Yorumlar
Saklibahce (30 Kasım, 2006 09:49 Perşembe)ahh ankara ah....gerci hic görmedim ama....ah eski ankaram ah...
sublic (30 Kasım, 2006 10:25 Perşembe)güzel
Yalçın (settar) Pembecioğlu (30 Kasım, 2006 10:28 Perşembe)Mimari olarak çok yenilikçi görünmedi bana. Esenboğa havalimanının yeni hizmete giren terminali bile bundan çok daha ilgi çekici bence :)
Öte yandan Ankara-İstanbul arası hızlı tren demek gerçekten de benim gibi Ankara'da çok sevdiği ve dostu olan biri için bir rüyanın gerçekleşmesi demek. İnşallah yaşlanmadan önce görürüz o günleri.
gandy.phoebus (30 Kasım, 2006 10:59 Perşembe)Yapı heyecan verici olmasa da, en azından çok kötü değil. Calatrava'nın Satolas garının taşra kopyası gibi duruyor;

Asıl önemli sorun, bu zımbırtıyı nereye yapmayı planladıkları. Şehir merkezinde buna uygun bir alan olduğunu zannetmiyorum. Eğer Esenboğa gibi, kamusal toplu taşım imkanı olmayan (Havaş'ın kestiği haracı saymıyorum bile) bir yerde olacaksa, olmaz olsun daha iyi.
Ayrıca, eğer garı sahiden şehir dışına taşıyacaklarsa, mevcut garın neden yeniden yapılandırılarak kapasitesinin arttırılamayacağını öğrenmek isterim. Bu kararda, Cumhuriyet Dönemi yapılarına duyulan -en hafif tabirle-
antipatinin (bkz. Havagazı Fabrikası, bkz. Ulus Projesi) rol alıp almadığını merak ediyorum...
gandy.phoebus (30 Kasım, 2006 11:01 Perşembe)Radikal Mart ayında
"Ankara Garı büyüyecek" diye bir haber yapmış. Bu projeyi kastettiği açık ama nereye yapılacağı yazmıyor. Devlet sırrı olsa gerek...
gandy.phoebus (30 Kasım, 2006 11:10 Perşembe)Bu arada, şehir merkezindeki eski garı güncel şartlara adapte etmek açısından, Strazburg iyi bir örnek teşkil ediyor;

Gelecek yıl TGV'ye kavuşacak olan Strazburg, Fransa'nın başta Almanya olmak üzere tüm Avrupa hızlı trenlerinin bağlantı noktası olacak. Artan yolcu ve araç trafiğini karşılayabilmek için mevcut gar genişleterek, ön cephesine şeffaf bir ek yapılıyor...
gonca (gonja) uncu (30 Kasım, 2006 13:13 Perşembe)gandi merak etmiştin yerini: Celal Bayar Bulvarı ile Ulus'taki mevcut Gar Binası'nın arasında kalan araziye inşa edilecekmiiş. Bu arada bolu dağı tüneli de bitmek üzere Ankara'ya çabucak gidebilmek için ben de sabırsızlanıyorum.
Murat (aaMurat) Küçükyılmaz (30 Kasım, 2006 18:14 Perşembe)Ankara Kızılay Meydanına bir bina yapılacaktı.7-8 sene rahat oldu. Ama meydandaki bina hala faliyete girmedi. Hatta ve hatat insaatın devam edebilmesi için Nakit akışı artımak amacıyla bir super market le anlastı. (Bu Gima da olabilir migrosda vb. tam hatırlamıyorum) Bu firmada kendisi için ayrılan bölüme mağazasını dikti. Gel gör ki hala beceremediler. Bu Sözde Tren garı adıyla olacak binada muhtemelen böyle bir durumla karsılasacak.
Murat (aaMurat) Küçükyılmaz (30 Kasım, 2006 18:18 Perşembe)http://www.ergir.com/yenisehirden_ulusa_2.jpg
Buyrun bina burada. Sol kısımdaki bina. Hemen önündeki reklam tabelalarını görebilirsiniz.
Yalçın (settar) Pembecioğlu (30 Kasım, 2006 18:19 Perşembe)aaMurat, ona bakarsan Bilkent Kavşağı'nın ordaki ikiz kulelere ne demeli? Önce Tekel GM binası olarak başlayıp sonra başbakanlık olmasına karar verildi. Ben diyim 8 yıl, sen de 10 yıldır bitmedi inşaat. Üstelik harcanan para cidden inanılmaz boyutlarda, çünkü bir çok malzemeyi fütursuzca ithal edip yapmışlar binayı...
Murat (aaMurat) Küçükyılmaz (30 Kasım, 2006 18:53 Perşembe)Çok çok üzücü. İstanbulda da Vapur İskeleleri yenileniyor. Belli yerler hızlı ve bitti. Ama Kadıköyde ki yok mu hala devam ediyor. Millet ses çıkarmasın diye de bitince olacak olan yeni halinin çizimini koymuslar.
Her sabah aynı yerden (kadıköy iskelesi) Avrupa yakasına geciyorum. Görenler bilir ama inanırmısınız demir korkulukların arkasında bekleyen insanlar sanki hapisde gibiler. Onları bazen çizgili mahkum kıyafetiyle dusunuyorum. Gülünç oluyor.
Zaman ayırabilsem (böö unutmazsam denilebilir:) o kadar yolcu demirlerin arkasındayken fotoğrafını çekip sizlerle paylasacağım.
Murat (aaMurat) Küçükyılmaz (30 Kasım, 2006 18:56 Perşembe)Ne yaptım ben ya. Nereden nereye gelmişim. Deşarj (nasıl yazılıyor du bu:) olmam lazım benim :-D
alisureyyatorun (30 Kasım, 2006 19:23 Perşembe)yok ya begendim ben. ne kadar futuristik dursa da en azindan 4 duvari kapali duz bir yapi degil. bizimkiler bayilir 4 duvari olsun birde catisi yeter derler. trenle cok fazla seyahat eden birisi olarak hosuma gitti. gerci ankaraya hic isim dusmuyor. ben daha cok alinan yeni trenler ile ilgileniyorum :D
artik bu tip yapilara alismanin zamani geldi arkadaslar. her tarafimiz bunlar ile dolacak cunku. yeni bir caga girdik. eski tarz yapilar yavas yavas gozdesini yitiriyor cunku. keskin ve yumusak hatlarin bir arada kullanildigi devirdeyiz. yavas yavas yeni dogunun futuristik mimarisine donmeye basliyoruz (dogu derken japonya ve cin i kastediyorum)
tiryaki (01 Aralık, 2006 00:15 Cuma)bence çok güzel, bakın size bir örnek; yeşilköy havalimanının dış hatlar terminalinin yollarındaki korkuluklara; otoparkının dış cephe kaplamasına bakın. bize 80 lerde yutturulan "2000 lerdeki dünya" ilustrasyonlarından gerçeğe dönüşen ilk şey bunlardı arkdaşlar. dikkatli bakın yalnız. mimari olarak artık dünya böyle uzay çağında yaşarken bizim gothic eserler yapmamız fln beklenemez bence vatana millete hayırlı olsun. tren ne derece kullanıosunuz bilemem de; varan ın 60 liraya götürdüğü yere ben Pamukkale Ekspresi ile 2 kişi gidiş dönüş 52 liraya bilet alıyorum. klimalı, otomatik kapıları olan, devasa koltukları olan, sessiz bi araç kendisi. tcdd zaten son 3-5 senedir çok büyük işler başardı hatta ilk defa kâra geçti. hakkıdır abi. helal olsun eğer bitirirlerse inşaatı hemence. mutlu oldum yaa, şu sidney opera binasına benzio.
gandy.phoebus (01 Aralık, 2006 01:18 Cuma)gonja: kent merkezinde oluşu iyi, gayet rahatlatıcı oldu bu haber :) ancak yine de mevcut garı iyileştirme çalışmalarına neden yanaşılmadığını merak ediyorum...
aaMurat: Kızılay meydanındaki bina -ki kendisi Kızılay binası olarak anılabilir çünkü eski Kızılay binasına bir gecede çıkarılan yıkım izniyle gerçekleşmiştir ve bence şehrin böylesine merkezi bir meydanına yakışmamaktadır- Beğendik'e bilmem kaç yıllığına kiralanmıştı -diğer seçenek Karum vs. gibi bir alışveriş merkezi olmasıydı, dönem Beğendik'in altın çağıydı, dolayısıyla mantıklı bir karardı- ancak gerek Beğendik'in yaşadığı düşüş, gerek binanın gerektirdiği yatırım miktarı yüzünden boş kaldı sanırım. "bir şehir merkezi nasıl mahvedilir" konusu için, karşısındaki Güven Park'la birlikte kitap örneği teşkil etmektedir. [daha geniş kapsamda, kitabın yazarı Melih Gökçek'tir...]
settar: Ankara'da bir de sizin evin yakınındaki otel var, hala öyle duruyor. ancak neyse ki böyle örnekler var diye seviniyorum bazen; sadece sermayeye güvenerek bina erekte etmenin nasıl sonuçlandığını gösteriyor. keşke Gökkafes de bu hale gelseydi demeden edemiyorum mesela...
alisureyyatorun: bina malesef fütüristik durmuyor... en geç 10 yılda eskiyecek, 20 yılda gülünç duracak bir 'trend' mimarisi daha çok. peki bugün kimi yapıları ilginç yapan nedir, sadece keskin ve yumuşak hatlar mı, yoksa henüz şekillenmekte olan, 'tarz'ların ötesinde, yeni bir paradigma mı? örneğin Zaha Hadid, Rem Koolhaas, Santiago Calatrava ve hatta Frank Gehry, ne derece "yeni doğunun fütüristik mimarisini" yansıtmaktadır, veya doğu sahiden böyle bir dil geliştirebilmiş midir? diğer taraftan, bu dil sahiden o kadar da 'bambaşka' mıdır, yoksa korbüziyen tezler hala geçerliliğini korumakta mıdır? demek istediğim, en son birisi böyle "bir devir kapandı" dediğinde, kişi Charles Jencks'ti ve bugün nasıl geçerliliğini yitirip gülünç duruma düştüğünü görüyoruz...
elifbb (01 Aralık, 2006 05:28 Cuma)Gerçi bu konu ve bu bina ile ilgili daha detaylı bilgi belki sonra sağlayabilirim. Ancak şimdilik şunları söylemek isterim;
Gandycim cigerim, eski gar binası 1937'de yapılmış bir binadır. Ben şahsen çok severim kendisini o ayrı (geçtiğimiz bir yıl boyunca binanın içli dışlı olmadığım noktası kalmadı :))ancak yapıların da bir ömrü vardır. Bu ömür, ilk fonksiyonuna bağlı olarak tamamlanıyorsa, ancak bina statik olarak ayaktaysa bence farklı işlevlerle yaşatılmalıdır. Elbette yaşatılmaya değer bir durum varsa. Ankara Garı için alınan kararların Büyük Ankara Masterplancısı sevgili ve bir o kadar sayın Gökçek ile alakası yok. Yine de Garı yaşatalım derken yanlış kararlar alındığına katılıyorum. Şöyle ki, Gardaki müzeyi bile (eğer tekrar açılsın diye bir karar alınmadıysa) kapatmaya karar verdiler. Ve maalesef çok çok güzel değerlendirilebilecek bir binayı farklı şekilde maymun edecekler tedirginliğindeyim. (ciddiyet buraya kadarmış :))
Bu yeni binanın kurulacağı alan, o vakitler (dur vaktini de veriyim ne bu böyle masal mı anlatıyoruz: 1934-36 arası) güzel bir planlamayla oluşturulan Atatürk Kültür Merkezi alanı olarak geçiyor. Hipodrom, Stad, Gençlik Parkı, Kule kısımlarını da içine kat, çok geniş bir alana belli bir kimlik kazandırılmış. Ve o dönem bu yapıların hepsinde belli özelliklere önem verilmiş. Ankara'nın yapılanmasında da önemli bir dönüm noktası olmuş. Yerleşim olarak belki uygun olmasına rağmen, alanı bu haliyle benimsediğimden sanırım, yeri bana dokundu biraz. Çünkü resme baktığımda o kimliği göremiyorum.
Binanın fonksiyonel taraflarını saymaksızın devam ediyim, o taraflarına bir girersem susamayabilirim :)
Ankara'da bitmeyen ve hatta bence giderek efsaneleşebilecek o diğer binalar (Kızılay, İkiz Kuleler ve settarların evinin ordaki otel (kesin aynı otelden bahsediyoruz:))) yapım aşamalarında yaşanan iflaslar sonucu kalakaldı öyle. Üçü de krize denk geldi ki tadından yenmez. Bu üç şirketin üçü de böyle bina yapabilecek potansiyeldeydi, yani biraz bahtsız bedevi durumuna düştüler. Farklı senaryolar dolaşsa da etrafta plansızlık değil tamamen ulusal ekonomi kazığıdır yaşadıkları. Sonuç olarak Ankara ahalisi birdenbire alışıverdi başlanan ama bitmeyen yapı görmeye.
Yeni gar binası açıkcası benim kabuslarımda belirenden daha iyimser bir halde çıktı karşıma. Tepesine konmuş bir uçak yok, mazallah dev bir kukla falan değil, ya da uzaydan görünsün gayretiyle büyütülmüş bir ankara keçisi yok. Yine de Ankara için duyduğumuz genel tedirginlik insanı ister istemez düşündürüyor her türlü yeni bina üzerine.
Son olarak Yeşilköy Dış Hatlar Terminali için bir şey eklemek isterim; döneminin sadece ulusal değil uluslararası bir mühendislik başarısı olmasına rağmen görünüşü dolayısıyla yeterince adı geçememiş bir yapı olmuştur. Kötü bir eleştiri yapmak istemiyorum ama zaten tüm spekülasyonlarla ve mimari yetersizliği ile böylesine bir başarının gölgede kalabildiğini de bizzat yaşadık. Umarım aynı şey Ankara'da gebe olduğumuz diğer terminal binalarında başımıza gelmez.
Sevgiler saygılar :)
elifbb (01 Aralık, 2006 05:59 Cuma)evet yine benim maalesef :)
Bahsettiğim Atatürk Kültür Merkezi alanına Büyükşehir Belediyemizin inanılmaz felaket planlarıyla dadanma çalışmalarına karşılık bu alana sahip çıkılması taraftarıyım. Bu Gar Binasının böyle bir amacı var mı bilmiyorum ama alana önem veriliyor olması sevindirici... dicektim unutmuşum :)
gandy.phoebus (01 Aralık, 2006 13:37 Cuma)elifbb: ben yine strazburg örneğini vermek istiyorum; gar binası 1878'de yapılmış, bu da alman imparatorluğu döneminde demek oluyor. buna rağmen şu anki yerel ve ulusal yönetim yapıyı çöpe atmayıp, yeni ihtiyaçlarına adapte etmesini biliyorlar. 1937 yılında yapılmış gar binası bu açıdan artık iş görmez durumda mıdır? hele halihazırda garın bitişiğindeki alan boşsa, eskisiyle ilişkili, uyum içinde bir ek yapmak mümkün değil midir?
hatırlarsan geçen yıl da Istanbul AKM'yi "yıkıp yeniden yapma" niyeti vardı, bir de en son ne hale geldiğini bilmediğim Haydarpaşa meselesi var. dikkat ettiysen aynı mantık işliyor; varolan bir yapı şu veya bu nedenle yetersiz bulunuyor (ideolojik faktörleri yine geçiyorum), bunun üzerine tepkisel ve hatta kompleksli bir şekilde bina terkedilip unutuluyor, biz de "yeni, gıcır, son model" bir yapı ile avutuluyoruz. sonuç ne? harabeye dönüşen Havagazı Fabrikası, ve kimilerinin gözünde haklı yıkım. sıfır hafıza, sıfır tarih, sıfır bilinç.
Melih Gökçek bir zihniyeti temsil etmekte, yaşatmakta, maruz kalmamıza sebep olmaktadır. gar konusunda doğrudan bir rolü yoksa da, bahsettiğin Atatürk Kültür Merkezi alanı bugün neredeyse bir çöküntü alanı sayılır; sosyal aktivite yok, araç trafiğine teslim, Gençlik Parkı'nın halinden sözetmiyorum bile... ve böylesine güçlü bir kimlik sahibi bir alana, 'uzaylı' bir yapı düşüveriyor. ne güzel tabii, belki alanın tekrar canlanmasını sağlar, ancak sen buna inanıyor musun? bugün Cumhuriyet Dönemi yapılarına sahip çıkmayan anlayış, yarın buraya gözünü diktiğinde, bu alan da bir Ulus Projesi'ne dönüşmez mi?
AKM projesi hakkında Uğur Tanyeli'nin bir yazısı Arkitera'da
var.
Ankara'nın perili köşk tadındaki bitmemiş dev yapıları, herhangi bir ekonomik dalgalanmada iskambil kağıtlarından kule gibi yerle bir olmuşsa ve olacaksa, strüktürel bir sorun var demektir. bu ölçekte ve önemdeki yapılar, neden o veya bu şirketin becerisine/kaderine teslim ediliyor? bu tür yapılarda kamusal çıkar aranmıyorsa, dolayısıyla belediye veya bakanlıklar taraf olmuyorsa, elbette çürümeye bırakılır, baştan beri göz ardı edilmiş kamusal çıkarlarla birlikte...
yeni gar binasının işlevsel yönlerini duymak isterim, çünkü bu cıstak videodan anlaşılmıyor pek. keza yeni Eseboğa terminalini de "akıllı, zeki, cin gibi bina" diye lanse ettilerdi sanırım, göreceğiz bakalım 24 aralıkta neye benziyormuş...
Yalçın (settar) Pembecioğlu (01 Aralık, 2006 16:08 Cuma)Esenboğa'nın yeni terminal binası çok etkileyici ama ciddi bir personel yetersizliği ve eğitimsizliği sorunu olduğu için tam fonksiyon edemiyordu biz gördüğümüzde. Umarım kısa zamanda toparlar. Kentler ve anıt yapılar hakkında yazdıklarından da çok etkilendım. Çok güzel söylüyorsun. Özetle göçebe genlerimizin bir sonucu bu yıkıp yenisini yapma sanırım.
gandy.phoebus (01 Aralık, 2006 16:51 Cuma)settar: hatırlar mısın, bir Eddings kitabında (Belgariad olabilir emin değilim) bir başkente gidiyorlardı, kraliyet sarayına giriyorlardı ki o da ne, harabe halinde bir yer! bir karakter de açıklıyordu ki, hanedandan kimse bir öncekinin inşaa ettiği kısımda yaşamaz, hepsi kendine yeni bir kanat/bölüm/kat yaptırır ve oraya yerleşir, eski kısımlar da kaderine terkedilir... biraz bu şekilde yaşıyoruz biz de sanırım; harcayıp tükettiğimiz kaynaklara mı üzülsem, yitip giden değerlere mi bilemiyorum.
bu arada, blogumda Havagazı Fabrikası hakkında yazdıklarıma akıllara zarar bir yorum geldi geçen gün, yorum yapmadan paylaşmak istiyorum;
bajazet:
Eh! nolacak yikilmayipta ? Harabelerin turshusunu mu kuracagiz ?
Allah akil fikir versin sizin gibi gençlere.
Fransada her yil yuzlerce köhne yapilar yikilip yenisi yapiliyor.Kötümü oluyor.
Ustelik eskiye takilip kalmak "irticai" suç teskil eder haberiniz ola elifbb (01 Aralık, 2006 21:31 Cuma)Adım adım gidiyim yoksa toparlayamiciim :) Öncelikle bazı şeyleri ya ben ters yazdım ya senin yazdıklarını ters okudum gandy. Aslında genel olarak aynı tarafa bakıyoruz gibi geldi.
Öncelikle "ömrü bitmiş" yapı derken "bu bitti çöpe atalım" manasında dememiştim. İlk fonksiyonunu yerine getirememe ifadesini de bu sebeple kullandım. Şimdi biliyorum ki bu konuda çok fena birbirimize girebiliriz mazallah :) O yüzden yuvarlak hatlarla geçicem. ehm. Genel olarak böyledir demiyorum, ama benim yorumdaki "fonksiyon" yapısal dediğimiz biz odun mühendislerin öncelik olarak aldığı ayakta durma fonksiyonu. Yapı, değeri ve önemi ne olursa olsun ayakta duramazsa bizim hesapta "riskli" kategoriye alınır, ama tabii ki bunun cevabı binayı illa yerle bir etmek değildir. (Pisa demeyin nolur :)) Verdiğin örnekle Ankara Gar Binası'nın farkı sanırım ve anladığım kadarıyla şu:
"1937 yılında yapılmış gar binası bu açıdan artık iş görmez durumda mıdır? hele halihazırda garın bitişiğindeki alan boşsa, eskisiyle ilişkili, uyum içinde bir ek yapmak mümkün değil midir?"
demişsin;
Ankara Gar Binası revize bir gar projesi için (yani mevcut teknolojiyle devam edecek demiryolları durağı olarak) yeterli görülebilir. Ancak hızlı hat istasyonu olarak, üstelik de İstanbul Ankara arasında yapı planlamasında kabul edilemeyecek bir düşük potansiyel sergiler. Bunun yanısıra, genel olarak standart binalar için alınan 50 yıl ömür, statik durumunun gözden geçirilmesi gereken ömürdür. Gar Binası gibi, özellikle döneminin güzel yapılanmış bir strüktürü bu ömrü katlar da katlar. AKM Alanında o tarihte inşa edilen yapılarda bu uzun ömürlü durumu da çok güzel görüyoruz. O yüzdendir ki Gar Binasının gözden çıkarılması gibi bir düşünceyi kabul etmek bile istemiyorum. Ankara içinde yer alan ve bünyesinde pek çok mirası barındıran bir yapıya böyle yaklaşmak çok üzücü olur.
Hızlı tren sisteminin mevcut demiryolu hattı ile bağlantısı yok. Projenin hat planlaması belki tartışılabilir, ancak iki şehir arası gerçekleştirilecek böyle bir hattın şehir istasyonu öncelikle güzergah hesaplamalarına göre planlanır. Bu durumda açıkcası Ulusa nasıl gelecekleri bile beni düşündürdü, mühendislik olarak önemli bir başarı olacaktır orası ayrı :) Ama mevcut Gar Binasıyla (binanın istasyon görevini hızlı tren tarafına aktararak) entegrasyon yapmak zor gibi geliyor.
Aklıma gelen, eğer mevcut demiryolu ulaşımı gözden çıkmıyorsa Gar Binasının aynen devam etmesi, yok eğer mevcut ulaşımı gözden çıkartıyorsak binanın aslına uygun bir işlevle hayatına devam etmesi ama illa ki insan barındıracak veya uğratacak bir yanı olması.
"hatırlarsan geçen yıl da Istanbul AKM'yi "yıkıp yeniden yapma" niyeti vardı" demişsin;
görünce dayanamadım not düşmek istedim. AKM daha inşaatı sırasında çok uğraşılan ve üzerine tonla oyunlar oynanan bir bina olmuştur. Ve üzerine konuşulan bu tuhaf senaryoların yapının strüktürüyle ömrüyle fonksiyon yitirmesiyle alakası yoktur. Bu yüzden de ardından söylediğin "aynı mantık işliyor" kısmına tamamen katılamayacağım. AKM bu konuda maalesef talihsiz bir istisna ve mağdur durumundadır diye düşünüyorum. Uğur Tanyeli'nin yazısını o zaman da sevmiştim, yine sevdim :)
" harabeye dönüşen Havagazı Fabrikası, ve kimilerinin gözünde haklı yıkım. sıfır hafıza, sıfır tarih, sıfır bilinç."
Havagazı fabrikası ile de ilgili seninle hemfikirim zaten. Yıkım asla direk ve tek çözüm değildir. Yapı dediğin de sadece "yağmuru tutsun bir de ısıtsın canım nolcak" mantığında olamaz zaten. Tamam mühendisiz ama o kadar da değil :P
"Melih Gökçek... bu alan da bir Ulus Projesi'ne dönüşmez mi?" kısmı için :);
Melih Gökçek ile ilgili düşüncelerim veya şu an yazmak istediklerim apayrı bir kitap konusu olabilir. Ankara'yı doğduğundan beri sevememiş bir Ankaralı olarak bile, yaşadığım şehrin geldiği vaziyet her geçen gün bir damla daha katıyor üzüntüme. Koca bir şehre koca bir sirk muamelesi... Sadece AKM alanı, Ulus, Kızılay, Çankaya, Eskişehir Yolu, Bahçelievler, Atatürk Bulvarı, Tunalı Hilmi değil, evimin salonu için de endişelenir hale geldim. Ancak Gar Binası konusunda olabildiğince bu konudan bağımsız kalmayı tercih ediyorum. :)
"Ankara'nın perili köşk tadındaki bitmemiş dev yapıları...baştan beri göz ardı edilmiş kamusal çıkarlarla birlikte..." kısmına dair;
Yukarıda bahsedilen üç yapı için yorum yapmıştım. Ve yine onlar için devam ediyim. Bu üç yapının iki tanesi (otel ve ikiz kuleler) iki büyük inşaat sektörü firmasının prestij yapıları olarak planlanıp çok büyük bütçeler ve uygulamalar ile başlatılmıştır. Kamuya açıklanan bu prestij öneminin altında ise detayına girmenin gereksiz olduğunu düşündüğüm ama hepimizin çok aşina olduğu "temizleme" çalışmaları yatmaktadır :) Kamu çıkarları görüşün tartışılabilir, ancak bu yapılarda böyle bir şey düşünülmemektedir, valla ben diyim yüz sen de ikiyüz yıl daha düşünülmez. Savunmuyorum, sadece bilgi aktarımındayım aman diyim :) Bu yolla yapılmış o kadar çok yapı var ki, kimisi gerçekten kamu çıkarı bile taşıyor ister istemez :)) Ancak bu binaların yarım kalma sebepleri, daha önce de dediğim gibi yanlış planlama, eksik hesap veya şirket becerisizliğinden kaynaklanmıyor. "Temizleme" işleminin orta yerinde kimsenin beklemediği bir değer farkının bu kocamanlara denk gelmesi ile ortaya çıkıyor hatta. Yine savunmuyorum, bilgi aktarımı :)
Kızılay Binası ile ilgili konuşmiyim hiç, ağzımı bozucam şimdi durduk yerde :)
Burada senin belediye ve bakanlık taraf olma durumuna bir şey eklemek isterim. Geçtiğimiz sene yaptığımız çalışmada Cumhuriyet Dönemi yapıları vardı. Bu çerçevede çok yapının yapımcısı, mimarı, mühendisi veya en azından ilgilisiyle görüştük görüşmeye çalıştık. Ankara için çok önemi olan, hatta döneminin en önemli yapılarından olan binalarımız için, binayı yaptıran bakanlıklarımızdan, genel müdürlüklerimizden, hatta bazen müşavir firmalarımızdan "öyle bir bina mı yapmışız" tepkileri bile aldık. (Özel bir not düşiyim: Bu çalışma kapsamındaki Gar Binası için en önemli ve güzel kaynaklar, orjinal dokümanlar, ve tek teknik bilgi Binada bulunan müzedeydi. Geçtiğimiz aylarda bu dokümanlara gözü gibi bakan ve varlıklarından tek haberdar olan müze müdürü tatlı bayan emekli edildi, müzenin tarihe geçmesine karar verildi.) Bayındırlık dediğimiz alanın sadece Ankara'da değil tüm Türkiye'de yeniden yapılanması, ve yapı sektörünün tüm etkenleri ile hayata uygulanması gerekir. Ümit fakirin ekmeği miydi o laf?
Belediyelerin ise bu konulara katılımı yaklaşımında ben biraz farklı düşünüyorum. Belediye işlevinin ve görevlerinin adam gibi tanımlanması, ancak bayındırlığın bu işlevlere birinci dereceden dahil edilmemesi taraftarıyım.
Kıssadan hisse: Yeni Gar Binasına karşı değilim. Eski Gar Binası yıkılsın istemiyorum. İki projenin birbirinden bağımsız olduğunu, yeni yapının ise geçmiş deneyimlerimiz yüzünden o alanda nasıl olacağını bilememe tedirginliğimi söylemek istedim diyim özet olarak :)
gandy.phoebus (02 Aralık, 2006 03:09 Cumartesi)aynen adım adım gidelim bakalım :]
elbette aynı tarafa bakıyoruz, ama sen mühendis gözlüğünle, ben tasarımcı gözlüğümle bakıyorum sanırım ehehehe
ilk fonksiyonunu yerine getirememe: bir yapı olarak ayakta ve bir gar olarak çalışır durumda değil mi? yani kamudan 'saklanan' bir risk durumu varsa bilemiyorum, ama son gördüğümde aslanlar kaplanlar gibiydi maşallah ;]
hızlı hat istasyonu olarak Ankara garı: Strazburg garı örneğinde ısrar etme sebebim buydu! Paris - Strazburg arasına (ki sanırım tam da Ankara - Istanbul mesafesi kadar), bahsettiğim gibi hızlı tren (TGV) sistemi kuruluyor, ve tahmin edersin ki bu tren sistemini Paris gibi bir kente uygulamak Ankara'dan daha da zor olsa gerek. daha da önemlisi, ne Paris Est ne de Strasbourg garı (aradaki istasyonlardan bahsetmiyorum bile) buna 'doğuştan' hazır değil, ikisi de tarihi garlar. ama TGV projesi için ikisi de büyük bir revizyon/entegrasyon/adaptasyon sürecine girmiş durumda, yeni garlar yapmak yerine eldekilere yatırım yapıyorlar.
bir de not olarak; Strazburg için günde 60 bin yolcudan söz ediliyor, ve günde 50 TGV tren seferi öngörülüyor. tüm bunlar Paris'i Budepeşte'ye, hatta İskandinavya'yı İspanya'ya bağlayacak hızlı tren projeleri kapsamında planlanıyor. bu şartlar altında, herhalde sırf keyiften veya tarih bilincinden yapılan tercihler yok, sahiden çalışacağına inanılan bir model var... gerçi elbette ben daha çok garların sembolik ve hatta ideolojik değeri üzerinden tartışıyorum ama bunları da unutmayalim yani :]
Istanbul AKM: aynı mantığın işlediği noktalar, yine estetik ve politik tercihlerde yatıyor. Havagazı Fabrikası, AKM, Ankara Garı, Haydarpaşa, ve hatta Kolej Binası (hassas noktadan vuruyorum hehehe) bambaşka senaryolara sahip olsalar da, sistematik olarak hafıza-tarih-bilinç reddi üzerine kurulmuş, sermaye endeksli politikaların yarattığı skandallarla sarsılıyor kentlerimiz. bu yüzden eleştirilerimi strüktürel çarpıklıklara yöneltiyorum, kamu çıkarı aramak veya kültüre sahip çıkmak gibi 'refleks'ler geliştirmemiz gerektiğine inanıyorum.
Ankara'nın perili köşkleri: prestij yapıları! çok iyi dedin. ve oh olsun o zaman, çok iyi olmuş batmış ve çürümeye bırakılmış olmaları. bu yapılar en azından ibret olacaksa, varsın böyle kalsınlar, çünkü kentin prestije ihtiyacı yok, çözümlere ihtiyacı var. dahası eğer hiç bir kurum, hiç bir örgüt sesini çıkarıp bunu söylemiyorsa, hepimiz de pay sahibiyiz demektir bu 'organize sorumsuzluk'ta. kimse mahallesine/kentine/ülkesine neden dev bir yapı dikildiğini sorgulamıyorsa, bundan kimin nasıl etkileneceğini düşünmüyorsa, suçu sistemin kaçınılmaz krizlerine veya yatırım ortaklarının niyetlerine yüklemek yerine, kendimizi eleştirmekle başlayalım. [uhuhuhuhu bu arada geldiğimde beni alıştırmanız gerekecek kuğulu kavşağının durumuna, kendimi kaybedebilirim ciddi ciddi]
gandy.phoebus (02 Aralık, 2006 03:21 Cumartesi)bu arada daha yeni farkediyorum kimi detayları;
uzay istasyonunu andıran yeni terminal binası, eski taş binaya oranla daha modern bir çizgiye sahip.
ehehehehe, Ankara garı 'yeterince' modern değilmiş demek ki. bence 'daha modern bir çizgiye sahip' yeni bir Meclis Binası da yapmalıyız, sonra Anıtkabir'e de el atarız. "yeni doğunun fütüristik mimarisi" mi demiştik? haydi Ankara'yı Şangay'a çevirelim!
ticaret merkezi, sinema, dükkanlar, kafeler, ofisler, sanat galerisi, toplantı merkezi, otel...
şıngır şıngır şıngır! varyemez amca gibi gözümü para bürüdü bunları okuyunca, yazar kasalar ve kredi kartı yığınlarını şimdiden hayal edebiliyorum. yatıralım, üretelim, satalım, harcalayalım, tüketelim, tükenelim, eee tabii gar yapıyoruz koskoca, birazcık alışverişin ne zararı var? ha, ulaşım mı dediniz? ne gerek var alışveriş merkezine gitmek varken?
alisureyyatorun (02 Aralık, 2006 06:52 Cumartesi)aman ya soyle uzun yazmayin offff. basim donuyo okurken.
Erman Sinan (02 Aralık, 2006 07:02 Cumartesi)(Ali nin okudugundan supheliyim bu kadar yaziyi)
gandy.phoebus (02 Aralık, 2006 09:14 Cumartesi)ali: yeni-gar, pis-kaka.
;)
elifbb (02 Aralık, 2006 15:14 Cumartesi)Ali'yi ben Tim Burton'da kaybetmiştim zaten hiç unutmam :P
Efenim dilin kemiği yok ki tutasın, torba değilki büzesin, bigu değil ki yazasın demişler :P Evet kaptırınca gidiyor biliyorum, ama gidesi de geliyor bazen :) Doğuştan böyle, tutamıyorum. E bazen de tutmayalım zaten.
Sevgiler saygılar :)
phoenixia (02 Aralık, 2006 19:31 Cumartesi)farklı pencerelerden baktıran, pek doyurucu metinler için teşekkür etmek istedim... gerçi bi kısmı tabağımda kaldı,kimisi damak tadıma uymadı ama, ellerinize,gözlerinize akıllarınıza zeval gelmesin...:):)
alisureyyatorun (03 Aralık, 2006 23:38 Pazar)huahpuahphpuah :D kac gundur dogru duzgun giremiyom millet yazmis da yazmis ohhh :D
Erman Sinan (03 Aralık, 2006 23:56 Pazar)Koca site seferber oldu senin otogar isini anla diye hehe :)
elifbb (04 Aralık, 2006 00:25 Pazartesi)Eyvah Erman da otogar diyerek daha farklı bir boyut kattı konuya : ))))
Bu arada sevgili gandy, son yazdıklarınla ilgili yorum eklicem ama hem işten başımı alamadım, hem de korkuyorum ne yalan söyliyim :P
alisureyyatorun (04 Aralık, 2006 11:53 Pazartesi)hahaha OTOGAR :D
oglen oglen kopardiniz beni allah iyiliginizi versin :D
Yorum yapmak için
- sisteme
kayıt olabilir,
- Bigu üyesi iseniz ana sayfadan
giriş yapabilirsiniz.