Anasayfa

4661_9932.jpg Resimleri
 

Cafe “Gönlünden Ne Koparsa”


Pin It

ABD’nin Denver şehrindeki SAME Cafe, Seth Godin’in blogundaki bir yazı sayesinde haberdar olduğum ilginç bir cafe / restoran: İsimlerinin açılımı “So All May Eat”...

Burada yemeklerin belirlenmiş fiyatları yok. Karnınızı doyurduktan sonra, gönlünüzden ne koparsa, masanıza bırakılan küçük sarı bir zarf içerisine koyduğunuz parayı bağış kutusuna atıyorsunuz. Haliyle kimisinin gönlünden 5 dolar kopuyor, kimisi de 500 dolarlık çek yazıp bırakıyor...

Eğer hiç paranız yoksa, yine yemek yiyebiliyorsunuz, fakat karşılığında restoranda bir saat çalışmanızı istiyorlar: Bulaşık yıkayamam ama masaları silebilirim ya da yerleri paspaslayabilirim derseniz, memnuniyetle kabul ediyorlar...

Web sitelerindeki şu cümle çok hoş: “Our philosophy is that everyone, regardless of economic status, deserves the chance to eat healthy food while being treated with dignity.”



Pin It

Bu haberler de ilginizi çekebilir:

Yorumlar


phoenixia (21 Mayıs, 2009 22:28 Perşembe)
ütopik..

bella donna (21 Mayıs, 2009 22:37 Perşembe)
Benim inanılmaz hoşuma gitti bu haber, hatta etrafta facebook misali bir "like" butonu aradım 8)

Yiyecek ve yiyeceğe ulaşabilirlikteki eşitsizlik canımı en çok sıkan konulardan biri. Hele ki TV ekranında abartılı yiyecek reklamlarını (misal Kadir Çöpdemir'in iştahla hazırladığı sucukları ve yumurtasına bandığı ekmek) gördükçe bazen sinirden kuduruyorum. Hani Magnum'u çıtırdarken görüp de canımızın çektiği an var ya... Ya da cadde boyunca uzanan masalarda oturup yemek yemeye kalkışmak... Düşüncesiz bir anımda bu hareketi sergilemiş bulursam kendimi eyvahlar olsun...

Velhasılı kelam bu proje inanılmaz hoşuma gitti. Birileri bir yerlerde yiyecek bir şeyler bulmak için çöp eşelerken benim istediğimi yemeye hakkım varsa, o kişiye de bir şeyler sunulmasına yol açmalıyım... Ancak sorun şu ki bir müddet sonra görünüşüyle insanlara korku salan, hor görülen, kokusundan ve varlığından rahatsızlık duyulan insanların bu ortamlarda var olması birilerinin ayağının kesilmesine neden olursa...

Yalçın (settar) Pembecioğlu (21 Mayıs, 2009 22:38 Perşembe)
Radiohead'in In Rainbows albümünde denediği yöntem

cleanclothes (22 Mayıs, 2009 01:47 Cuma)
sunduğun şeyin değer hesabını yapıyorsan, satıyorsun demektir... sunduğun şeyin değeri hesap konusu değilse veriyorsun demektir, ikramdır bir nevi...

- karşılık bekleyerek vermek... - karşılıksız vermek ya da ne koparsa almak, ama yine de vermek...

bir karşılık alma durumu var burada... yapılan elbette ki bir ticaret, fakat aç gözlü bir ticaret değil, ama yine de bir ticaret... gönülden verip, gönülden almak... sıcak ve hoş...

Aygül Pembecioğlu (22 Mayıs, 2009 09:05 Cuma)
beyoğlu'nda bu konseptli olan pansiyonlar var mıydı, yoksa ben atıyor muyum? (hayal gücüm yüksektir)



pinaria (22 Mayıs, 2009 10:30 Cuma)
 ne zaman ajansta çıkan yemekleri beğenmesem bi arkadaşım onları bulamayanlarda var, Afrikada açlıktan ölen insanlar var diyerek benim kendime gelmemi sağlardı.. Lokantalarda, otellerde ziyan olan yemekleri değerlendirip değerlendirmediklerini merak ederim hep...

insanlara hiçbir karşılık vermeden yemek çok hoş bir fikir gerçekten böylesine bir fikrin daha önce kimsenin aklına gelmemisi ilginç belki de dünyanın başka ülkelerinde vardır biz bilmiyoruzdur..

karşılık beklemeden yemek verince videoda da dediği gibi normal fiyatın 2-3 katını ödüyorsun çünkü minnettar kalıyosun, gelen evsiz dilenciler bile ellerindeki 3-5 kuruşu oraya bağış ediyorlardır

tamamen bir kazan-kazan durumu oluyor yani

nick (22 Mayıs, 2009 15:02 Cuma)
supersonik, cidden dusunmustum boyle birsey, ama hani para koyup dukkan acacak olsaydim da, cesaret edemezdim sanirim.

sonucta amac zengin olmak olmasa da, en azindan gecinecek ve belli standartlari koruyacak parayi kazanabiliyor olmak lazm.

İstanbulda mumkun degil bu olay. ama kesinlikle harika.
parasi olupta burada yiyeni oyle bir basbasa birakiyor ki vicdaniyla, hani azicik insan olan dahi, haddinden 3-5 fazla birakiyordur mutlaka.


hopçikitangasamuray (22 Mayıs, 2009 15:21 Cuma)
Bu konuda askeriyenin öncü olmasını isterim.
Gözlerimin önünde artan onca yemekler çöp poşetlerine dökülüp atılıyordu. Tüylerim ürpermişti o manzarayı görünce. Acaba bi değerlendirme fırsatı olabilir mi en azından belediyelerin hayvan barınaklarına verseler Çünkü asker birilerin yiyip olurda zehirlenirse korkusundan böle bişeye cesaret edemediğini duymuştum.

Melih Cılga (22 Mayıs, 2009 15:36 Cuma)

viki, Beyoğlu’nda kaymakamlığa bağlı olarak hizmet veren bir “Evsizler Evi” vardı 2004-2006 aralığında, hatırlıyorum sık sık önünden geçerdim, ama kapısında polis durduğu için içeri girip de bakamamıştım... Şimdi ne durumdadır, hala faal midir bilmiyorum... (Hayal Kahvesi’nin sokağından sağa dönünce biraz ilerdeydi yeri)...



valerie (mana) kozmonovic (23 Mayıs, 2009 00:12 Cumartesi)
çok güzelmiş.
insanın içini ısıtıyo (ya da ben yaşlanıyorum?!)

massattack (23 Mayıs, 2009 20:33 Cumartesi)
@Melih Cilga
Evet hala boyle bir yer mevcut. Bunun yani sira Beyoglu Belediyesi bir moteli daha yine ayni sekilde `Evsizler Evi` olarak degistirdi. Ancak icerisini hic gorme derim.

Same Cafe`ye gelirsek. 2004 yilinda Beyoglu Belediyesi icin hazirladigim bir imaj kuvvetlendirme calismasi icerisinde `Askida Kahve` sisteminin icecek, yiyecek, kitap, dergi, sinema, tiyatro vb. unsurlarla genisletilmis ve Istiklal Caddesi`ndeki isletmelerin de dahil oldugu bir proje sunmustum. Cevaben `bizim insanimiz boyle bir sisteme ayak uydurabilecek kadar egitimli degil henuz` cumlesini duydum.

O gun ne kadar sinirlenmis olsam da simdi sapkami onume koyup dusundugumde ayni soruyu kendime soruyorum. Gercekten de bizim insanimiz bu sekildeki bagis ve yardim calismalarinda gerekli ozveriyi ve minnettarligi gosterebiliyor mu? Anlik cikarlardan yararlanmak mi onemli yoksa gelecek yardimin surdurulebilir olmasi icin herhangi bir caba sarfediyor mu? Cevaplari ne yazik ki umdugumuz seyler degil.

mezzoalto (23 Mayıs, 2009 23:35 Cumartesi)
bizim insanımızın en önemli defolarından biri yardımı göstere göstere yapma merakı.. askıda kahve olayının işleyememe ihtimalini doğuran en önemli konulardan biri bence bu.. elbette beleşçilik ve mesela karun zenginliğinde bile olsa yeşil kartla tedavi olmaya çalışan zihniyet bi sorun ama buna ek olarak habersizce, hissettirmeden yardım etme alışkanlığına sahip değiliz, isteriz ki herkes bizim ne kadar kadirşinas, ne kadar yardımsever bi insan olduğumuzu bilsin.. sadaka kültürü..

massattack (23 Mayıs, 2009 23:46 Cumartesi)
@mezzo + 1

cagatay (tortilho) karakoc (24 Mayıs, 2009 00:03 Pazar)
mezzo yardım etmeyi rezilliğe dönüştürmekte de üstümüze yoktur. Dediğin gibi anatema yardım olmaktan çok gösterişe kayıyor. Yardım etmek isteyen adam sessizce sakince duyurmadan yapar. Köpeğe  yem verir gibi...neyse!. öyle ortamları gördükçe halkımızı yardımlara muhtaç bırakan insanları boğazlayasım geliyor! Hele o İ... melih gökçeğin yaptıklarını gördükçe...evi arabası olan adama kömür ve yemek yardımı yapılır mı ya?yapılırda o alan kişi nasıl haysiyetsizdir? herşeyi geçtim benim verdiğim vergiyi seçim malzemesi olarak kullanmak ne demektir?

Melih Cılga (24 Mayıs, 2009 18:40 Pazar)

mezzo’ya katılıyorum: Yoksula yardım ettiğini göstere göstere belli etmek, mevcut esnaf-eşraf ilişkilerinin muhafaza edilmesine ve daha da geliştirilmesine yatırım yapmak amaçlı sosyalleşme ihtiyacının dışavurumundan ibaret bir hareket...

Örneğin, dini inançları gereği yoksullara yardım etmesi gerektiğini düşünen ve tanrı tarafından seyredildiğine inanan insan, tabii ki etrafında yaşayan insanlar tarafından seyredildiğinin de farkındadır… Seçilmiş bir yoksulun birkaç gününün güzel geçmesini sağlamak, biraz tanrıya, ama daha çok da diğer insanlara gönderilen bir mesajdır:

Herkes bilir ki, hiçbir yoksulluk göstermelik yardımlar sayesinde ortadan kalkmaz… Yardımı alan da, veren de, dışarıdan seyredip değerlendiren de, böyle bir niyet ve beklenti taşımaz zaten: Her üç tarafın da geçici olarak kendini daha iyi hissetmesinin ardından önceki duruma dönülerek, mevcut eşitsiz sosyal statüler korunur…

İlginç olan, bu karşılıklı seyretme-seyredilme-onaylama ilişkilerinin, ahlak ve vicdan terazilerimizde bir “boş alan” yaratması...
Yardımını kabul ettiği kişiye gebe kalırmış gibi rol yapıp ama aslında hiçbir sorumluluk üstlenmeden, hemen ardından yeni ve başka birisinin yardımından daha nemalanarak hayatta kalmayı tercih edenler de, bahsettiğim bu “boş alanda” rahatça hareket ederek ve “yakalanmayan suçlu masumdur” maddesinden yararlanarak geçinip giderler…


phoenixia (24 Mayıs, 2009 19:41 Pazar)
göstere göstere gösteriş yapmayı savunacak değilim..
ama özendirme denilen de bir durum var..

bir tek bnm desteğimle ne olur ki denilmesini engelleyen birşey... yoksa ntv'de vs. telefonla ya da sms ile yardım gönderme metoduyla para toplanamazdı..mesela...
ya da başkası yardım etsin-ediyordur mantığını törpüler..

özendirme...

oluşan boş alanda keyfince el ense yaparak nasılsa birileri yardım eder mantığını da genelleştiremeyeceğimizi düşünüyorum...
çalışıp çabaladığı halde, evine/ailesine yeterince imkan sağlayamayan kişilere yardımcı olmanın nesi kötü onu da anlayamadım...

tü kakalaştırlmış bir kavram oluverdi sadaka...
kimsenin takdiri için değil insan olduğumuz için yapabilmeliyiz bazı şeyleri...

mezzoalto (24 Mayıs, 2009 22:27 Pazar)
yardımın iyi ama sadakanın gerçekten sorgulanabilir bir kavram olduğunu düşünüyorum.. yardım ihtiyacı olana, sadaka ise dilenciye verilir; dilenmek ise aynen melih_cılga'nın ifade ettiği "oluşan boş alanda keyfince el ense yaparak birilerinin yardımıyla varolma" durumuna tekabül ediyor.. kendi çabası yetersiz olana yardımcı olmak var değil bu, birilerinin vicdanını sömürerek o yardıma dayanıp yaşamak..

phoenixia (24 Mayıs, 2009 22:52 Pazar)
sorgulanamaz demedim zati..
ama dilenen kişiye verilen para=sadaka tanımıyla bakınca ve dilenci aslen el ense yapan kişidir deyince sadakanın tanımı darlaştırılmış oluyor..
evet dilenciye verilen para sadaka olabilir.. ama sadaka sadece dilenen kişiye verilen para değildir..
sadaka verdiğiniz kişi illa vicdanınızı sömürmez...

bir kapı ilerinizde yaşayan birine verdiğiniz para desteğini yardım olarak da tanımlayabilirsin,sadaka da... senden yardım dilenmemiş olsa bile...

sadaka kelimesine duyulan alerjinin  hassasiyetin başka sebepleri olduğunu düşünüyorum.. bence gerek yok..

Yalçın (settar) Pembecioğlu (24 Mayıs, 2009 23:34 Pazar)
İhsan Oktay Anar'ın kitaplarında tarif ettiği eski İstanbul'da dilencilik esnaflık gibi bir meslektir. Sadaka karşılığı hayır duası ederek günahlarımızı alırlar. Bizdeki sadaka geleneğinin temelinde aslnda bahşiş vermek gibi bir içgüdü var yardımdan daha çok bana kalırsa.

phoenixia (24 Mayıs, 2009 23:38 Pazar)
settarcım dilencilik halen bir meslek...
bunun için canını ortaya koyanlar bile var...

aklıma slumdog millionere geldi şimdi de...

cagatay (tortilho) karakoc (25 Mayıs, 2009 00:44 Pazartesi)
Herkes etrafındaki yardıma muhtaç akrabasına,komşusuna,eşine,dostuna yardım etse sadakalık,yardım vs işkence haline gelmez ...En basiti.

Yorum yapmak için
- sisteme kayıt olabilir,
- Bigu üyesi iseniz ana sayfadan giriş yapabilirsiniz.