Anasayfa

2396_4743.jpg Resimleri
 

küçük ev


Pin It
Single Hauz isimli evin tasarımı Polonyalı Front Architects‘e ait.  İstediğiniz her noktaya yerden yaklaşık 3 m yükseltilmiş 50 metrekare
evler yaptırabilirsiniz..






Pin It

Bu haberler de ilginizi çekebilir:

Yorumlar


c (28 Ağustos, 2007 11:04 Salı)
misafirlerin evin iki yanına eşit olarak dağılmasında fayda var.

bella donna (28 Ağustos, 2007 11:28 Salı)
kuvvetli bir dalgayla, bir fırtınayla halimiz nice olur? yine de merak ettim böyle bir yapıyı kullanmayı kimler tercih eder. hiç fonksiyonel görünmedi bana.

mezzoalto (28 Ağustos, 2007 11:32 Salı)
bahçeli bi evim olsa, yerden yükseltilmemiş halini isterdim açıkçası misafir evi gibi:) eminim statik hesapları rüzgar fırtınaya göre yapılmıştır ama küçük yahu:)

fair (28 Ağustos, 2007 11:49 Salı)
nefis bence.. arasıra gidip kafa dinlemek için iyi fikir.. her an kalınmaz ama dönemsel olarak kalınır, çok da zevkli olur...

clementine2 (28 Ağustos, 2007 11:50 Salı)

yapmayın arkadaşlar.. japonya'da 35 m2 lik, bir ailenin yaşayabileceği evler tasarlanmakta.. 50 m2 o kadar da küçük değil..
haklısın mezzo bütün hesapları yapılmıştır.. statik açıdan oturduğunuz evlerden farklı değil taşıyıcı mantığı.. ortada bir taşıyıcı kolon var.. evlerimizdeki balkonlar gibi konsol çıkılmış.. bu konsol genişliği kolon boyutları ile orantılı olarak artabilir yada azalabilir..


yecee (28 Ağustos, 2007 11:51 Salı)
ben deniz ortasındaki kullanımına bayıldım! bir adet tekne +  küçük ev menüsü rica ediim (kola diet olacak)

Hürol (onogono) Öztürk (28 Ağustos, 2007 11:58 Salı)
ilk bakışta çok cazip gelse de, elektrik, su v.b. tesisatın nasıl çözüleceğini pek kestiremediğim için, "bizde olsa" tuvalet ihtiyacı için ortasında deliği bulunan, tramplen gibi bir uzantı gerekirdi herhalde. ( Ohh.. serin serin, hem de manzaralı ) 


Imagination (28 Ağustos, 2007 12:01 Salı)
ben ev konusunda "küçük olsun, benim olsun" yaklaşımında bi insan olduğumdan (biliyorum bazılarınız buna şaşıracak :)) evin boyutlarını gayet makul buldum.. yerden yüksek olması tabi ki heryere "kondurulabilmesi"ni sağlamak adına mantıklı ama merdiven çıkmak keyifsiz bişi bence, ancak sırf şu "balkon ambiyansı"nın hatırına ona da katlanılabilinir... denizin ortasındaki versiyon benim de terciğim... bundan bi tane de taksim meydanına istiyorum (bkz. şehre uzak oturan insanın özlemi :))

mezzoalto (28 Ağustos, 2007 12:12 Salı)
clementine'cim, o 35m2 evler japonlar gibi minik, sade, tutumlu, ne bileyim alçakgönüllü insanlar için yapılmıştır:) türk insanı rokoko stili kakmalı oymalı mobilyalarını, oturma ve yemek odası takımlarını ve dahi misafirlik kristal bardak ve likör takımlarını sergileyebileceği vitrinini koyabileceği büyüklükte evler ister gaziantepte nenemin evinde salona 3 koltuk takımı bir yemek odası takımı, 5-6 sehpa, tv, saksılar, lambalar filan kondu hala ortada 6 çocuğun kırıp dökmeden oyun oynayabileceği yer var -sözü edilen evin bir kileri, içine koltuk kanepe koymak istesen koyabileceğin büyüklükte bir mutfağı, benim odamdan büyğk bir antresi, bir oturma odası, 2 tuvaleti ve 3 yatak odası olduğunu da söylemem lazım, standart bir apartman dairesi bu-:) neticede türk için ev dediğin ferah olacak efendim:)

bi de deniz ortasında ev isteyecek olsam tekne alırdım zaten, şu tasarımda komşuya bile sandalla gitmek lazım ayol, klostrofobik yapar beni böyle şeyler:) taksim meydanı desek, o da çok gürültülü.. üsküdar-çubuklu sahili ekseninde biryerlere olur ama, o viran yalılardan birinin bahçesine kondurabiliriz, isterim, arada bi kaçmaya sığınak olur:) sebastian!!

bella donna (28 Ağustos, 2007 12:15 Salı)
taşıyıcılık konusunda yorumumu benden daha fazla ciddiye aldığınız için teşekkür ederim arkadaşlar 8)

restless (28 Ağustos, 2007 13:26 Salı)
Deniz aşığı biri olarak, 1.resimdeki kullanıma bayıldım.

big mac (28 Ağustos, 2007 13:53 Salı)
elektirik olayini bi zahmet solar sistem veya hava turbuni ile cozsunler kuzen..(malum clean energy) dieri icinse, bence 3 metrelik o boru sadece yukarda olmaya yaramiyo onunla cozulur her bisey..

clementine2 (28 Ağustos, 2007 14:19 Salı)
evt haklısın big mac.. bütün tesisat çözümleri o kolonun (borunun :)) ) içinden indiriliyo.. 
yani normalde o şekilde uygulanır, burdada  öyledir diye düşünüyorum..

Serkan Karaman (28 Ağustos, 2007 15:19 Salı)
tuvalet ve elektrik konusunda Turkiye'de pek sorun cikmaz. Tuvalet icin bir delik yeter. elektrik ise en yakindaki direkten cekilir. Sorun kalmaz. Ancak sorun evin gorunumunde. Ev sanki kilometreleri gosteren trafik isareti kivaminda. Yoldan gecenler ates etmek; bira sisesi atmak isteyeceklerdir. Engelleyemezsin, gorunusu biraz modifiye ettikten sonra kalkinmada oncelikli illere gonderilip yeni model gecekondu olarak pazarlanabilir.

big mac (28 Ağustos, 2007 15:21 Salı)
yok.. kesinlikle olmaz, mimari adina bana yeni bisey oneriyosan kesinlikle soylicegim tek sey ; "her birim kendi temiz enerjisini uretmelidir." "ben seklimi bilirimcilik" oluyo gerisi..

clementine2 (28 Ağustos, 2007 15:41 Salı)

yapılabilir proje.. bir dönem üzerinde çalıştığım bi konu.. ama ayrıntılara burda girmeyeyim..


big mac (28 Ağustos, 2007 15:44 Salı)
tabiki yapilabilir ve yapilicakta zaten buraya yaziyorum "yapilicak" bak yazdim..:D "tasarlamak ve yeni bisey onermek eylemi" cozum uretmek adina yapilan bi eylemdir, mimari dogaya yapilan ilk mudahalelerden biri ve en onemlisi olduguna gore suanda cozum uretilmesi gereken yegane konu budur. mimarligi uzaktan seven biri olarak ancak bukadarini soyleyebiliyorum. keske bu konuda bi yetkinlige sahip olsaydim..

clementine2 (28 Ağustos, 2007 15:47 Salı)
:)) 
ben şeklimi bilirmcilik kısmını yeni okudum.. güzelmiş...:))

big mac (28 Ağustos, 2007 15:51 Salı)
yasasin "neomodernism" yasasin "futurism"

rakunzell rakkadar (28 Ağustos, 2007 15:59 Salı)

kızılay otobüs halinde değil de böyle kurulsa, konuşlansa şehre.. böyle minik kütüphaneler olsa, gün ışığı bol, ilham verici..


big mac (28 Ağustos, 2007 16:06 Salı)



tasarim yonunden cok takdir etmesem de ;

 

clementine2 (28 Ağustos, 2007 16:12 Salı)
aaaa..  benim çalıştığım projeninde üst örtüsü sağdaki projeye çok benziyodu..  benimkisi kapadokya bölgesinde idi.. brz daha farklı ama olsun.. şekil olarak benziyo..

clementine2 (28 Ağustos, 2007 16:12 Salı)

kütüphane fikri güzelmiş..:)


big mac (28 Ağustos, 2007 16:16 Salı)
buda harika bi alisveris merkezi;

clementine2 (28 Ağustos, 2007 16:17 Salı)
söylediğin konuda haklısın big mac..  ama bu tarz tasarımlar yapılamaz değil.. hatta yapılıyoda..  maddi durumlar uygulamaları yönlendirdiğinden çok  zor bu işler çoookkk... helede türkiye'de mezzonun bahsettiği gösteriş meraklısı bir ülkede para nasıl sokağa savruluru gösterme derdinde olanların çoğunlukta olduğu bir ülkede bu uygulamaların yaygınlaşmaması çok normal.. neyse bu konular bu haberin konusunu aşıyo...

clementine2 (28 Ağustos, 2007 16:19 Salı)
susuzluk problemi gündemdeyken binanın çevresindeki suyu görünce içim sızladı.. bu yoklukta.. cık cık..

big mac (28 Ağustos, 2007 16:20 Salı)
ama dunya boyle olsa o su yoklugu olmicak ki!!!
bence ekolojik oldugunu desteklercesine duruyo o su cok nefis bi sekilde..
bide green tower imiz vardi biguda..

clementine2 (28 Ağustos, 2007 16:28 Salı)
hımm.. çok yönlü bakıp düşünmek böyle bişey işte.. :))

big mac (28 Ağustos, 2007 16:30 Salı)
saplanti diyelim

big mac (28 Ağustos, 2007 16:48 Salı)
"personal home" konusunda da bikac bisey var madem konuyu saptirdik..
myhab;

everland;


pipehotel;

clementine2 (28 Ağustos, 2007 17:09 Salı)
aaa. o yeşil şey prefabrik bi otel.. sen nerde tatil yapmak istiyosan götürüp koyuyolar oraya.. onu yeni haber olarak eklemiştim.. gitti haberim.. üühühüüü...

clementine2 (28 Ağustos, 2007 17:10 Salı)
o künklerde deprem sonrası ortaya atılan bi konuydu.. geçici hızlı üretilen konut için geliştirilen alternatif projelerdendi.. ama dünyanın başka bir yerinde zaten uygulanmış bir proje olduğunu sonradan öğrenmiştim..

clementine2 (28 Ağustos, 2007 17:12 Salı)
birde dünyanın en küçük evi var.. taban alanı 6.76 m2..  Richard Horden tarafından tasarlanan Micro Compact Home küp şeklinde. ama resim eklemeyi beceremedim..

fair (28 Ağustos, 2007 17:16 Salı)
ne güzel evler mıırrr hiç değilse tamamen özgün.. bir de bu çevremizdeki gökdelenlere bakıyorum ne kötüler..

clementine2 (28 Ağustos, 2007 17:16 Salı)
micro compact home web adresi..: http://www.microcompacthome.com/

ARTanubis (28 Ağustos, 2007 18:33 Salı)
güzel tasarımlar hoş eglenceli ancak henüz insanoğlu bunlara hazır değil.. hele insanoğlundan henüz 50 yıl kaar geride olan türkler hiç hazır değil...

art ayvalıktan bildiriyor...

big mac (28 Ağustos, 2007 18:44 Salı)
ben resmi siliim sen haber olarak ekle clementine2. ben o kunklerden yapicam koydum kafaya tabi biraz eksikleri var onlarida tamamlicam:D ben hazirim art, iyi tatiller bu arada:)

mezzoalto (28 Ağustos, 2007 19:10 Salı)
yaa elbette rokoko mobilya ve kristal sergi vitrini istemiyorum ama bu evler "yerlere yastık atarım, 2-3 sehpa yeter" demek için bile klostrofobik.. bir arkadaşım ataköy 9. kısımdaki o ilk stüdyo evlerden birinde yaşıyor, gullusum 2 sene kadar beylikdüzünde öyle bir evde yaşamıştı -ki gullusum seninkinin en azından minimal bir balkonu bilem vardı di mi-, her iki evde de benim içim 2. saatin sonunda daralmaya başlıyordu, 3. saatte bir kaç duvar yıkasım geliyordu.. yeni nesil bir yurt odasından az hallice mekanlara ev denmesin, oda densin diyorum.. ve de künk içinde ev nedir be kardeşim, "tut şunun ucunu götürelim abi" diyesim gelir benim.. herşey bitmişti de beton künkte yaşamamız kalmıştı..

haa bir de işin sosyolojik-politik-coğrafi-psikolojik boyutları da var.. ben bu kadar abartılmış mobiliteden ve minimalizmden de rahatsızım sanırım, "dünya bir küresel köy, ben bir küçük cezveyim, köşe bucak, bi başıma gezmeyim" hadisesi beni yoruyor.. belki aidiyet duygum çok yüksek olduğundandır, insanların gitgide köklenmeye, yerleşmeye bu kadar karşı, her kafası bozulduğunda alıp başını çekme eğilimli, ve bu kadar yalnız, bireyci, ve "diğerlerinden" uzak yaşamaya hevesli oluşları beni açıkçası korkutuyor..

bir nevi kaplumbağa tadında bir yaşam tarzı bu ki kaplumbağa yavaş bir hayvandır neticede, gidesi varsa da çok uzaklara gidemez, ama insan öyle mi? neyse gene dağıldı konu sanırım ama bir de bu açıdan bakalım derim hadiseye..

big mac (28 Ağustos, 2007 20:14 Salı)
bunlar cok uzun sureli kullanimlari olan seyler degil zaten kisa sureli otel tatil amacli seyler... ben o kunkten koyucam biyere kafaya taktim.. hemde gece koyucam..

abdulaziz (creaziz) şahin (28 Ağustos, 2007 20:16 Salı)
 evet mezzo, bu dağılma,bireycilik,bencillik biz insanları nisyana ve isyana sürükleyen varsayımların, beni de korkutuyor.
ağaçsız ,yeşilsiz sokaklar,kentler,basık tavanlar, dar geçitler ufak pencereler,kendi kendimize dünyayı,hayatı zindan ediyoruz.

 


mezzoalto (28 Ağustos, 2007 21:02 Salı)
creaziz, sen kötü bişi dedin bana galiba di mi:) aşkolsun!

vallahi kimseyi isyan, nisyan, hezeyan veya nümayişe sürüklemek gibi bir niyetim yok, sadece kişisel algı ve kaygılarım bunlar benim, bir yandan işin ekolojik boyutuna elbette çok saygı duysam da, öte yandan bu akımların arkasında yukarda ifade ettiğim düşünce yapısının da yattığına dair hissiyatı engelleyemiyorum..

tulû tıltay (29 Ağustos, 2007 00:03 Çarşamba)
çok şirin küçücük kutu gibi bayıldım otur bütün gün kitap oku, uyu, dünyayı nasıl kurtaracağını düşün.. Ev dağaldı topliyim, temizliyim derdi yok..  mis...

tabac (29 Ağustos, 2007 01:09 Çarşamba)

taşıyıcı / tesisat şaftı üzerinde yükselmesi, şehirde altindan insanlarin geçip gidebilmesi, içinde / üzerinde bulunduğu alanı meydanlaştırırken, doğada kötü koşullardan veya vahşi hayvanlardan börtü böcekten (gerçi merdiven çikarlar ama) nispeten izole etmesi bakımından tasarımı anlamlı kılıyor bence.

ama muhtemelen yatak odası işlevi görecek olan üst hacimin tamamen sağır olması (penceresiz) fazla şekilci geldi. tasarımın net çizgisi uğrunu o noktada yaşanabilirlikten bi miktar feragatta bulunduklarını düşündürdü. (tabi tavan geçirgen bi malzemeden tasarlanmadıysa) 

güzel valla güzel  


sadi (su geçirmez balık) tekin (29 Ağustos, 2007 02:14 Çarşamba)
karavan kullan big mac :)

rakunzell rakkadar (29 Ağustos, 2007 10:27 Çarşamba)
onunun uzak kısmından savunmaya geçmek istiyorum:
ben de kesinlikle bunca kalabalığın yarattığı kaostan, yapışkanlıktan ve 'yakın' olan/zorla yakınlaşan insanların o yakınlık adı altında her şeye burnunu sokma hevesinden, sabah 9'larda ve akşam 10'larda habersizce misafirleşenlerden, kendi ruh sağlığı için/kendi keyfi için bizi bu şehre, ülkeye bağlamaya çalışanlardan şikayetçiyim efendim. kesinlikle bireyciyim (nasıl oluyor bilmem ama, bencilim) ve bu konuda iki adım ötede durasım var.
hatta suyunu sıkıp, madem bu kadar sevişiyorsunuz, komün yaşayın kardeşim, diye saçmalayasım var..

bir de garip ki, annem 'gitme isteğinin genetik olduğunu düşünüyorum' der. bazı insanların küçüklükten gelen hali hazırda ait olmama ve gitme coşma hissiyatları var, geçmiyor. (:

konuyu uzatıcam: şu iki paragrafı birbirine bağladığımızda 'e sen de git dağda yaşa o zaman' gb bir cevap alasım da yok. küçük evimde, sessizce, 'ne düşünüyorsun' diye bile sormasına gerek olmadan anlaşabildiğim insan evlatlarını misafir ederek geçinip gidesim var.. (anlamsızca duygusal bitti ama ya :D)


mezzoalto (29 Ağustos, 2007 10:49 Çarşamba)
gitme isteği bence de kesinlikle genetiktir rakunzell:) alıp başını amerikalara yerleşmiş, bir yandan buraya her geliş ve buradan her dönüşlerinde ağıtlar yakarken, bir yandan da ne yardan ne serden geçemeyen onlarca arkadaşım var; sadece birisinin gerçekten dönme noktasına geldiğini gördüm, ikna ettik "abi bu kadar başlamışsın yarıda bırakılmaz" diye.. bense şurdan ankaraya taşındığım 2 senelik zaman zarfında ne zaman döneceğimin hesabını yapmaya başlamıştım 3. ayda.. ben her daim kalanlardanım, hatta gidenlere gitme diyenlerdenim, gidişleri protesto edenlerdenim.. fırsatını bulsam komün halinde de yaşarım, hiç çekinmem, bana arada bir sığınacak ufak bir kişisel yaşam alanı sağlandığı sürece hiçbir sorunum da olmaz:) aynen senin gibi düşünen bir aile efradım olmasından herhalde hep kalabalık evler-sofralar-misafirler-toplu gezmelere imrendim hayatım boyu:) aslında bir 60-70 yıl geç doğmuşum, bahçesinde oyun oynadığım veya evin önünden denize girebildiğim bir istanbul konağında 3-4 aile, dayılar teyzeler kuzenler bir arada yaşayabilir mişim pekala..

gidip dağda filan yaşamana zaten gerek yok canım, şu tüm büyük şehirlerimize sıram sıram inşa edilen her biri minicik 100-120-150 daireli, 20şer 25er katlı koca gökdelenlerde de aynen bu tasvir ettiğin gibi yaşanıyor zaten, dünyanın yeni düzen ve dengesi böyle işliyor, pek çok insan senin gibi düşünüyor.. tek porsiyonluk micro'da ısıtılmaya hazır yemeklerden, yıkanıp doğranıp hazır salata sosuyla karıştırılıp yenmeye hazır paketlenmiş salata malzemelerine varıncaya dek herşey tenha olan ve öyle kalması arzulanan hayatlar düşünülerek üretiliyor.. azınlıkta olan benim yani, endişeye mahal yok:)

clementine2 (29 Ağustos, 2007 10:54 Çarşamba)

benim masterda tez konum ev ile ilgiliydi.. bu konuyla ilgili bişeyler yazabilecek kadar aştırma yapmış sayılırım..insanların çok eskilerden beridir bir merkezlerinin olma ihtiyacı vardır bu merkezde evdir.. yerleşik ev düzenleri psikolojik bi çok temele dayandırılabilir.. tüm bu psikolojik etkilerin doğruluğuna inanmama ve çoğu zaman savunmama rağmen tam tersinide savunuyorum zaman zaman.. ev mülkiyet kavramının en güçlü temeli.. ve mülkiyet kavramının insanın özgürlüğünü elinden aldığınada inanıyorum.. insanları yerlerinden kıpırdayamaz, herşeyi bırakıp gidemez hale getiriyo.. bu şekilde düşündüğümde çok yerleşik ev fikri beni korkutuyo.. istediğin an biryeri terkedebileceğini bilmek çok büyük özgürlük.. bu gitme haline engelleyen başka faktörlerde var tabi ama gidememenin en belirgin engeli ev sahibi olmaktır.. her ikisinide zaman zaman  savunabilir hale geçebiliyorum..  benim için bazen çekip gitme hali baskındır bazen ev, aidiyet, kök salmak....  baskındır..  

küçük ev konusuna gelince bu insandan insana değişen  bi konu.. bu tamamen kişinin yaşam tarzına, fiziksel ve psikolojik ihtiyaçlarına, sosyal hayatına vs... biçok şeye bağlı olduğundan kişiden kişiye çok değişkenlik gösterir..  
                                    - bitti-
:))


abdulaziz (creaziz) şahin (29 Ağustos, 2007 11:03 Çarşamba)
15 milyon tane 60 m2 evi, 30'ar katlı ve 230 cm tavan mesafesine sahip süper bireysel hücrelere çeviren F tipi bir yaşam, bana göre değil. mezzonun söylediği gibi,ben de keşke o eski büyük evler de yaşasaydım.

rakunzell rakkadar (29 Ağustos, 2007 11:07 Çarşamba)
işte mezzocum, işin sırrı buymuş demek ki! bizim aile efradındaysa (hali hazırda anaerkil yapı ile) fil sürüsü gb bir yaşam baz alınır. millet birbirinden kopamaz, misafirler bir türlü yok olmaz, nefes alınamaz. bu konuda en büyük acım, sınav dönemlerinde olmuştur hep hatta. haftada sabit 3 gün fasıl yapılan müstakil bi evimiz vardı bir vakit ve sınavlara 'susuuuuuuuuuuuuuuun' şeklinde yakararak çalışırdım o  zamanlar.. şimdi hala cmt günleri eve dönmek istemez insan, sabaha kadar o kalabalık orda durur, konuşur, konuşur.. sabah 5'te millet anca gider, annene kıyamazsın, gider dağlarrr gb bulaşık yıkarsın vs. ıyy yani.. (: daha çok dertlenebilirim bu konuda ama susmayı yeğleyeceğim herkesin sağlığı için. 

az önceki tüm savunmama rağmen, sahip olduğum bireysel-ci fikirler beni 150 daireli gökdelende oturmaktan ziyade kenarları yumuşamış, tarihi tatlar taşıyan, hafif rutubet bile kokabilen eski evlerde yaşama arzusuna yöneltiyor. yine sakin, ağaçlı, kedili medili bi sokakta (sitede değil).. 

hem hala manavların, kasapların kayboluşuna üzülen bir bünyeyim.. yani durum yine de sandığınız kadar karanlık olmasa gerek.. 

ama insanların bol virajlı ve hız limiti yüksek ilişkileri beni yoruyor.. ağır çekim ilişkiler zinciri istiyorum, öyle yaşıyorum elimden geldiğince..

clementine2 (29 Ağustos, 2007 11:14 Çarşamba)
neden küçük ev diyince aklınıza sadece yüksek katlı blokta alçak tavanlı küçük daireler geliyor.. ? ben şahsen o dairelere ev demiyorum, onlar konut..  ev dendiğinde; küçüklük büyüklük farketmeden, psikolojik verilerde işin içine dahil olduğunda yaşanmışlıkla beraber süreç içinde ortaya çıkan bir kavramı düşünüyorum ben..  

mezzoalto (29 Ağustos, 2007 11:26 Çarşamba)
clementine, dedim ya bana kalsa ne ev ne konut, direkt oda derim de bana kalmıyor işte:) ama ben tabi burda evi ev yapan şeylerden ziyade nesnel boyutsal süreçler ve bunların peşisıra sürüklediği diğer etmenlerden bahsediyorum.. tavanı 3 metre de olsa 5 metre de olsa, buram buram yaşanmışlık da koksa 50m2, 100 daireli bir gökdelende veya 10 daireli eski bir apartmanda da olsa küçük bir alandır, içim daralır benim:) 

rakun'cum yanlış evlerde doğmuşuz sanırım:) ben hayatım boyunca akşam 20 itibariyle bir kütüphane tadına bürünen bir evde yaşadım, ders çalışmak için üniversitenin birim zamanda en az 100 kişi barındıran study'sine giderdim, evde tamamlanmış tek bir ders çalışma etkinliği hatırlamıyorum.. yok yok kesinlikle genetik faktörler de olmalı işin içinde:)

clementine2 (29 Ağustos, 2007 11:31 Çarşamba)

dedimya  işin özünde bunlar kişiden kişiye değişkenlik gösterdiğinden sende haklısın mezzo... :))  genetik dediğinizde aslında geçmişten gelen yaşam tarzınızın etkileri.. aynı noktada uzlaşıyoruz ama farklı anlatım dilleriyle.. :)


mezzoalto (29 Ağustos, 2007 12:02 Çarşamba)
kesinlikle uzlaşıyoruz, zaten aksi benim açımdan saçma olur; sen ev kavramı üstüne tez yazmış bi mimar olarak bilimsel verilerle hareket ediyorsun bense sadece insanlara ve şehirlere de değil her tür nesneye korkunç bağlanabilen bir insan evladı olarak tamamen duygusal yaklaşıyorum:) yaa bu arada tezini okumayı çok istedim, onu da hemen ekleyeyim..

clementine2 (29 Ağustos, 2007 12:11 Çarşamba)
okumanı isterim.. mimar olmayan bi kişi (kocam) okuduğunda çok farklı eleştirilerde bulunmuştu.. farklı bakış açıları iyidir.. bende aslında her şeye en az senin kadar duygusal yaklaşan bi insanım.. 

rakunzell rakkadar (29 Ağustos, 2007 12:12 Çarşamba)
yaa ben de isterim o zamaaaan ((:

clementine2 (29 Ağustos, 2007 12:28 Çarşamba)

tmm...:))

ben çok sevinirim..


rakunzell rakkadar (29 Ağustos, 2007 12:32 Çarşamba)
(: hihie, teşekkürler!

big mac (29 Ağustos, 2007 17:56 Çarşamba)
kalabalik isteyenler icin soyle seceneklerimiz mevcut..


clementine2 (29 Ağustos, 2007 18:02 Çarşamba)

aaa.. ben bunları dergide görmüştüm... korkunçlar..


big mac (29 Ağustos, 2007 18:03 Çarşamba)
veya;


resim eklemeyi yeni ogrendim belli oluyodur heralde

big mac (29 Ağustos, 2007 18:04 Çarşamba)
bencede clementine2 biz karsilikli kuralim senin kucuk evden denize.. kalabalik severlerde bunlarda yasasin

rakunzell rakkadar (29 Ağustos, 2007 18:17 Çarşamba)

bigmac, bu yeni bir işkence çeşidi mi (((:
yok fotoğraf eklemene laf yok ama bunlar ne yau?


big mac (29 Ağustos, 2007 18:24 Çarşamba)
yapi kardesim.

clementine2 (29 Ağustos, 2007 18:36 Çarşamba)
korkunçlaaarrrr.... (ben hala resim ekleyemiyorum..:(( )

rakunzell rakkadar (29 Ağustos, 2007 18:39 Çarşamba)
gehry şunları görse mezardan fırlar sunny içmeye giderdi.. huhh..

düzelt: adamcağız ölmemiş daha yahu.. bu da sağlam bi pot oldu, sunny de bana kaldı galiba.. ıyk!

big mac (29 Ağustos, 2007 18:42 Çarşamba)
aslinda "cactus city" yani son ekledigim bence guzel.. oda yine miami gibi sahil seridine cok uygun.. ben ondada yasamak isteyebilirdim.. yukardan kimse hali filan silkmez heralde..

big mac (29 Ağustos, 2007 21:29 Çarşamba)
o tezden bende yararlanabilirmiyim.."-"

Imagination (29 Ağustos, 2007 21:50 Çarşamba)
big mac bu son eklediğin fotodaki evler Mc Donald's ın "big mac"ine benziyo, çok sempatikler... bi önceki de tam bi şekerleme yığını, belki mezzo bu sebeple beğenebilir onları ;)

xguest (30 Ağustos, 2007 03:43 Perşembe)
ben esas ortadaki kolonun yapıldığı malzemeyi ve altındaki yapının şeklini merak ettim.olası şiddetli bir depremde o kolon yamulur mu, başımıza bir şey düşer mi, bunlar bizi hastanelik eder mi?:)

big mac (30 Ağustos, 2007 10:00 Perşembe)
sanirim suan otoyol kenarlarinda gordugumuz totemlerin sistemi(benzinliklerde mevuttur daha cok) mimarlarimiz daha iyi bilirler tabiiki ama, bence depreme karsi bizim mutahitlerin diktikleri yapilardan daha mukavemetlidir..

tiryaki (08 Eylül, 2007 01:16 Cumartesi)
bi de tokyo sky city var.

mezzoalto (08 Eylül, 2007 01:45 Cumartesi)
yaa ben bu resimleri şimdi gördüm ve üzgünüm big mac-clementine-rakunzell; imagination kesinlikle haklı, ben bu evlere ba-yıl-dım:) gaudi evlerine benziyor -sadece benziyor dedim, adamın dehasıyla karşılaştırmıyorum, aman bi mimari infiale sebep vermiim:P- çok çok ama çoooooooook güzeller, özellikle de ilk eklediğin şekilden şekile, renkten renge koşmuş-coşmuş mimar ayol:) istiyoruuuuuuuum:)

clementine bence senin tezin hani şu atıflardaki "unpublished master thesis" olmaktan çıksın, basılsın bi kenarda dursun.. veya noolur soft copysini yolla, hard'ını görücem, alıp çektiricem diye kasmiim:) hakkaten merak ettim ayol, bu sene çocuklara sosyoloji filan anlatırken ona da girer, referans veririm sana..

bi de parti şahaneydi, çok saol ve sevmiosun biliyorum ama bi "clementin ay lav yuuu" da sana:P (türkçe okunduğu gibi yazdım, idare eder di mi:P)

Yorum yapmak için
- sisteme kayıt olabilir,
- Bigu üyesi iseniz ana sayfadan giriş yapabilirsiniz.