Yorumlar
Aygül Pembecioğlu (27 Ağustos, 2007 11:26 Pazartesi)Sunny reklamını izlerken, başta Orkid reklamı geliyor (beyaz pantolunlu kadınlar hep orkid, molped vs reklamlarında yer alıyor ya :P)
sunipeyk (27 Ağustos, 2007 11:30 Pazartesi)kesinlikle haklısın.
sunny reklamını görmedim ama bir cola turka içebilir miyiz reklamında, koca sahilde bir tane bikinili kız yok.
ya da o gün çekime gelmemişler :)
e ne yapılsın prodüksiyon eldekilerle yapılmış.
kumsal filmi şart ya...
o şemsiye de yukarıdan sirk çadırı gibi görünüyor. töbe töbe
sadi (su geçirmez balık) tekin (27 Ağustos, 2007 11:32 Pazartesi)sunny reklamını göz ucuyla seyretmiştim ama bikini eksikliğini farketmemiştim.. gerçekten çok sinsi buldum bu tavırları.. hem de fazlasıyla.. komplocu olmak istemem ama bana büyük bir planın parçalarıymış gibi geliyor.. yoksa bütün bunlar tesadüf mü?
Yalçın (settar) Pembecioğlu (27 Ağustos, 2007 11:34 Pazartesi)Mio, haberi gorunce abartili bir detaycilik zannettim ama filmleri arka arkaya izleyince gercekten de cibil elemanlarin arasinda giyinik kizlar komik olmus! Adamlari tisortlu biraksalar boyle bir tezat olusmayacak halbuki :)))
mehmet (27 Ağustos, 2007 11:35 Pazartesi)hey yaşa ben de bi tek benim dikkatimi mi çekiyo diyodum, hatta kendimi için için eleştirmiştim "karışma elalemin taytına" diye...
bikinili kızlarımıza mayolu oğlanlarımız (ya da diğer bikinili kızlarımız tercihlerine göre) dışında kimse dokunmadığı sürece kimsenin taytında gözümüz yok. lakin kimse tadımızın kaçırılmayacağına inanmıyo zaten di mi? Sahilde içki içmeyi yasakladılar, bir süre sonra it kopuk olay çıkartıyo diye kılık kıyafet kanununa da geçerler.
Bu kadar
ısınan kurbağa'ya bi sunny versek serinler mi acaba?
mezzoalto (27 Ağustos, 2007 11:41 Pazartesi)her markanın kendisini konumlandırdığı şekilde ve hedeflediği kitleye uygun olarak reklam çekmesine neden şaşırıyoruz ki? ben söz konusu reklamları hiç izlemediğimi fark ettim haberi okurken, pek çok sebebe istinaden tüketmediğim ve tüketmeyeceğim ürünün reklamına da ilgi göstermemişim.. zaten hedeflediği adam da ben değilim muhtemelen, hedeflenenler de bikinili kızlar görmek istemiyorlardır reklamda.. ama üstü bu kadar çıplak adamların görülmesi de "caiz" midir onu tam kestiremedim.. yani o açıdan bir ikiyüzlülük olabilir..
bosch reklamlarında "çalışan-eve kocasından sonra gelip bir de işine dair şikayet eden-modern şehir kadını" ve "karısını düşünen ama ona sorup danışmadan gidip beyaz eşya alabilen, elinde kahvesiyle huzurlu huzurlu karısını bekleyen hatta onun iş detaylarını bilip hatır soran koca" profillerinin yer alması nasıl şaşırtmıyorsa -ki zannımca orada çooook daha ütopik ve fantastik bir evren tanımlanmakta

- bizi bu da şaşırtmamalı..
mehmet (27 Ağustos, 2007 11:47 Pazartesi)mezzo nefis örnek olmuş

ben o reklamdan kızarkadaşımın seyreder seyretmez kafasını bana çevirip "hayvanoğluhayvan" bakışı fırlatmasından beri nefret ediyorum.
bolar zortar (27 Ağustos, 2007 12:05 Pazartesi)mesela yarın "ben Türkiye'nin kapalı insanlarını hedefliyorum" diyen bi markamız içindeki bütün kızların başörtülü olduğu bi reklam filmi yayınlasa bundan rahatsız olmamamız lazım buna göre, doğru mu anlıyorum?
mezzoalto (27 Ağustos, 2007 12:18 Pazartesi)aker eşarp reklamlarında yıllardır yapılan birşey bu.. tv reklamı değil açık alan reklamıdır genelde ama ben bir tane de eşarbu aksesuar olarak kullanan kadın görmedim aker reklamlarında, tamamında başörtüsüdür.. keza samanyolu tv-kanal7 vb kanalların reklamlarında da bu tasvir ettiğine yönelik manzaralar, yıllardır, oldukça sık gördüğümüz birşey.. ve evet bundan rahatsız olmamamız gerekiyor bence çünkü reklamdan-ticaretten-arz&talep dengesinden bahsediyoruz.. mayo/bikini reklamları nasıl bizler içinse ve onların da bundan rahatsız olmamalarını bekliyorsak, aynı şey bu durum için de geçerli.. bir ürün varsa, o ürünü almasını tahmin ettiğin veya arzuladığın bir kitle vardır, ve sen ona göre yaparsın o ürünün tanıtımını.. haşema reklamını bikinili kızlarla nasıl yapamazsan bu da öyle bir durum..
rakunzell rakkadar (27 Ağustos, 2007 12:23 Pazartesi)ben bugüne dek bir tane başörtülü kadın barındıran reklam (başörtüsü dediysem anlayın işte, sınıflayamadım şimdi, türbansıları diyorum) görmedim, duymadım.. gerekli kanalları izlemiyorum, bu yüzden mi?
bu iki reklamı da daha önce görmedim ve yeterince mide çevirici etkilere sahipler, evet.. ama bi yandan da sürekli görmezden gelmeye çalıştığımız, karşımıza kabak gb çıkınca da şaşırdığımız bi topluluk var. -en azından ben bu seçimden bunu öğrendim-
bu toplumda bizlerden bir hayli farklı düşünen ciddi bi kesim var ve biz 'aaaaaaa türbanlı reklam mı, tü kaka' derken burkalı meclise koşaraktan gidiyoruz.. 'bırakınız yapsınlar, etsinler' hikayesi de değil bu ama, mezzo doğru söylüyor, böyle adama böyle reklam.. şaşırmayalım lütfen. ( medya yalakalığına şaşırıyorsak şayet, pes diycem)
sadi (su geçirmez balık) tekin (27 Ağustos, 2007 12:33 Pazartesi)ayrıca ben bu benzetmeyi kusura bakma mezzo ama çok yüzeysel buldum. evet şeklen benziyor ama bizler şeklin arkasını, altında yatanları görebilecek, alt metinler okuyabiliecek kişileriz. olmalıyız. o kadar masumane mi yani olanlar yapılanlar?
gandy.phoebus (27 Ağustos, 2007 12:41 Pazartesi)öyle demeyin arkadaşlar, bunları tamamen mantıkla açıklayabiliriz:
sunny reklamında oğlanımız denizden çıktığı gibi cıbıl cıbıl kızımızı rahatsız etmektedir, üzerine su sıçratmaktadır. kızımız ise yüz vermemekte, dahası denize girmemekte, ayrıca güneşin zararlı ışınlarından korunmak için giyinik durmaktadır.
diğer taraftan, güneşi bu kadar mıncıklamalarından huzursuz oldum ben... aydınlık/karanlık, güneş balçıkla sıvanmaz, gölge etme başka ihsan istemem vesaire. bu arada kızımızın saç bandını çok sevdim. acaba yeni first lady'miz böyle bir imaja ne derler?
gandy.phoebus (27 Ağustos, 2007 12:44 Pazartesi)benzer bir biçimde, tüm dünyada yayına giren gillette reklamlarının ülkelere göre traş olan erkeğin çıplak veya giyinik, yanağını okşamak için hazır bulunan bayanın da havlulu veya bornozlu olduğu alternatiflerinin çekildiğini öğrendiğimde çok eğlenmiştim. acaba türkiye'de yayınlanan reklamlarda bir değişiklik olmuş mudur?
yecee (27 Ağustos, 2007 12:47 Pazartesi)bence burada "ne şiş yansın ne kebap" temelli bir kitle genişletme çabası söz konusu. reklamda ki kızlar ne bikiniyle ne de haşema'yla dolaşıyorlar, yani deniz kenarına gelmişler ama sanırsam denize girmeye gelmemişler, sıcaktan pişmek ve dayanamama sınırına gelince pek efendi içeceğimizden içerek serinlemek istiyorlar... bu kızcağızlar hanım hanım giyinmişlerken erkekler neden yarı çıplak dolaşıyor onu anlamadım yalnız, kızlarımızın ahlakları teste mi tutuluyor?
gandy.phoebus (27 Ağustos, 2007 12:47 Pazartesi)bir de 19 Mayıs geçit törenlerinde genç kızlarımızın giydikleri eteklerin son 50 yılda git gide 'uzamış' olduğunu da hatırlayalım.
aman canııım, mini eteğin zaten modası geçti değil mi ya?
mehmet (27 Ağustos, 2007 12:47 Pazartesi)evet bizdekinde rıdvan oynadı mesela

, tehlikeyi şeyediyo musunuz?
DrunkFish (27 Ağustos, 2007 12:49 Pazartesi)"Ilımlı Reklam" politikası oluyor bu sanırım. Memleket yavaş yavaş Run TimeError (RTE) veriyor du bakalım :)
mehmet (27 Ağustos, 2007 12:55 Pazartesi) mezzoalto (27 Ağustos, 2007 12:57 Pazartesi)sgb'cim, reklamlarda masum olan ne var söyler misin bana? hani ben etikçiyim de sürekli "olmuş mu şimdi bu" diye bik biklerim de bana ne denir sürekli: "bu bir reklam, ürünü sattırması gerekiyor, etik olması çok da önemli deil" (bu arada, o değil de, bir "tam yedi tane z" vardı, ne oldu ona??)..
elbette ki masum filan değil ama işte bana soracak olursan "kısaların hiç şansı yok" diyen epilasyon makinası reklamında kısa boylu insanları aşağılamak da masum değil, veya "kilolu insanlar döker saçar dağıtır" diyen diyet bisküvisi reklamı da masum değil.. bir kadının gür saçlarını savurmasıyla şapşallaşan erkeklerin yer aldığı şampuan reklamı da masum değil.. alt metin okumaksa, işte bosch reklamında da okuduk alt metin, o da bence çok masum bir alt metin değil.. nitekim işin içinde para olunca masumiyeti bir kenara bırakmak farz gibi birşey..
burdaki temel mesele biz ve diğerlerinin "doğru"ları arasındaki kesin farklar.. ve zaten o farklar de hedef kitleleri oluşturuyor, pazarı oluşturuyor, ve o nedenle reklamcılar "sanat" değil "para" yapıyorlar.. bunu anlatmaya çalışıyorum, yoksa rakunzell'in de ifade ettiği üzere "bırakınız yapsınlar" genişliği değil.. duygulardan arınıp rasyonel bakarsak marka kimliğiyle son derece örtüşen bir reklam görüyorum ben o kadar.. eğer bu reklamları görmek istemiyorsak bu ürünleri tüketmeyiz, "bu benim gazlı içeceğim değil" deriz, zaten başka da yapabileceğimiz somut birşey yoktur..
MioCaro (27 Ağustos, 2007 13:03 Pazartesi)komplo teorilerinden uzak durmayı tercih ederim ama bunların alıştırma turları/değişen Türkiyenin yeni yüzü olup olmadığını anlamak için biraz daha geniş perspektiften değişimi değerlendirmek gerek. Bu tip göstergeler ve bunların alt okumalarını 5 belki 10 yıl geriye bakarak kıyaslamalı bence.
abdulaziz (creaziz) şahin (27 Ağustos, 2007 15:25 Pazartesi)sunny içmiyorum ama;
mozaik diyorum
çeşitlilik diyorum
zenginlik diyorum
gri diyorum
mor diyorum
MioCaro (27 Ağustos, 2007 17:11 Pazartesi) cahilperi (27 Ağustos, 2007 20:54 Pazartesi)benim dikkatimi çekmemişti bu ayrıntı, çünkü reklam o kadar keyifli ki..
boney m'in şarkısı çok güzel.. ve markaya da cuk oturmuş..
"Sunny, thank you for the sunshine bouquet.
Sunny, thank you for the love you brought my way.
You gave to me your all and all.
Now I feel ten feet tall.
Sunny one so true, I love you."
phoenixia (27 Ağustos, 2007 22:20 Pazartesi)reklamın konusunun ülker'in ürünleri olması ve yeni hükümetin sağ parti olması konularını ve son zamanlarda rejim mi değişiyor dalgalanmalarını birleştirerek, reklam üzerinden komplo teorisi üretilmesinin beni artık boğmasının ötesinde; reklamı hükümetten bağımsız görmek isteyerek bir de şu açıdan bakalım diyorum..
ve sadece marka ilişkili düşünecek olursak ülker'in reklam kronolojisi içinde başarılı ve kendi-yeşil-çizgisi için aşmış reklamlar bence diyorum..
tüm elmaları ve armutları bir araya toplamaya bayılıyoruz ama yani lütfen ya...
(hatta matematik kullanılan küçük bir problem vardır,çocuk elinde 30 lirayla çıkar da,sonra para üzerini verdiğinde harcadığı tutarları toplarsınız ama bi türlü 30 etmez, 29'da kalır.. yapılan işlem toplamadır,matematiktir.. ama yanlış yerden bakıp toplama yaparsanız sonuç da yanlış çıkar...)
ve evet ben de farketmedim mayo-tayt, zırt-pırt şeylerini.. güneşin elden ele dolaşmasının tedirgin ediciliğiyle, mirkelam şarkısını nası uyarlamışlar çizgisinde kalmışım..
big mac (27 Ağustos, 2007 22:29 Pazartesi)benim kalbim temiz.. iskembede severim soyle sirkeli sirkeli miss..
bilalbal (28 Ağustos, 2007 02:20 Salı)sunny reklamını bence cola turka reklamından ayrı düşünmek gerekiyor. zira sunny filminde sadece 1 kadın ve 1 erkek olduğunu düşünürsek her ikisi de ülkemizin plajlarında karşılaşabileceğimiz insan tipleri. bir kız evet plaja ya güneşlenmeye ya da denize girmeye gelir. güneşlendikten sonra tercihe göre, pareosuydu tişörtüydü giyer ya da giymez. sunny'deki kız da aynı profile sahip bir kız haydi haydi olabilir.
amaaa... cola turka öyle değil. tüm kızlar aynı biçimde. böyle bir plaj sampling'i olmaz! bu da bir anlamda yukarıdaki yorumları haklı çıkarmakta. bu bir diskriminasyon bi anlamda. nasılsa ülkemizin sokaklarında sanki hiç türbanlı kadın yokmuşçasına sokak reklamı çeken
markalar gibi cola turka da tersine bir diskriminasyon yapmıştır.
başka bir taraftan da bakmak gerekirse cola turka reklamı, "plaj reklamları revaçta" trendine kapılıp yapılan bir reklam olmuş. ama "at kulağında sinek" gibi kalmış. keşke hiç olmasaymış da yaz konseptine uzak olmayan ve bize bu yorumları yaptırmayan bir mekan seçilseymiş...
ayrıca bu reklam türünün bir
örneğini de ben hatırlatmak isterim enfes bir
yorumla...

creative (28 Ağustos, 2007 12:39 Salı)bu daha ne ki... bi de biz GÜL'ü bi koklatalim size, su anayasayi bi degistirelim o zaman görün siz :)
görüyorsunuz iste ankarada para sayma makinalarinin cogunun toplandigi bir mekan olan Laila'nın karşına AKP Genel Merkezi taşınınca oluyo Şahhane Kepabcısı, neymis ticare kaygi... Bu işten daha çok para kazancaz... Çünkü Osmanlı Mutfağı var menülerde...
Geliyoruz akıncılar gibi... Görceniz siz bundan sonra hanyayı konyayı...
olur abi olur.. bundan sonrasinda reklamlarda kadın oynatmak bile yasak olur.. caiz degil cünkü.. dimi.. niye efendim hocamiz ne demiss kalbi kötüleşir araya perde koymassa erkek :)
CocoCola da yasaklanır, sise kadin vücuduna benziyor diye... Hepsi olru hepsi.. --Sırasıyla... Yeter ki biz su GÜL'ü bugün şu millete bi koklatalım...
digitallunicorn (28 Ağustos, 2007 20:43 Salı)Bu ayrıntı benimde dikkatimi çekmişti ( hatta şortlu çocuğun tekinin devasal göbeğide

) coca-cola yada pepsi çekse kesin tangalı kızlar bile olur diye düşünmüştüm ama bu kadar komplo teorileri üretecek bir boyutu olduğuda biraz abartı geldi... Dikkat ederseniz gençlik arabadan inip kumsala koşuyor, kızlar arabada bikinilerle mi oturuyor da inince bikinili olsunlar. Siz hiç kumsalda çalıp söyleyip eğlenmediniz mi illa kumsala denize girmek için mi gidilir?
Ortada tezat bir durum olduğu doğrudur ama yukarda da dendiği gibi çocuklara t-shirt giydirilerek bu durum ortadan kaldırılabilirdi.
sadi (su geçirmez balık) tekin (29 Ağustos, 2007 01:59 Çarşamba)valla bakın arkadaşlar, bu konuda çok konuşmayacam, belki yeri de değil, ya da her yer tam da bunun yeri, ama şu var ki ya çok iyiniyetli pıtırcıklarsınız, ya da gerçekleri görmekten korkuyorsunuz.. lütfen yani..
ozanuenal (29 Ağustos, 2007 09:27 Çarşamba)creative'in dediği gibi gülü bi koklayalım da... bırakın reklamlarda bikinili kız oynatmayı; 3d animasyon yapanları, "siz suret yapıyorsunuz bre kafirler!" diye taşladıkları zaman göreceğiz hanyayı KONYAyı
mezzoalto (29 Ağustos, 2007 09:28 Çarşamba)sgb'cim gözünü seveyim, hangi gerçekleri görmekten korkmak bu.. cola turka'nın reklamından bahsediyoruz, bir ülker ürününden yani.. bunun haricinde bişi yapması eğreti olurdu zaten.. eti'nin poposunu sallayan eyşan özhim'le tanıttığı çubuk krakeri bıyıklı yaşlı amcalarla "1970ten beri orjinali" diye tanıtmayı yeğleyen bir kurum.. bu reklamda şaşılacak hiçbir şey yok, yeni veya sonradan değişen bişi de yok.. sprite "kendin ol" filan derken o çamlıca gazozunu ciguliyle pazarlıyordu yahu, ortada akp iktidarı filan da yoktu.. farkında olmayı anladım ama paranoyak da olmayalım..
haa ne zaman coca cola da, ramazan reklamları haricindeki kampanyalarını da böyle plaj ortamında giyinik kızlar ve erkeklerle yapmaya başlar, çok uluslu markaları veya "yeşil" olmadığını bildiğimiz yerli markaları da bu mutaasıp eğilim içinde görürüz, o zaman endişelenmeye başlayabiliriz bence.. şu an için hakikaten lütfen yani..
mezzoalto (29 Ağustos, 2007 10:13 Çarşamba)demagoji diyarlarında alıp başımızı gitmeyelim, şu anda reklam konuştuğumuz için referansımız o.. başka bağlamlarda başka süreçleri referans alabilir ve gönlünce endişelenebilirsin.. endişelenmenin şu noktadan sonra kime ne faydası varsa.. şurada ağzımıza geleni söyleyip, deşarj olduğumuz sanısıyla birbirimizi sonsuza dek kışkırtabiliriz ama sadece daha öfkeli-mutsuz-gergin insanlar yapar bu bizi.. sapla samanı karıştırmadan, "gözünün üstünde kaşın var" noktasına gelmeden dikkatli ve farkında olmayı öneriyorum ben sadece..
abdulaziz (creaziz) şahin (29 Ağustos, 2007 10:21 Çarşamba)sugeçirmezbalık, gerçek olan; boyunların kireç tutması, kör göze parmak işler, tüketelim üretim adına, gibi bla blalar.
ne mağrur olalım ne de mağdur...
eferdk (29 Ağustos, 2007 11:03 Çarşamba)Arkadaşlar ülker reklamıyla olaya ülkenin gidişatı hiç iyi değil diye bakmak gerçekten komik oluyor. Ya ülkerin çizgisi belli, ne olduğu belli, daha önce bikinili kızlarmı görüyorduk ülker reklamlarında şimdi bikinili kız görmek isteniyor. Ayrıca kullanmadığınız/kullanmadığımız bir markanın ürünleri bizi ne kadar çok ilgilendiriyor, bikinili kızlar olsaydı cola turka'mı alacaktınız? Reklam konuşuyoruz arkadaşlar burada, lütfen bunun farkında olalım.
rakunzell rakkadar (29 Ağustos, 2007 11:11 Çarşamba)maaaağn yanlış okumuşum.. ((: siliyorum yorumumu.
rakunzell rakkadar (29 Ağustos, 2007 12:01 Çarşamba)bir de dün akşam sunny reklamıyla ilgili bi açıklama aldım. orada kullanılan güneş ışığı efekti için elbise dokusunun daha uygun olduğu, kadın bedeninin düzgünlügü dolayısıyla kaldırmayacağı şeklindeydi açıklama.. tasaran bir başkası olaya böyle bakıyor, bilmem siz ne dersiniz..
ruprect (29 Ağustos, 2007 12:07 Çarşamba)Bu haber şimdiye kadar Bigu'ya eklenen en iyi haberleden biri, tebrik ederim.
Bu arada, Ülker'in çizgisi ne allah aşkına da bunu bizim normal karşılamamız gerekiyor?
Hele ki reklamcılık gibi bir sektörde muhafezakarlık 'büyütmeyin caanımm' diye karşılanıyorsa oy oy oy.
ruprect (29 Ağustos, 2007 12:09 Çarşamba)muhafazakarlık yazacaktım bu arada!
mezzoalto (29 Ağustos, 2007 12:30 Çarşamba)yalnız burada muhafazakar olan reklam sektörü değil reklamı yapılan ürün ve kurum; ve her kurumun liberal-muhafazakar-radikal-marjinal çizgide bir yerde kendini konumlandırmaya ve o konumlandırma çerçevesinde de tanıtım yapmaya hakkı vardır, reklamı hazırlaması beklenen ekip de buna göre hazırlar reklamı diye düşünüyorum.. ülker'in çizgisinin ne olduğunu hepimiz sanırım biliyoruz, dolayısıyla hala gerçekten neyin anormal olduğunu anlayabilmiş değilim..
keza muhafazakarlık tek boyutlu ve dine indirgenebilecek birşey de değildir, mesela iş bankası da gayet muhafazakar bir kurumdur ve o yüzden ne garanti gibi şekli şemali değiştirilmiş, yok aynalı kart, yok çipli kol saati şeklinde ürünler piyasaya sürer ne de reklamlarında lastik bedenli insanlar ve mehmet arslan gibi sosyetik tipler kullanır.. birinde fonda haluk bilginer'in davudi sesi konuşur ötekinde "who let the dogs out!".. şimdi kalkıp iş bankasına "efendim bu ne lacivert takım elbiseli bir yaklaşım, içim kıyıldı, olmaz böyle şey" demiyorsak, cola turca'ya neden diyoruz, bilemiyorum?
digitallunicorn (29 Ağustos, 2007 12:48 Çarşamba)mezzoaltoya şiddetle katılmaktan kendimi alamıyorum

reklamlarla siyaseti birbirine karıştırmasanız iyi olur. Ülker'in bikinisiz kızlarla reklam çekerek dünyayı ele geçirme gibi bi çabası yok :))) Sanki ortada başörtülü kızlarla çekilmiş bir reklam var :S Yeterince bikinili kız görüyoruz zaten bırakında bunlarda giyinik olsun...
abdulaziz (creaziz) şahin (29 Ağustos, 2007 13:09 Çarşamba)önemli olan mayolu,giyinik,örtülü vs. şekilsel öğeler değil, asıl sorun; bunları kategorize etmek,birbirinden ayrı tutmak,yutmak,görmemek,düz bakmak.
mehmet (29 Ağustos, 2007 13:10 Çarşamba)reklamla siyaseti karıştırmamayı belki bigumigu'nun bütünlüğü için kabul edebilirim ama altına şerhimi koyarak, saygıdan olur bu. eğer yaşam alanı dışında ağırlıklı tek bilgi (!) edinme kaynağı televizyon olan bir toplumda yaşıyorsam, ve onların bir oyu benim bir oyum kadar değerliyse, o vakit ben o televizyonda ne olduğuna bakarım, o konuda ağzımı açma ve her an teyakkuzda olma hakkına sahip olurum. sokakta gördüğüm, yanımdan geçen kişinin duruşunu reklamlar, diziler ve abuk programlar belirliyorsa ben dönüp arkamı kollarım. size de öneririm.
ülkere gelince; ben şişlinin göbeğindeki en büyük alışveriş merkezinin sinemasına gittiğimde dekorasyonundan, sıcaklığına çöl özlemiyle yanıp tutuşan bir ortamda dilim damağıma yapıştığında "sadece cola turka satıyoruz" yaklaşımını içime sindiremiyorum (bir daha gitmedim, belki değişmiştir düzen).
Şimdilik sahillerde içkiyi yasaklayan zihniyet, yarın en çok vakit geçirmekten hoşlandığım, bin tane anım olan bir yerde elini kadehime uzatırsa bunu da içime sindiremeyeceğim. Bu ülkede yer iz ayrımı yapmadan gece 2den sonra dışarda eğlenmeyi yasaklayan tantanalı günler yaşadı, kimse ağzını açmadı işletmeciler dışında. yarın kim bilir neler olacak, tekrar soruyorum
bu kurbağaya kaç sunny versek ayılır acaba?
digitallunicorn (29 Ağustos, 2007 13:32 Çarşamba)Kimsenin bişeyi yuttuğu görmediği yok yanlız herkes kendi penceresinden bakıyor olaya ve objektif olduklarınıda sanmıyorum... Nasıl sizin kadehinize dokunulmasını sindiremesseniz diğer insanlarında sizin sindirdiğininiz şeyleri sindiremeyeceğini unutmayın... Özgürlük bir başkasının özgürlüğünü hiçe saymak değildir...
Bu arada ben burda reklam konuşulduğunu sanıyordum :S tamam toplumun eğilimlerini belirleyen temel unsurun televizyon olduğu doğrudur ama reklamların insanların düşünce tarzını etkilemesi konusunda pek bi paya sahip olduğunu düşünmüyorum... Öncelikle gelin-kaynana, kimin eli kimin neresinde tarzı programların insanların beynini uyuşturmasını önlemek lazım, daha sonra bir reklamda bikinili kız yerine giyinik kız oynatıldı diye endişelenmeye başlayın...
mezzoalto (29 Ağustos, 2007 13:42 Çarşamba)bence de reklam ve siyaset bir bütündür, daha evvel sözünü ettiğim reklamı yapılan kurum-nesne-ürün-fikir'in doğası gereği.. herkesin ve herşeyin hayattaki konumu siyaseten kategorize etmek olasıyken reklamı siyasetten ayırmak elbette çok zor.. benim genel olarak anlatmaya çalıştığım her kurum ve canlının doğasına uygun hareket etmesinin kaçınılmazlığıdır.. ülker yeşil sermaye firmasıdır, iştirakçileri, yönetimi herşeyiyle dinibütün kimliği benimsemişlerdir, sadece ticaretin kurallarına vakıf olduklarından tesettürlü ablalar kullanmamaktadırlar reklamlarında, yani onlara göre ziyadesiyle liberal bile sayılabilir bu reklam.. ne demek efendim kızlı erkekli, dar taytlı kızlar, üstü çıplak erkekler plajda.. ama nedir zaten sen ben ne olursa olsun tüketmeyiz cola turca'yı, mecbur kalmadıkça..
aynen sözünü ettiğin şişlinin göbeğindeki o heyula alışveriş merkezine sadece spesifik bir takım mağazalara ve onlar sadece o avm'de olduğu için girerim, girmişken evet yemek filan da yerim ama o kadar.. sermayesinin ait olduğu düşünce yapısı ve içeride türk başına 3 arap düşüyor olmasının manidarlığı bir yana, gerçekten korkunç bir sinema salonuna, sefil bir dekorasyona ve insanı bunaltan bir dağınıklığa ve saat 21.30 itibariyle "kapattık kardeşim" diye insanı kovalayabilen mağazalara sahip olması itibariyle benim nezdimde tam da o zihniyete uygun bir yerdir.. ama bunların benim içime sinmeyen bir tarafı yok, tam tersine çok şık-çok zarif-çok donanımlı bir yer olsaydı daha fazla üzülürdüm gibi geliyor, türbe yeşiline boyanmış bir avm'den ne bekliyordun zaten allasen?
ama bunların kadehimize uzatılacak ellere kadar uzandırmamak lazım şimdilik.. hiçbir durum ve sürece layık olduğundan fazla anlam ve önem atfetmemeli.. o özgürlükler kısıtlanmaya başladığında herkesten fazla ben bağırırım; ama geçen bir yıl içinde gördüğüm şu ki birşeylere dair somut bişiler olmadan bağırmaya başlamanın hiçbir faydası yok.. nitekim gittik meydanlara, bağırdık çağırdık, erken seçim erken seçim diye kendimizden geçtik ve ne oldu? haa şimdi olsa gene gider bağırırım ama anladım ki birbirimize birbirimizin propagandasını yapmışız sadece, kervanını düzen yola koyulmuş çoktan da haberimiz filan yokmuş..
fair (29 Ağustos, 2007 14:16 Çarşamba)hadi herkes beyoğlundaki sinemalara.. zaten alışveriş merkezlerindeki sinemalardan hiç hoşlanmıyorum ben.. çıkış oldukça ürkütücü oluyor. ayrıca türk'ün kervanı yolda düzülürmüş lafı vardır çok da doğrudur.
mehmet (29 Ağustos, 2007 14:17 Çarşamba)>> merwekurdu
"sui misal emsal olmaz", bir kötü başka bir kötüyü kabul edilir kılmaz. herhalde burada kimsenin geri gitmeye karşı inandığı çözümün yozlaşma olduğunu düşünmüyorsun.
"Bu arada ben burda reklam konuşulduğunu sanıyordum"
burada reklam, tasarım ve yaşam kültürü üzerine konuşulur ve şu anda yapılan da odur. bu haberin prodüksiyon kalitesine dikkat çekmek üzere yapılmadığı aşikar, iki reklama sosyal tarafından işaret ediyor ve buradaki herkes bi şekilde diyeceği varsa bunun hakkını veriyor.
"Özgürlük bir başkasının özgürlüğünü hiçe saymak değildir."
herhalde özgürlüğü (ne demekse) ve renkliliği savunan bir zihniyetle, özünde yasaklamak olan bir zihniyeti aynı kefeye koyamazsın. çokrenkliliği savunanın karşısında siyah beyazı isteyen, grinin tonlarını o renklilik içerisinde bulma sorumluluğuna sahiptir. renkliliği siyah beyaza çevirme özgürlüğü, özgürlük değildir.
ben sana iki uç bakış açısından iki örnek vereyim, ikisi de birbirine özgürlük tanımak istemiyor ama hangisinin insanlığa ileri doğru adım attırabileceği konusunda bi daha düşün (propaganda adamı mehmet :))
richard dawkins
ahmet mahmut ünlü
>> mezzo
Ülker bu ülkenin başbakanının açık seçik ortak olduğu bi kurum olarak diğerlerinden farklı bir yere sahiptir. baktığın her yerde ülker görmüyo musun artık. bir ajansın en büyük müşterisi haline geldiğinde o ajansın başka işlerdeki insiyatifini etkilemeyeceğini kim söyleyebilir. medyayı saymıyorum bile. böyle binlerce firma var, ama ülker hassasiyetle izleniyor, izlenmesi doğaldır çünkü yüksek inisiyatif sahibi ve cesaret verici bir etkisi vardır.
kadehime el uzatmaya gelince, ben o elin uzandığını görmek istemiyorum. uzandığında mücadele ederim demiyorum (bir kadeh içki o noktaya gelindiğinde mücadele etmeye değecek bişey de değildir zaten, mesele o noktaya gelmemek) muhtemelen etmem. ama kimse keyfime dokunmasın. oturur evimde de içerim, tahrandaki arkadaşlarımın hayatlarından hiç şikayeti yok, sadece internetteki sansür canlarını sıkıyor. mesele geriye gitmemek, yönetemiyosan yasakla bu medeniyetin kazanımlarına hiç yakışmıyor ve bunun hakim düşünce olmasını istemiyorum, ben uyarım, çocuklarım rahat etsin hesabı.
bak merve bu malzeme aklıma yeni geldi :))
Isınan kurbağa videosu
digitallunicorn (29 Ağustos, 2007 14:53 Çarşamba)Aklına yeni malzemeler geldikçe mesajı editleyeceksin sanırım :))
Ayrıca tamam bende çok renkliliği savunurum ama senin siyah dediğine başkaları renkli diyebilir, bunlar göreceli kavramlar. Anlatmak istediğim başkalarının gözüylede olaya yaklaşabilmek, sadece kendi doğrularınla bu budur dememek.Senin doğrun bir başkasının yanlışı olabilir.
Ülker yıllardır Türkiyenin başta gelen markalarından başbakanın ortak olmasıyla yapılmış bir başarı değil yani...
Reklamla siyasetin birbirinden ayrılmadığı kanısına da katılmıyorum. ( ya da bana yanlış öğrettiler veya ben o derste uyuyodum

) şaka bi yana konu neydi hatırlayan var mı :)) baya bi saptıda...
Yalçın (settar) Pembecioğlu (29 Ağustos, 2007 15:10 Çarşamba)merwe konu sapmadi, bu haberin konusu tam olarak "ozgurluk nedir, nerede baslar, nerede bitme emareleri gosterir" :)
Mehmet'in ozenle ikidir verdigi isitilan kurbaga ornegi ozgurluklerimizden yavas yavas vazgectigimizde daha buyuk degisimleri de farketmeden yasayabilecegimizi gosteriyor. Burada Ulker reklamlarinda ciplak erkege ok ama bikinili kiza hayir tavrini tutarsiz ve ikiyuzlu buldugum icin elestiriyorum ben de. Bir de aklin karsisinda dogma oldugunda olay "bakis acisi farki" kadar basit olmuyor. Biz tartisabiliyoruz ama dogmatik yapilarda tartisilmasi mumkun olmayan konular var. Ben de herkesin kendi inancini kendi kendine yasamasindan yanayim. Karismasin kimse birbirine. Universitelere turbanla girebilsin kizlar falan filan. Fakat benim kendi baskin gorusunu 2-3 yil once bu kadar acik ifade edemeyen dogmatikleri elestirme hakkim da baki kalsin ama lutfen. Ozgurluk tartisabilmek.
Siyaseti birakin reklamdan, hayatin hicbir alanindan oyle cekip alamazsiniz. 80 sonrasi kusaga oyle oldugu ogretildi ama kazin ayagi oyle degil. Yani cumhuriyet elden gidiyor tartismalarindan sikildim ben de ama dogru saptanmis detaylarla hedef kitlesi disina da sirin gorunmeye calisan markalarin ipligini pazara cikarmamiza da engel degil bu.
Konunun ozu: Ulker "herkese" urun satmak istiyor. Belli bir kitleye degil. Siz istediginiz kadar kullanmadiginizi sanin, basarili taktiklerle bir sekilde hayatiniza giriyor Ulker urunleri. Nescafe'nin hazir kahvedeki hanedanligini da Ulker bitirdi, Icim markasiyla tum rakipleri arasinda bu yilin ilk yarisi ciro artiran tek gida markasi da o oldu. Cirosu Sabanci Holding'in cirosuna yaklasan bir grup nis pazarlama yapiyor olamaz oyle degil mi? Cumhuriyet gazetesini de okumuyorum ama bu onun reklamlarini elestirmeme engel degilse Ulker'in pazarlama stratejisi de sirf dini temele dayandigi iddia ediliyor diye elestiriden muhaf olamaz.
rakunzell rakkadar (29 Ağustos, 2007 15:10 Çarşamba)üzgünüm ama, reklam ve siyaset birbirinden ayrılmaz.. ((:
digitallunicorn (29 Ağustos, 2007 15:30 Çarşamba)Üstün Dökmen'in bir yazısı vardı (burdan) belki okumuştursunuzdur...
-reklamlara bikinili kız yerine giyinik kız çıkartıyorlarmış sebebi ne acep :))
-ne olcak canım ya siyaset ya siyaset...

fair (29 Ağustos, 2007 16:39 Çarşamba)settar'a kesinlikle katılıyorum.. kimse kimseye karışmasın.. herkes özgür olsun.. dünyada barış istiyorum.
MioCaro (29 Ağustos, 2007 19:57 Çarşamba)settar tesekkurler... ancak bu kadar iyi özetlenebilirdi. kesinlikle katiliyorum.
phoenixia (30 Ağustos, 2007 00:30 Perşembe)bigunun en sevdiğim hali..:) bütün cambazlar ip üstünde ve kimse diğerini düşürmeye çalışmıyor..:)
her ne konuda olursa olsun tek tipliliği sevememiş biri olarak, "dogma" olarak kabullenilen yapılardaki tek tipliliği de sevemem... kaldı ki, sınırları ve çerçevesi genişmiş gibi görünüp de, eleştirdiği yapılardan daha saplantılı ,keskin ve değiştirilemez düşüncelerle etrafta olup bitenleri yorumlayanları görünce de irkiliyorum...
neyse tek tip diyordum; dolayısıyla piyasada tek tip ürün, tek marka şeklindeki "tekel" durumlara da kıl oluyorum..
ve de çok yerde eleştiri konusu olan "amerikan ürünlerine bağımlı durumdayız,amerika bizi içten fethetti" şeklindeki ifadeleri hatırlayarak şunu soruyor kafam..
ülke içinde kalitesi bakımından kendini kanıtlamış-bunu da eleştirmeyiz sanırım-uluslararası piyasada da türkiye'den bir marka şeklinde bulunabilecek olan bir markayı neden taşlıyoruz.. yeşil sermaye diye mi, diğerlerinin sermayesi nereden, kimden, nereden nereye...
(türkiye'nin siyasi rejimi gelen bir partiyle değişmeyecek yapıdadır.. sonuçta partiler-hükümetler- gelip geçicidir ve ne olduğunun farkında olan bir parti görevde bulunduğu süre içinde, hiçbir şekilde değiştiremeyeceği bu rejim üzerinde çalışmaktansa işini yapar... yoksa elinde ne iktidar kalır, ne de hizmet etmezse itibar... muhalefet ve eleştiri yapılırken artık biraz düzlem değiştirmek iyi olacaktır.. bence)
hah bir de..:)
mehmet (30 Ağustos, 2007 00:40 Perşembe)şöyle bi örnek geliverdi aklıma hemen pho:
bi apartmanda yaşadığını düşün ve 5 numarada oturan recep bey apartmanın basamaklarını granitten yaptırıyor, bahçesine güller dikiyor, cepheyi en güzel şekilde boyatıyor ve kapıcı hiç olmadığından daha iyi çalışıyor. ancak bu recep beyin bir huyu var, devamlı evine girip çıkan arkadaşlarına karışıyor, sevgiline gelip giderken evlilik cüzdanı soruyor.
bu recep beyi ne kadar iyi bir komşu yapar? bu tabii ki apartmana hizmetlerin değerini düşürmez ancak orayı ne kadar yaşanır kılar?
phoenixia (30 Ağustos, 2007 00:44 Perşembe)örneğindeki recep bey'in apartmanında yaşamıyorum.. bence...
:)
mehmet (30 Ağustos, 2007 01:36 Perşembe)10 sene önceki seğmenlerle şimdiki halini karşılaştırabilir, en azından ankaranın nezihliğini gözle görülür şekilde nasıl kaybettiğini anlatabilirim aslında. ancak çok kişisel hezeyana dönüşecek artık. ne demek istediğimi abartılı örneklerle de olsa anlatabildiğimi düşünüyorum.
phoenixia (30 Ağustos, 2007 01:44 Perşembe)ankara durumu hepten bağımsız.. yani melih gökçek nasıl hala orada anlayabilmiş değilim.. hani verdiğin örnekle bağlatılayayım, granit basamaklar şunlar bunlar da yok ki..
(için ferahlar mı emin deilim ama:) kendi adıma diyim, tabii ki anladım-anlamanın tasdik, pekiştirme,katılım demek olmadığıyla beraber)
mehmet (30 Ağustos, 2007 01:55 Perşembe)başımla beraber:))
bu arada trajikomik bir örnek vereyim, sakaryada bir üst geçit yaptı melih amca ve içinin her tarafı granit (bu ankara taşı fabrikasını kurmadan önceydi, şimdi granitin ne kadar büyük israf olduğunu anlatıyor) her tarafı derken, görünmeyen kısımları dahil (melih tavrı cevap: e göremiyorsan nerden biliyosun, bunların hepsi cehapeli) ve bu üst geçit hiç kullanılmıyor zira aynı yüksekliğe sahip iki örnek basamağı yok.
kağıt üstünde hizmet adamı. ciddi rakamları, ucuz numaralara karıştır konuş konuştur, çok yaşa melih başkan.
(ah yine duramamış örnek vermişim :)), iki ay ankara fazla geldi bana)
phoenixia (30 Ağustos, 2007 02:34 Perşembe)granitkomik oldu hakkaten...:)
concussion (30 Ağustos, 2007 19:26 Perşembe)Türkiye deki "elit" kısmın sürekli yabancı ülkeleri "örnek" alan davranışlarına rağmen, insanların dinini yaşamasına karışma hakkı olduğunu nereden bulduğunu henüz anlayabilmiş değilim.
Ben nasılki sana neden çıplaksın demiyorsam, sende bana neden kapalısın diyemezsin...
Türkiye Cumhuriyeti laik bir devlettir, laikliğin anlamı da kimse inanamaz değildir. İsteyen istediği gibi inanır. Karışmayın lütfen!
mehmet (30 Ağustos, 2007 19:58 Perşembe)Biz de onu diyoruz, kimse kimseye karışmasın, karışmaktan sabıkası olanlara dokunduğu sen olmadan önce tepki gösterilsin.
blogunu
wordpress.com'a taşımayı düşünür müsün mesela, altyapı olarak wordpress kullandığını gördüm zira.
hay bin kunduz, kapatılmış! neden acaba? kimden alınan cesaretle, kim tarafından?
cevap:
biri bu adamı durdursun!(içses): konu siyaset olduğunda ortaya zıplayıp ona buna ahkam kesenlerden hiç hoşlanmamama rağmen, bu haberde neden bu kadar aktif yorum yapıyorum bilemedim. belki de cevap
martin niemoeller'in pişmanlık içeren şu cümlelerinde gizlidir.
"naziler önce komünistler için geldiler, bir şey demedim çünkü komünist değildim. sonra yahudiler için geldiler ve bir şey demedim çünkü yahudi değildim. sonra sendikacılar için geldiler ve bir şey demedim çünkü sendikacı değildim. sonra katolikler için geldiler ve bir şey demedim çünkü katolik değildim. ve sonra benim için geldiklerinde ise çevremde benim için bir şeyler diyecek kimse kalmamıştı." phoenixia (30 Ağustos, 2007 23:23 Perşembe)bütünsel bakıldığında, herkesin başını önüne eğdirebilecek bir ifade.. rahip(miş) martin'in sözleri..
concussion öylece genele hitaben söylemiş sözlerini mehmet.. bence.. ;)
isteklere, beklentilere bakıldığında kimse diğerinden farklı birşey söylemiyor ki..
o içses de yankı mı yapıyor nedir..:)
tiryaki (31 Ağustos, 2007 00:53 Cuma)sunny den geriye gidersek; unilever in magnum u kadınların yegâne vazgeçilmez tutkusu yaptığı bir sırada, cornetto'yla aşkları erittiği sırada ülker roko da okları izletip yatak odasına değil sadece sıradan bir manga partisine götürüyordu. ülker çizgisi budur, unilever çizgisi budur, durex budur, ok budur. kaldı ki ülker hâlen daha koca koca bütçeleri harcayıp aile şirketi fanusu içerisinde işler yapan kurumsal bir şirket. aile şirketlerinin bir çoğu da paranın gerçek gereklerine duygusallık karşıtırarak işleri berbat etmekteler. ülker de öngörülerimce berbat olacak. ateşsuyu etc. (bilalbal' a kadar okudu)
Imagination (31 Ağustos, 2007 01:18 Cuma)tiryakinin yazdıklarını okuyunca
şunu hatırladım ve bi kez daha okuyup güldüm; ama 1 ve 15 numaralı entrylere... hani konuyu dağıtmak/sulandırma gibi olmasın ama bunca ciddi ve önemli diyaloğun ardından belki biraz kafaları dağıtmak için iyi gider diye düşündüm...
mehmet (31 Ağustos, 2007 04:43 Cuma) eylem___x (01 Eylül, 2007 01:47 Cumartesi)sadece yavaş yavaş geliolarrr biz özgürlük hakkını kimsenin elindne almıyoruz ama bu reklamda gizli amaçlar var
eylem___x (01 Eylül, 2007 01:49 Cumartesi)ama bşzlkerde hakettik seçim zamanında olmayanlar ben değl tabi kadın ikinci planda adam güneşini yakalasın kadında güneşiyle kavrulsun
Yorum yapmak için
- sisteme
kayıt olabilir,
- Bigu üyesi iseniz ana sayfadan
giriş yapabilirsiniz.