Anasayfa

1162_2204.jpg Resimleri
 

Wrigley Extra ile dişler um ummm


Pin It
Biliyorum biliyorum geçen hafta internette yer alan bir çalışma idi ama eklemeden edemedim :)

Bu aralar dişçiye gitmem gerektiğinden -dişçiden korkuyorum evet ne olmuş- algıda seçicilik yapıp internette hangi sayfayı açsam dişler ile ilgili çalışmalar görüyorum.

Bigu'da daha önce estetik ameliyatçıların gerillasını görenler için, şimdi de Starbuck bardaklarında Wrigley Extra jiklet reklamına dikkatinizi yönlendiriyorum. 

Türkiye'de olsa kocaman dişler ile "aaayy ne kadar şirin oldun"ları duyar gibiyim.



Pin It

Bu haberler de ilginizi çekebilir:

Yorumlar


firat® (17 Kasım, 2006 00:37 Cuma)
'Türkiye'de olsa.' Bigu'da mütemadiyen duyduğum bir cümle bu. Türkiye'de olsa nasıl tepki verirlerdi. Türkiye'de olsa şöyle olurdu, böyle olurdu, bu olmazdı, tehki görürdü vs. Peki bunu kim bu hale getirdi? Tabii ki bizden önce olan, biz ve bizden sonraki yeni nesil reklamcılar ve adayları. Çünkü öyle görmüşler. 'Bu ürüne yaptığın bu fikir, bu uygulama, bu pazarlama mantığı, bu kampanya bizeeee gtimeeeezz! Evet gitmez ama gitmeliydi. Peki niye gitmedi? Çünkü Türkiye'deki reklamcılık tarihinde tabuları yıkan doğru düzgün bir iş çıkmadı. Hep populist yaklaşımlarla, tavuk suyuna reklamlarla, abartıyla (taii bu abartı Türkiye standartlarında bir abartı oldu her zaman) bu insanların beyinlerine girildi ve algıda sadece bu yönde bir seçicilik yaratıldı. 30 senedir bu şekilde bir reklamcılık anlayışı hüküm sürdü. İlanlara, filmlere, yapılan gerilla kampanyalara vs bakın (gerilla mı?) hangisi tepki ve ilgi çekti. konuşuldu, üzerinde tartışıldı ve üstüne gidildi? Hiçbiri. Hayranlıkla baktığımız, 'bunu nasıl yaparla ya!' dediğimiz, cinselliği, abartıyı, metaforu vb. şeyleri kullanan kampanyalara imrenerek baktığımız ama bu yönde hiçbir şey yapamadığımız için 'Türkiye'de olsa' kalıbı pelesenk oldu dillerde. Reklam sektörü buradaki kalıpları kıramadan (ki reklamcılık her zaman varolan şeyleri kırıp, yeni farklı 'şeyleri' kırmaz zorunda kalmıştır ve farkındalığını böyle ortaya koymuştur), sadece Kırmızı, Kristal Elma gibi yarışmalara iş yollayarak farklılaşamaz. Ya da yurtdışına oynayarak. İlk önce burada bir şeyleri farklılaştırmalı, tepkiye, otoriteye karşı çıkarak yeni bir şeyleri ortaya koymalılar. YKM çantası ya da kurbağalı BMW ilanı gibi iyi fikri olan ama bir daha hatırlanmayacak işlerle farklılaşılmaz. Impossible is Nothing, 1984, Diesel'in tüm kampanyaları, Nike vs. bunlar örnek alınmalı. Sonuçta reklam sektörü içinde olanlar zaten bunları farkında. Hiçbir zaman yurtdışındaki olanaklara sahip olamayacağız. Ama TBWA/Paris'in yaratıcı yönetmeni Erik Vervroegen'in Play Station ilanlarını yaparken harcadığı emek, çaba, fikir ve uygulamanın gelişimini okuduğunuzda burda harcanan çabanın ne kadar üstün körü olduğuna şahit oluyorsunuz. İşte o yüzden 'Türkiye'de olsa' lafono her daim söylemek zorunda kalıyoruz. Sonuçta ne yaparsak yapalım belli kalıplar doğrultusunda işlerimzi yapmak zorundayız. Bunun dışına çıkıldığında hem müşteriden kaynaklanan, hem de ajans bünyesinde gereksiz kalıpların dışına çıkamadığınızdan ortaya hiç de zihin açıcı işlerin çıkmadığını görüyorsunuz. Asıl sorun tavuk suyuna reklamcılığından yaratıcı ve zihin açıcı reklamcılığa ne zaman geçeceğimiz. (Ne zamandır böyle bir şey yazmak istiyordum, senin yazına denk geldi Viki:) Yazdığım yazıyı tekrardan okumayacağım için imla kurallarına Settar'ın bakması ise son isteğim)

phamodine (17 Kasım, 2006 00:45 Cuma)
bende bunu yapcaktım!! :)

phoenixia (17 Kasım, 2006 13:38 Cuma)
komik görünümlü bebe emziği çalışmaları vardı eskiden, onları anımsattı bana..:)
kahve ve çayın dişi sarartıcı etkisi+ bemmbeyaz dişler için çiklet... 
ne yardan,ne serden diyenler için, mükemmel bi ikili çalışma olmuş..
:)

Yorum yapmak için
- sisteme kayıt olabilir,
- Bigu üyesi iseniz ana sayfadan giriş yapabilirsiniz.