Anasayfa

1885_3742.jpg Resimleri
 

"No Logo" kent: São Paulo


Pin It
Reklamsız bir kent düşünün. Reklam panoları, neon ışıkları, otobüs giydirmeleri, elektronik ekranlar veya dağıtılar broşürler olmayan, hatta mağaza tabelalarının boyutlarının sınırlı olduğu (bkz. Levi's İstiklal tartışması) bir kent...

Böyle bir kent var; São Paulo. 11 milyon nüfuslu, Latin Amerika'nın ekonomik merkezlerinden, önemli bir kültür kenti olan São Paulo'da açıkhava reklamları gectiğimiz yılbaşından beri yasak. Yerel ölçekte alınan bu karar oldukça tartışmalı, bir o kadar da heyecan verici. Benzer bir yasağın yaşadığınız kentte uygulandığını hayal edin; gündelik yaşam, görsel kültür ve çevre estetiği açısından neler değişir, ne kadar farklı olurdu?

Bir fikir vermesi açısından, Flickr fotoğraf albümü yanısıra Int'l Herald Tribune'da yayınlanmış makaleye göz atın. Ayrıca bir de televizyonda reklamın yerini tartıştığımız bigumigu haberini de gözden geçirin.

Yeri gelmişken şunu da tartışalım; bigumigu'nun reklam almasını nasıl karşılardınız?





Pin It

Bu haberler de ilginizi çekebilir:

Yorumlar


maral meral (15 Nisan, 2007 17:58 Pazar)
reklamlar artık gözümüze gözümüze sokuluyor. farklı olmak, yaratıcılığın sınırlarını zorlamak üzerine kurulmuş reklam savaşları içindeyiz.. bu da görsel yorgunluktan başka bir şey değil.. ben Sao Paulo hali yeğlerdim sanırım..
bir gün reklam algılamaları da, reklam tercihleri de görselliğin ötesine geçecek diye düşünüyorum.


yecee (15 Nisan, 2007 18:21 Pazar)
açıkhava reklamlarının büyükşehirlerde aşırı kullanılabildiği ve bazen de rahatsız edici olabileceği bir gerçek... Ama hepsini birdenbire kaldırıp atmak? Beni ilk şaşırtan böyle bir kararın alınabilmesi oldu. Sao Paulo büyükşehir belediyesi (yoksa valiliği mi?) elindeki yetkiyi nasıl da çekincesiz kullanmış... Yarın sabah bizim sayın yetkililer "canımız pembe çekiyor, tez boyatın tüm binaları 3 gün içinde" deseler, ben bu şehirden taşınmak zorunda mı kalıcam?

Neyse konuyu dağıtmayayım, haberdeki fotoğraflarda inanılmaz bir terk edilmişlik duygusu var, gece birisi gelip tüm reklamları indirip kaçmış gibi... Ortalıkta renkli, dikkat çekici odak noktaları kalmayınca, sessiz sakin çürüyen herşey dımdızlak sahnenin ortasında kalmış! (Tabii burada kullanılan fotoğraflar da biraz taraflı ama...taraflı fotoğraf olur mu olmaz mı boşverip geçiyorum...)
Benim asıl merak ettiğim bundan sonra ne yapacaklar?
Bundan bir iki sene sonra reklamlardan kalan boşluklar nelerle dolacak, takip etmek lazım...

byparlak (15 Nisan, 2007 19:32 Pazar)
São Paulo'da boyle birsey

tam yedi tane z (15 Nisan, 2007 21:05 Pazar)

Bence biraz nadasa bırakmakta fayda var, bizide biraz terk etse hiç fena olmaz, en azından kısa bir süre, en azından politik olanları. Bigu migu içinse belli bir yerden sonra zaten reklam alacaklarına inanıyorum, ticari bir amaç güdülmeden kurulmuş olsa bile (nedense böyle düşünüyorum) belli bir ziyaretçi sayısına ulaştıktan sonra yanıp sönen alanlar görebiliriz, kim bilir belkide aldıkları reklamların tasarımlarını bile kendileri yapar ve kendi alanlarında yer verirler bundan güzel bişi olabilir mi:) Ama ben olsam belli bir yerden sonra 
müşterilerimin reklamını bu platformda haber olarak yapardım bir düşünün yanıp sönen ve genelde  gözden kaçan bannerlar yerine haber kısmında reklam yapıp detaylı bir bilgi vererek mükemmel bir tanıtım yapılabiilr!
Sevgili Settar ve Viki yüzde istiyorum


slayerrrr (15 Nisan, 2007 21:46 Pazar)
baya bir terkedilmişlik havası verirdi herhalde. bazen otobüsteyken reklamlara bakıp değişik değişik düşüncelere dalıyorum, bir kere bunların yok olması demek olurdu şehrimden reklam panolarının kalkması. 

bigumigunun reklam alması konusuysa, kıskanırım valla

Yalçın (settar) Pembecioğlu (15 Nisan, 2007 22:39 Pazar)
Ben hayal edemiyorum boyle bi'seyi. Gercekten cok inanilmaz geliyor. Bazi reklamlarin ya da reklam alanlarinin kente ayri bir renk kattigini dusunuyorum. Ya da zekice kullanilan ve markaya cok daha deger katabilen calismalar da yapilabiliyor (Italya'daki Diesel Wall gibi). Boyle biraz eski dogu bloku ulkelerini hatirlatti. Renksiz. Yine de muhtemelen tutucu tutumumun altinda kendi kendime koydugum sinirlarim yatiyor. Bu gece uyumadan once ciddi ciddi dusunmek istiyorum bu konuyu.

phoenixia (16 Nisan, 2007 11:18 Pazartesi)
amaç kenti çirkinleştirmekse; soldaki haliyle de, her tarafın reklam panosuna dönüştüğü şekliyle de bu amaca ulaşılabileceğini görüyorum ben...

mezzoalto (16 Nisan, 2007 14:08 Pazartesi)
yecee'nin sorusundan yola çıkarak: eğer bir belediye kendi sınırları içerisinde açıkhava reklamlarını yasaklayacaksa o zaman bu terkedilmişlik duygusunu pekiştiren boş reklam mecralarını da ya kaldırmalı ya da başka şeylerle donatmalı.. raketleri, duvar ışıklandırmalarını, boş panoları söktürüp boş duvarları veya sökülemeyecek mecraları da resim, grafitti vb görsel güzelliklerle donatmalı.. ve bunu da kesinlikle beklemeden, paralel zamanlı olarak gerçekleştirmeli.. neticede bir amacı olması lazım değil mi böyle bir kararın, 7/24 tüketici rolümüzden sıyrılıp, insan ve vatandaş rollerimizi daha fazla hissettirmeyi filan amaçlamalı böyle bir uygulama.. şu haliyle bunu hissettirmiyor, çekilmiş bir dişin yerindeki boşluk gibi duruyor herşey, bir çok kişinin de ifade ettiği üzere muazzam bir terk edilmişlik hissi veriyor..

logosuz bir dünyayı deneyimlemek isterdim gerçekten, gerçi tv, radyo vb medyalardaki reklamları engellemiyor bu sistem ama yine de oldukça dingin ve değişik olabilirdi.. ama bu örnekteki gibi olsun istemezdim..

bir de sao paolo nasıl bir reklam yapmış oluyor bu uygulamasıyla hiç düşündünüz mü? ben mesela çok merak ettim nasıl göründüğünü, ve gidip yerinde görmek istedim fena halde.. benim gibi düşünen başkaları da vardır herhalde, ciddi bir turizm yatırımı olabilir bu uygulama..

bigumigu'ya gelince.. reklam almak zorunda kalırsa bence amacından sapar veya sözlük gibi olur işte: ortada bir ürün olur, üstüne iyi veya kötü konuşulur.. bunun cidden ürüne bir katkısı olup olmadığı ölçülebiliyor mu? yani mesela eksisözlüğe reklam verenler sadece sözlüğe girenler ürünün görseline maruz kalsın, başlık altında da bir takım yorumlar yer alsın, ürün hakkında iyi veya kötü konuşulsun diye reklam veriyorlarsa sorun yok ama bu tip mecralar reklamın asıl varlık sebebi olan "ürünün satışını arttırma" amacına cidden hizmet ediyor mu, çok şüpheliyim..

pin (16 Nisan, 2007 15:44 Pazartesi)
Sarmaşık saralım boş duvarlara bence:)))Terkedilmişlik duygusunu alır...

Alp (pimoka) Esin (16 Nisan, 2007 17:49 Pazartesi)
bence pek güzel olmuş :) Üniversite yıllarım boyunca akşam saatlerinde vapurla karşıya geçerken, gün batımında galata kulesine doğru baktığımda, gözüme gözüme bilinkleyen turuncu kodak yazısına ifrit olurdum. Bozucu etkinin miktarı yada uygun örnekler bulmaya çalışmak yerine cepheleri geri kazandıran bir uygulama olmuş bence. O cephelerin yalnızlaşması fikrine katılmıyorum bence o cepheler yada benzer alanlar kentsel doku olarak değerlendirilmeye açık hale gelmişler. Bir süre sonra farklı bir şekilde kullanıma gireceklerdir gibi geliyor. beyoğlunda yapılan şeyde benzer bi zorunluluktan doğmuştu sanırım artık ışıklı panoların ve diğer materyelin bakışı imkansız hale getirdiği bir kakafoni olmuştu. Bence beyoğlu belediyesi uygulamada küçük bir hata yaptı boyut konusundada sınırlama getirip binaların orjinal cephelerine müdahaleyide yasaklamalıydı. Markaların değerini artırmaya çalışırken top yekün bir değersizleşmeye yol açmak reklamıda imkansız hale getirmiyor mu? kentsel alanların bir görsel kakafoniye kurban gitmesinden bahsediyorum.

ferhat can (16 Nisan, 2007 21:25 Pazartesi)
bizim belediyemiz ise en fazla reklam yayınlayan kurumlardan biri. ben henüz laleleri göremedim ama lale reklamlarını defalarca gördüm :)

layni (17 Nisan, 2007 22:51 Salı)
aslında böyle bir yasak insanlarda yaratmanın sınırlarını aşmaya yardımcı olabilir ,reklam panoları vs yasaksa başka şeyler keşfetmeye çalışırlar belkide panolar tarihe karışır belkide ne kadar uzak bir hayal bilememde:)

ilyas t (23 Nisan, 2007 10:49 Pazartesi)
insanlar hala o panolara bakıyolardır :)

tospik (30 Nisan, 2007 21:08 Pazartesi)
güzel bir yargı aslında.
ancak komünist rusya bunu çok önceleri uygulamıştı; küba'ysa hâlâ uygulamakta. 
küba'ya giden tanıdıklarım küba'daki insanların yüzündeki sürekli sevecen gülümsemeyi bu reklamsızlığa bağlamıştı.

mehmet (11 Ağustos, 2007 03:55 Cumartesi)
"In 2007, the world’s fourth-largest metropolis and Brazil’s most important city, São Paulo, became the first city outside of the communist world to put into effect a radical, near-complete ban on outdoor advertising"

şeklinde vurgulamış adbusters haberin girişinde.

komünist bir rejimde uygulanmasıyla, liberal bir rejimde uygulanması arasında, (ya)saklamak ile korumak arasındaki farka benzer bir fark olabilir. Çok aynı kapıya çıkıyo gibi gözükse de bence o kadar korkunç değil.

Zira uygulama başladığından beri firmalar, markalar farklılaşmanın başka yöntemlerini çoktan düşünmeye başlamışlar, renkleri ve görsel desenleri markalarıyla ilişkilendirebilecek şekilde kullanmak gibi.

Reklamları kaldırdığın anda alttan çirkin bir şehir çıkması, reklamları kaldırma kararını alanların suçu olarak düşünülemez. İnsanların yaşadıkları çevrenin güzel olmasıyla ilgili meseleleri olmalı ve bu dürtücü bir kuvvet olacaksa çok da desteklenmelidir. Her zaman bir gaudi çıkıp da kurtaramaz insanları yaşamın yalnızlığı ve tekdüzeliğinden. İnsanlar eskisinden çok daha hızlı yer değiştirdiğinden "memleket" kavramını ve bunun yanında sahip çıkma dürtüsünü kaybediyor olabilirler. Bu bir bahane olarak alındığı andan itibaren, insanın virütik özelliklerini depreştirecektir (tutun ve sonuna kadar tüket). Hele bu sahip çıkma dürtüsünün zayıf anını yakalayıp sahip olma dürtüsüyle ikamesine kalkıldığında içlerinde dev boşluklar olan insan toplulukları seri üretim bandına girmiş oluveriyor. İster istemez herkes evlerine kapanıp, cevabı orada aramaya başlıyor (bakın etrafınıza kaç kişi yaşadığı alanı poang ile farklılaştırmaya çalışıyor).

İşini mahkumiyet, ofisini hapishane gibi görmeye başlamanın altında biraz da bu olabilir düşününce, işine giderken, işinde ve işinden dönerken devamlı çirkin ve ilham vermekten uzak bir ortamın içinden geçmek bir yana dursun devamlı onu al bunu al (şimdi ne kadar paran olduğu mühim değil, şimdikinden daha fazla kazanırsan mutlu olursun ancak) diyen bir ortamdan geçerek, yaratıcılıktan, mizah anlayışından yoksun ortamlara giriyor insanlar (bunun çok fazla istisnası olduğunu biliyorum ama yeterince hazır esprisi olduğundan muzipliğini kaybetmiş ama komiklik peşinde çok enerjik vardır etrafınızda anlayın işte).

İlham dolayısıyla yaratıcılık devamlı darbe alıyor, dolayısıyla yaşam enerjisi. Kafamı çevirdiğim her yerde suratsız insanlar var, en çok yaşam enerjisi varmış gibi duranı da inandığı herhangi bir şeyin ne kadar önemli olduğuna ikna için harcıyo bu enerjiyi asabi bir biçimde (bu devirde en çok testesteron satıyo)

En basitinden geçenlerde izlediğimde buna benzer şeyleri düşünmemi sağlayan bir örnek.

Çok sevdiğim Jesus Chrsit Superstar operasının filmleştirilmiş iki versiyonundan örnek bir sahne:

Jesus Christ Superstar - King Herods Song (1973)
Jesus Christ Superstar - King Herods Song (2000)

ikisi arasındaki fark içler acısı. yıllarla birlikte espri anlayışının nasıl iğdiş edildiğini sergiler nitelikle (aksi örnekler çok da ilgimi çekmiyor baştan söyliyim :))

Konuyu daha fazla uzatmadan ve dağıtmadan sonuç lafını edeyim: Elbette rengarenk ve pırıl pırıl bir şehirde yaşamak isterim ancak bakışımı bir şeye doğru daraltmaya çalışan ucuz numaralarla doldurulmuş ve aceleye gelmiş birbirinin aynı işler yerine, zihnimi açacak her baktığımda beni başka bir yerlere götürebilecek şeylere bakmak istiyorum, ve reklamcılar bu konuda epey sabıkalı. Bu işleri yapan beyinlerin bir araya gelip, azıcık niyeti bozup özen gösterdiğinde bunu da yapabiliceğini biliyorum. Bu proje zihinleri açmak açısından faydalı olur diye umuyorum.

mehmet (11 Ağustos, 2007 03:57 Cumartesi)
(nisanda kapanmış bir konuya bu kadar uzun bir ek yapmış bulundum lakin aklımda kalacağına burada kalsın, benim(!) bloguma yazıp buraya link vermekten daha anlamlı oldu böyle, format beni bu sefer mazur görsün)

mehmetkaya (11 Ağustos, 2007 11:55 Cumartesi)
Bir reklamcı olarak bu karara karşı çıkardım:D)))))))))))))

mehmet (19 Ağustos, 2007 16:26 Pazar)
bir takım reklamcıların görüntü kirliliğine neden olan reklamlara karşı buna maruz kalanların aldığı önlemlere bile tahammül edemediklerini gösteren bir hareket de internette başlamış: Why Firefox is Blocked

"Firefox'u engelleyin" mesajı içeren sayfalarında, firefox'un reklam engelleme özelliği sebebiyle hırsızlık yaptığını, bunun bedava internet'i baltalayacağını öne sürmüş ve siteleri firefox ile izlenmeye engel koymaya davet etmiş. Kim olduğunu belirtme gereği duymayan hareket ya internet ünlüsü olmaya çalışıyor, ya da adam gibi kuramadığı reklam modeli sebebiyle ne yapacağını şaşırmış durumda

pek ayaklarının yere bastığını düşünmediğimden haber yapmadım. tartışma değer bulan olursa buyursun.

Yalçın (settar) Pembecioğlu (19 Ağustos, 2007 16:35 Pazar)
Haha, TiVo da yasaklansin o zaman! :P

Super sacma. Kampanya hakkinda uretilebilecek tum teorileri de uretmissin Mehmet, soylediklerinden birisi vardir arkasinda muhtemelen.

Alp (pimoka) Esin (19 Ağustos, 2007 20:25 Pazar)
aslında artık soru şu galiba, mimarlığın yerini kısa ömürlü panoculuk almaya başladığında ben bundan para kazanıyorum demek reklamcıları mutlu edecek mi? çünkü az bir vakit önce bina cepheleri ve benzeri alanların göze güzel görünmesinden mimarlar sorumluydu dimi ben mi yanlış hatırlıyorum :)

mehmet (20 Şubat, 2008 15:49 Çarşamba)
http://jasoneppink.com/pixelator/
(Translation: Pixelator turns those ugly, blinding video billboard ads into art.)

Yalçın (settar) Pembecioğlu (20 Şubat, 2008 17:04 Çarşamba)
Nefis bişi bu mehmet! Öte yandan sanatla uğraşacak vaktim yok diyenler de kamu alanlarını temizleyebilsinler diye şu ürün var ;)

Alp (pimoka) Esin (20 Şubat, 2008 17:39 Çarşamba)
giyinip kuşanıp kendimi yollara atabilirim :D

Yorum yapmak için
- sisteme kayıt olabilir,
- Bigu üyesi iseniz ana sayfadan giriş yapabilirsiniz.