"In 2007, the world’s fourth-largest metropolis and Brazil’s most important city, São Paulo, became the first city
outside of the communist world to put into effect a radical, near-complete ban on outdoor advertising"
şeklinde vurgulamış
adbusters haberin girişinde.
komünist bir rejimde uygulanmasıyla, liberal bir rejimde uygulanması arasında, (ya)saklamak ile korumak arasındaki farka benzer bir fark olabilir. Çok aynı kapıya çıkıyo gibi gözükse de bence o kadar korkunç değil.
Zira uygulama başladığından beri firmalar, markalar farklılaşmanın başka yöntemlerini çoktan düşünmeye başlamışlar, renkleri ve görsel desenleri markalarıyla ilişkilendirebilecek şekilde kullanmak gibi.
Reklamları kaldırdığın anda alttan çirkin bir şehir çıkması, reklamları kaldırma kararını alanların suçu olarak düşünülemez. İnsanların yaşadıkları çevrenin güzel olmasıyla ilgili meseleleri olmalı ve bu dürtücü bir kuvvet olacaksa çok da desteklenmelidir. Her zaman bir gaudi çıkıp da kurtaramaz insanları yaşamın yalnızlığı ve tekdüzeliğinden. İnsanlar eskisinden çok daha hızlı yer değiştirdiğinden "memleket" kavramını ve bunun yanında sahip çıkma dürtüsünü kaybediyor olabilirler. Bu bir bahane olarak alındığı andan itibaren, insanın virütik özelliklerini depreştirecektir (tutun ve sonuna kadar tüket). Hele bu sahip çıkma dürtüsünün zayıf anını yakalayıp sahip olma dürtüsüyle ikamesine kalkıldığında içlerinde dev boşluklar olan insan toplulukları seri üretim bandına girmiş oluveriyor. İster istemez herkes evlerine kapanıp, cevabı orada aramaya başlıyor (bakın etrafınıza kaç kişi yaşadığı alanı poang ile farklılaştırmaya çalışıyor).
İşini mahkumiyet, ofisini hapishane gibi görmeye başlamanın altında biraz da bu olabilir düşününce, işine giderken, işinde ve işinden dönerken devamlı çirkin ve ilham vermekten uzak bir ortamın içinden geçmek bir yana dursun devamlı onu al bunu al (şimdi ne kadar paran olduğu mühim değil, şimdikinden daha fazla kazanırsan mutlu olursun ancak) diyen bir ortamdan geçerek, yaratıcılıktan, mizah anlayışından yoksun ortamlara giriyor insanlar (bunun çok fazla istisnası olduğunu biliyorum ama yeterince hazır esprisi olduğundan muzipliğini kaybetmiş ama komiklik peşinde çok enerjik vardır etrafınızda anlayın işte).
İlham dolayısıyla yaratıcılık devamlı darbe alıyor, dolayısıyla yaşam enerjisi. Kafamı çevirdiğim her yerde suratsız insanlar var, en çok yaşam enerjisi varmış gibi duranı da inandığı herhangi bir şeyin ne kadar önemli olduğuna ikna için harcıyo bu enerjiyi asabi bir biçimde (bu devirde en çok testesteron satıyo)
En basitinden geçenlerde izlediğimde buna benzer şeyleri düşünmemi sağlayan bir örnek.
Çok sevdiğim Jesus Chrsit Superstar operasının filmleştirilmiş iki versiyonundan örnek bir sahne:
Jesus Christ Superstar - King Herods Song (1973)Jesus Christ Superstar - King Herods Song (2000)ikisi arasındaki fark içler acısı. yıllarla birlikte espri anlayışının nasıl iğdiş edildiğini sergiler nitelikle (aksi örnekler çok da ilgimi çekmiyor baştan söyliyim :))
Konuyu daha fazla uzatmadan ve dağıtmadan sonuç lafını edeyim: Elbette rengarenk ve pırıl pırıl bir şehirde yaşamak isterim ancak bakışımı bir şeye doğru daraltmaya çalışan ucuz numaralarla doldurulmuş ve aceleye gelmiş birbirinin aynı işler yerine, zihnimi açacak her baktığımda beni başka bir yerlere götürebilecek şeylere bakmak istiyorum, ve reklamcılar bu konuda epey sabıkalı. Bu işleri yapan beyinlerin bir araya gelip, azıcık niyeti bozup özen gösterdiğinde bunu da yapabiliceğini biliyorum. Bu proje zihinleri açmak açısından faydalı olur diye umuyorum.