2 trilyon verip sadece 1 hafta kadar açan saçma sapan lale projelerinden sonra, para vermeden etrafa nasıl yeşillik katılır bunu çözmelerine şaşırdım.
Sonuçta lale olayı İstanbul için çok gereksiz bir olaydır. Hadi illa tutturdun ben lale dikicem,tanıdığaköşe döndürcem diye; o zaman lale konseptli bir park yap oraya dik. En azından o çiçekler kuruyup gittiğinde millete bir alan bırakılmış olur. Açıkçası köprü yolunda giderken refuj ortalarında o çiçekleri görmek istemiyorum. Onun yerine ağaç dikmelerii saçma sapan 1 hafta sonra kuruyan bir çiçekten daha mantıklıdır
rakunzell rakkadar (26 Haziran, 2007 12:32 Salı)evet cidden sağlamdı o teras da fiddlerontheroof. havuzunu hatırlamıyorum ben ama..
rakunzell rakkadar (26 Haziran, 2007 12:40 Salı)inekler merdiven çıkabiliyo.. ama yazık ki inemiyolar.. normal yani..(:
mezzoalto (26 Haziran, 2007 13:04 Salı)ben bu çatıların hastasıyım, böyle çatım-terasım olsun başka bişi istemiyorum hayattan:)
sonercelik (27 Haziran, 2007 13:16 Çarşamba)bende antalyada boyle projeler yapmak istiyorum ama buranin insani anlamiyor ne yazikki ahh
cok basarili buluyorum bu uygulamalari cokm eski uygulamar ama dunyanin isinmasi dalgasina daha da moda olacak gibi
kurtyiyenkırmızıbaşlıklıkız (27 Haziran, 2007 14:19 Çarşamba)3D
algı kavramımı yitirdim , neresi çatı neresi yeşil alan filan diye 
yeşil yerinde güzel , yeterince olunca güzel . uygun alanlar yeşilize edilsin , hazırda var olanlar korunsun(önce bir kül edilenlere çare düşünülsün) ama çatılar çatı kalsın nolur . her çatı böyle olsa gelir börtü böcek dolar , onu yemesi gereken hayvan gezemiyeceği için çatıda nüfus patlaması yaşarlar kendi çapında ve sonra bir gün bir bakmışız şehri istila etmişler kurtulmanın yollarını arıyoruz .. 
ya da dahası kuş dolar çatılar , hayvanlar da yitirir algısını da göçün son noktası olarak çatıları seçerler filan sonra bir gün... aman yani 1001 tane felaket senaryosu çıkar bundan , ne gereği var kaş yapalım derken gözden olmanın .
mezzoalto (27 Haziran, 2007 14:52 Çarşamba)kykbk'cım, her çatının böyle olmasına elbette ki gerek yok.. bahçeli evin, apartmanın bi de çatısını yeşillendirmek abes değil mi? lakin özellikle büyük şehirlerde artan betonlaşma ve azalan yeşil alan sorunsalını çözmenin gayet güzel bir yolu bu.. gökdelenin çatısına arboretum kurmaya da gerek yok öyle fantastik börtü ve böceğe ev sahipliği yapmaları için, biraz çimen biraz ağaç yeter de artar bile.. ve şehirde zaten yeşil olmayan çatılarda ikamet etmeye çalışan bisürü zavallı kuş var, doğal dengeyi de onlarla kurmak mümkün olur diye düşünüyorum..
ayrıca maalesef böceğin kallavisi bahçeli evlerde oluyor.. babamın derse gittiği evlerden birinde -baltalimanında bir siteden bahsediyoruz- içeride ve/veya bahçede: örümcek-akrep-çiyan-yılan-sülük ve hatta sansar görmüşler.. amazon'da mıyız istanbulda mı belli değil

sadi (su geçirmez balık) tekin (27 Haziran, 2007 14:59 Çarşamba)gene aynı noktaya gelmiyorum ama aslında o hayvanların bizi görünce şaşırmaları normal, bizim onları gördüğümüzde değil..
mezzoalto (27 Haziran, 2007 15:10 Çarşamba)vallahi ben gömeç'te bir yanı zeytinlik olan sitede veyahut, gaziantepte bahçeli evde görünce şaşırmıyorum bu hayvanları (sadece terörize olmuş bir biçimde dona kalıyor veya çığlıklar atarak uzaklaşıyorum, nasııııl korkuyorum börtü böcekten belli değil

) ama istanbulun göbeğinde, endüstrileşmenin suyu çıkarılmış bir coğrafyada bu kadar hayvan bi garip.. doğal seleksiyon diye bişi var, göç var, var oğlu var.. belgrad ormanlarında yaşayacağına bitişik nizam evlerle örülü bir sitede yaşamak o hayvanlar için de makul değil:) dürtüleri bozulmuş onların:)
kurtyiyenkırmızıbaşlıklıkız (27 Haziran, 2007 15:28 Çarşamba)me
zzoalto'cum iyi diyorsun da ama işte o
yeşil olmayan çatılarda ikamet etmeye çalışan bi sürü zavallı kuş olmaları gereken yerde olmadıklarından o halde belki de .
şehirlerdeki kuş populasyonu tavan yapıyor gittikçe gibi geliyor bana - en a
zından benim yaşadığım yerde öyle. iyce evcilleştiler ( kafaya çarpmalar , hatta utanmadan heykel muamelesi yapıp konmalar filan .. ıyyy ..) , ha
zıra alıştılar , şu si
zin 'limit is the sky ' ı felsefe edindiler kendilerine sınırsı
z üreme projelerinde..

olma
z böyle ,bira
zı kalsın gerisi dönsün doğal ortamlarına . şehir burası , büyükannemin evi değil ya ormanın ortasında

[ bahçeye diycek bir şey bulamadım ama . evi temi
z tutunca ve peryodik olarak ilaçlayınca da olur mu öyle ki bilemedim .. hayalimdeki bahçesinde müstakbel köpeğim golden ım retriever ım la koşturcağım müstakil eve de karlar yağdı bir anda

]
edit: (ben bu hızla yazana kadar mesaj gelmiş bile 2 daha.) şey demek istiyorum bir de ; evet evet dürtüleri bozulmuş . aslen demek istediğim de oydu ; algılarını kaydırıyoruz işte hayvanların

mezzoalto (27 Haziran, 2007 15:49 Çarşamba)aman ammaaan diim sana kurtyiyenkırmızıbaşlıklıkız, böyle "gelsinler, gitsinler" filan deme, ortalık karışıyor ondan sonra, tecrübeyle sabittir:)
haklı olduğun hususlar var tabi, mesela mahallemizin, her mahallede bir kaç tane kontenjanı olan bir "kediköpekseverbesler" ablası var, bu abla, kuşları filan da besliyor, lakin besliyor da.. kedi mamasıyla.. emlakçı dükkanının içine baktığı 3ü yavru 5 kedi haricinde, kapının önüne de kaplar içinde kuru kedi maması koyuyor.. bu mamaları allahtan çatı martıları görmüyorlar ama zemin kargaları görüyor.. maaşallah tavuk büyüklüğünde kargalarımız var şu anda, haftasonları yemek bitince gidip camdan içeri bakıp, gagalarıyla vuruyorlar "yemek yiyeceğidik?" dercesine

sair zamanda da sabahları filan bağırıyorlar mesela, "nerde kaldı günlük istikhakımız" şeklinde:P
sözü edilen kargaların haracını bol kesen mafya babası tadında salına salına yürüdüklerini, nadiren uçtuklarını, hatta karşıdan karşıya yürüyerek geçtiklerini de söylemeliyim, tarihin "araba tarafından ezilerek ölen ilk yetişkin kargası" bizim mahallede olacak galiba..
ama amaaaa bunlar bu şehrin karga, güvercin, kumru ve martıları canım.. şehir kuşudur bunlar zaten, papağan değil, leylek değil.. şehrin meydanlarında ikamet eden hayvanlar, meydan kalmayınca çatıda yaşıyorlar, "ahan da çatı çoğaldı, topluca edirneye iltica edelim" diyecek kadar göçmen değilller maalesef.. ama doğası göçmen olan hayvanlar göçemiyorsa, işte durum kötü.. istanbulda akrebin ne işi var, hele sansar nerden çıktı diyorum.. bahçeli evde hadi örümcek filan olur ama çiyan sıcak memlekette olur yahu!
sadi (su geçirmez balık) tekin (27 Haziran, 2007 17:00 Çarşamba)akrepler de mi göç ediyor? anlayamıyorum.. nesi garipseniyor ki hayvancağızın?
- istanbul'da ne işin var aga, anadolunun suyu mu çıktı, dönsene köyüne..
-emmi, bildiğin gibi değil, kan davalım peşimde.. sakla beni..
akrep yahu.. bilse eminim gelmezdi de, istanbul mefrumu oluşmamıştır muhtemelen..
peki sıcak memleket derken?

bir de yıller evvel boğazda batan bir gemiden kaçan papağanların bir kısmının fethipaşa korusuna, kalanının da etiler civarına konuşlandığını belirteyim.. şehir kuşu demişken, istanbulda böyle de bir durum var.. (etilerdekilerin akibetini bilmem ama fethipaşa korusunda hala uçuyorlar, görüyorum..)
mezzoalto (27 Haziran, 2007 17:10 Çarşamba)urfa gibi sıcak, gaziantep gibi sıcak, diyarbakır gibi sıcak memleketlerden bahsediyorum sıcak memleket derken sgb'cim.. böyle 10 yılda bir 40 dereceyi görünce feleği şaşan bir şehirden değil, normal olarak mayıstan ekime 35derecenin altını pek görmeyen, 40 dereceyi kesinlikle yadırgamayan şehirlerden bahsediyorum.. çöl iklimine benzer iklime sahip yerlerde olur akrep, çıyan, danaburnu, oralarda şaşıran da olmaz zaten, şehrin içinde bile..
ama burası akrep'in habitatı değil.. aslına bakacak olursan hiçbir hayvanın habitatı da olamaz.. "olamayacak" hale getirenin biz olduğumuz doğrudur, ama insanoğlu da hayvanlar gibi bir yaşam alanı oluşturmalıdır kendine tehlikelerden uzak.. bu da doğal seleksiyonun bir parçasıdır.. bıdır bıdır, ben bu şarkıyı daha evvel duyduuum, daha evvel söylediiim:)
amaaaan vallahi dejavu oldu olacak diye korkuyorum, hazır nispeten daha ılıman rüzgarlar esmekteyken aramızda, noolur aynı tartışmayı bi daha yapmayalım, hepimiz birinciyiz, kendimizce haklıyız diyelim, olmaz mı:)
bi de o kuşların bir kısmı 3-4 sene öncesine kadar ataköyde de yaşıyorlardı:) kendi çaplarında bi evrim geçirmiş hayvanlar demek ki:)
phoenixia (27 Haziran, 2007 17:55 Çarşamba)diyeilim yağmur yağdı, seller aktı.. arap kız camdan nası bakar ki..:P
alan yeşillendirmesi yönünden hoş tabii, madem yerkabuğu üzerini yeşirtemiyoruz,çatıyı yeşiltelim... tamam ama bana ters geliyor, ki durumun tersliğinden sanırım...
mezzoalto (27 Haziran, 2007 17:57 Çarşamba)koca bi kavanoz karışık jelibon verebilirim sgb, karışık çeşit çeşit, ahan da masanın üstünde duruyor:) 10 puan 10 puan 10 puan, herkese 100 puan:)
(ps. kağıtlı şeker istersen, ondan da bi torba dolusu var;)
fair (27 Haziran, 2007 18:13 Çarşamba)bence bizler bütün doğanın dengesini bozduk.. bir de hayvanları etrafımızda görünce hadi bakalım kendine uygun bir ortam bul gözüme gözükme şeklinde dolaşıyoruz.. bu bence çok zalimce..
fair (27 Haziran, 2007 18:13 Çarşamba)bende şeker istiyoruum
tabac (28 Haziran, 2007 01:47 Perşembe)saçma sapan şeyler trend olacağina bari yeşil çatı olsun.
önceleri sabahlarken saatşn sabah 5 olduğunu martilar ötünce farkederdim, ogün bugün pek hoşlanmiyorum martilardan, şimdilerde artik beşiktaşta çaliştiğim için gecenin her saati marti ötüyor. her seferinde için bi hoş oluyor (5 ?! yok yok daha 1,45 miş hüffff)
neyse 5 olmadan yatayim bari bu gece

tinklebell (28 Haziran, 2007 19:22 Perşembe)
gecenlerde Milliyet'te okudum, yesil catiyi abartip, Ingiltere'de tamamen cevreci bir site yapmislar. Soyle ki; ev tamamen dogal enerji kaynaklari ile isiniyor, bahcesinde meyve-sebze yetistirip, satabiliyorsun, cevreci ofisleri var (o da ne demekse :) ay en guzeli, bir tane cevreci arabalari var, eger isiniz varsa ona isim yazdiriyorsunuz, istediginiz gun o araci kullanip, sonra getiriyorsunuz :)))
http://www.milliyet.com/2007/06/24/pazar/apaz.html sadi (su geçirmez balık) tekin (28 Haziran, 2007 23:49 Perşembe)bizdeki güneş enerjisi panelleri daha efektif kullanılabilir.. ayrıca rüzgardan enerjii elde etme sistemleri de çatılarda artık ufaktan görünmeli sanki.. kendi enerjini kendin üret..
o değil de ben şu yakıtpilinden (fuelcell) çok ümitliyim..
Imagination (29 Haziran, 2007 00:12 Cuma)çoook güzeeelll... haberdekinden de istiyorum, tinkerbell in anlattığından da istiyorum istiyorum işte istiyorum istiyorum...
şaka bi yana, gerçekten çok beğendim bu projeleri, çok şık ve anlamlı olmuşlar bence... İBB'nin "yeşillilksiz teras kalmayacak" gibi ütopik bi yaklaşımını da bi son derece yadırgadım. komiklik yapıyo heralde belediyeci amcalar... tepesinde "inşaata yeni kaçak katlar çıkmak için lazım olucak" diyerekten açıkta bırakılan kıvrılmış inşaat demirlerinin olduğu binlerce gecekondu varken bu ne perhiz bu ne lahana turşusu... hatta turşu gibi güzel bi nimete yazık etmiyim, bu neeeee?... neyse, hayırlı işler bol güneşler diliyorum kendilerine... tepemize yeşillik dikmeyi planlarken, toprakta hazır yetişmiş olanın da kıymetini bilsek ne güzel olucak ama...
abdulaziz (creaziz) şahin (29 Haziran, 2007 10:55 Cuma)helikopterle gelir,paraşütle atlar ama yine de gelir ve senin o narin ağacına iki harf+bi kalp kazıtır, budanmamış beyinler.
mezzoalto (29 Haziran, 2007 23:08 Cuma)yahu o ne güzel habermiş, neler neler yazılmış ve o nasıl bir binaymış settar! gece gece aydınlandım, uykuya hazırlanan gri hücreler gandy'nin tasarımla-estetik-form ile yazdığı şeylere odaklanıverdi, nasrettin hoca oldum bi anda "o haklı-aa bu da çok mantıklı-vaay böyle de düşünülebilir tabi".. cidden süper, bir kez daha bigu'nun "hem estetik hem de işlevsel bir tasarım harikası" olduğuna kani oldum.. (tanrım, umarım okuduğumu doğru anlayıp, doğru kullanmışımdır cümle içinde

)
Yorum yapmak için
- sisteme
kayıt olabilir,
- Bigu üyesi iseniz ana sayfadan
giriş yapabilirsiniz.