Yorumlar
fatih (indianropetrick) gül (18 Eylül, 2008 22:54 Perşembe)Kullanılan font yüzünden dini filmmiş gibi algıladım okumadan. İçinde bulunduğumuz ay nedeniyle olsa gerek.
fatih (indianropetrick) gül (18 Eylül, 2008 22:56 Perşembe)Namık Kemal Sarıkavak Atatürk'ün elyazısını dijital ortama geçiriyordu. Keşke Mustafa da kendi el yazısıyla olsaydı.
nagehan (19 Eylül, 2008 10:33 Cuma)tüylerim diken diken oldu..hiç bir önyargı göstermeden açtım haberi,ilk satırdan itibaren eridim resmen..
byparlak (19 Eylül, 2008 10:48 Cuma)Can Dundar harika bir yazar zaten. Filmi merakla bekliyorum!
rakunzell rakkadar (19 Eylül, 2008 11:02 Cuma) ankaralı bir ekibin yaptığını düşündükçe içime su serpiliyor, ankara'da hayat azcık olsa dahi var diyorum.
tanıtımı da gayet başarılı buluyorum.
ama keşke birkaç afişle piyasaya çıksalar..
son yorum: atatürk hayatta olsaydı bu müzikleri çok severdi.
big mac (19 Eylül, 2008 11:05 Cuma) font font font bende takildim fonta
Aydın (tetanoise) Gürer (19 Eylül, 2008 11:23 Cuma)çok heyecan verici...can dündar bide yanına küçük bi kitap yazıp bunu kolleksiyon dvdsi olarak sürerse şahane arşivlik bi eser olur...evet font biraz (özellikle F'de) sorunlu...
MioCaro (19 Eylül, 2008 11:53 Cuma)Atatürkle ilgili, güçlü bir anlatıma ve daha önemlisi ucuz durmayan iyi bir görüntü yönetimine sahip bir filme ihtiyaç vardı.
Teaser daki 3Dler acaba filmin içinde de var mı?
Afişin tipografisinde herhangi bir sorun yok bence. Atatürkün imzası olması veya kendi yazısı başka bir şeylerin referansı olurdu ki filmin senaryosu böyle bir bakış açısını barındırıyor mu bilemiyorum.
not. Nurseli İdiz'e makyaj yapıp oldu işte atatürk diye film çekiyormuş birileri. çekenlerin ciddi görme sorunları var. bu kadar mı kötü makyaj olur? hadi makyaj leş gibi bari postta bişeyler yapın o da yok. ve kadıncağız hiç mi aynaya bakmamış ya olmadı ben benzemedim hatta alakam yok diyememiş anlamadım doğrusu.
MioCaro (19 Eylül, 2008 12:26 Cuma)öyle bir kopyaya dayansa yine iyi bir önyargıyla bakardım ama cate nereee nurseli nereee? bir de sinema makyajı görsel efekt denen şeyler var henüz çok yakın arkadaş olamadığımız :)
kopya çekip, deneyip defalarca bir de çalışıp ve çalışıp sonra da çalışıp, üstüne biraz daha çalışınca (dünkü açılış konuşmasından alıntı yapıyorum ben de, usta filminin yönetmeni bahadır karataş'ın) olabilir belki birgün. ama kopya çekip nasılsa gider köpeksiz köyde diye ortaya çıkmaları hiç hoş değil bence.
Alp (pimoka) Esin (19 Eylül, 2008 20:08 Cuma)dün akşam haberlerinde nurseli idizin ergenekon soruşturması çerçevesinde tutuklandığını duydum bu durumda proje hala devam ediyor mu yoksa aynı rol için başka bir kadın mı bulacaklar :)
sadi (su geçirmez balık) tekin (20 Eylül, 2008 00:08 Cumartesi)nurseli idizin gözaltına alınmasının nedeninin, filmin cumhuriyet mitingleri gibi bir etkisinin olmasını dilemesi olduğunu duydum bir ropörtajında.
cemgul (20 Eylül, 2008 01:02 Cumartesi)Bu kadar özel bir hikaye, emek ve araştırmaya uyduruk handycamle çekilmiş bir film ne yazık. Abuk subuk filmlere para veren Kültür Bakanlığı verseymiş milyon dolarlari, 35mm çekip post prodüksiyonu da en iyi stüdyolarda yaptırsalarmış, bütün dünyaya dağıtılsaymış nedir yani? Konu Atatürk yahu hala para ve bütçe yok falan çok ayıp bişey çok. Ne işe yarar bu ki bu devlet Atatürk filmine destek çıkmıyorsa. Hadi devlet terelelli diyelim, müthiş işadamlarımız lafa gelince canım Atatürk kanım Atatürk, e hadi filmini çekelim deyince, ay valla para yok işler kesat mı? Can Dündar'ı çok takdir ediyoruz, gidip zevkle izlicem filmi ama sırf yapmış olmak için düşük bütçeyle amatör biçimde kotarılacak bir hikaye olmamalıydı bu Mustafa.
meriç (zalambodont) kara (21 Eylül, 2008 10:49 Pazar) İlk baktığımda "Can Dündar yine Atatürk üzerinden prim yapmaya çalışıyor, yine sömürü vantuzları açılmış" sandım ancak, fragmandan sonra önyargım bir nebze gitti.
Volkan ATAY (21 Eylül, 2008 15:05 Pazar) "Pastadan pay almak" kavramının doğrusu aslında "Pastaki Hakedilen Pay" dır. Payına düşen dilimin büyüklüğünü sen belirlersin. "Sinema Endüstrisi"ni dünyada bir pastanenin vitrinine benzetecek olursak; Hollywood bu pastanenin ortağıdır. Türkiye'de ise durum ekseriyetle doğumgünlerinde yenilebilen, "adam başı" hesabına göre alınan, pastırma keser gibi traşlanan ince dilim "yaş pasta" lardan hakkımıza düşeni bekleme sürecindedir. İstanbul bu mizansende doğum günü kutlanan haneye karşılık gelirken. Ankara doğumgününü kutlamayan komşunun evine tekabul etmektedir. Uzun lafın kısası bir bütün olarak "Dünya Sinema Endüstrisi"nden pay almak için pastayı ciddiye almak zorunludur.
"Mustafa" filmine gelince; anladığım kadarıyla bir belgeselden değil bir sinema filminden söz ediliyor. Öncelikle; deneyimleri ve uzmanlığı belgesel alanında ihtisaslaşmış bir ekip olarak sinema için kollarırnı sıvayan Can Dündar ve ekibini cesaretlerinden ötürü tebrik ediyorum. (Her ne kadar "Ulu Önder" edebiyatının ticari bir platforma dönüşmesinden rahatsızlık duysam da)
Fakat kafamdaki bir soruya bir türlü cevap bulamıyorum. Sanat Yönetimi bir prodüksiyonun, muhattaplarının önyargılarını kıran tek ve yegane silahıdır. Beraberinde çok zamanlı bir sanat eseri yaratabilmenin temel bileşenidir. Ekibin içinden eli Photoshop tutan birine emanet edilemez. İşte cevap bulamadığım soru da tam olarak bu; daha "Pre Launch" (Ön Lansman) sürecindeki bir prodüksiyon görünen parçalarından dahi başarısız sanat yönetiminin kokularını etrafa verebiliyorken. Ne hakla pastaya tabak uzatabiliyorsunuz? diye sormak istiyorum...
Yorum yapmak için
- sisteme
kayıt olabilir,
- Bigu üyesi iseniz ana sayfadan
giriş yapabilirsiniz.