Yorumlar
nick (07 Nisan, 2006 15:24 Cuma)
Cirkinlikte ve gorgusuzlukte sinir tanimayalim. Allah cezasini versin bu urunu yapan sivrizekalilarin. Daha agir konusacaktim ama neyse.
alisureyyatorun (07 Nisan, 2006 15:51 Cuma)hahaha :D yerinde bi soz ettin nick :D
ix (07 Nisan, 2006 16:17 Cuma)valla bizim altın klozetten sonra mutfağa iyi gidecek bu buzdolabı...
kirmizi77 (07 Nisan, 2006 17:18 Cuma)çok mu lazimmis bu şimdi???
alisureyyatorun (07 Nisan, 2006 17:38 Cuma)nedir anlamam. elmas islemeli cep telefonlari efenim 24 ayar altin suslemeli barbie bebekler. millet afrika'da acliktan geberiyor. bunlar neremize elmas taksak diye hala k.çlarını kasıyorlar.
madem yapiyorsun urunu bari satarken parasinin tamamini bi hayir kurumuna bagisla faydali bisey yap.
sadi (su geçirmez balık) tekin (07 Nisan, 2006 17:49 Cuma)yapmayın arkadaşlar. bunlar nasıl yorumlar. o zaman ferrari de fabrikayı kapasın. lüks konutlar da yapılmasın. vs. vs. sadece lazım olan ürünlerin olduğu bir dünya nasıl olurdu bi düşünsenize. ya da kendinizi ele alın. hiç mi fuzuli harcama yapmıyorsunuz. mesela tabağındaki yemekleri, bunları bulamayanlar da var diye bitiren, sevmediği yemeği yaptı diye annesine söylenen ya da sofradan ekmeğini bitirmeden kalkan hiç mi kimse yok? bence bu bahsettiğimiz şeyler farklı farklı tartışmaların konuları.
adamlar yaparlar alan alır almayan da afrikadaki açlara bağışlar bedelini.. nasıl çözüm? :))
Yalçın (settar) Pembecioğlu (07 Nisan, 2006 18:02 Cuma)ali, coşmuşsun :)))
Arkadaşlar, aşırı tepki gösteriyorsunuz.
Örnek olarak Apple'a verdiğimiz para Steve Jobs'u -ve büyük hissedarları- zengin ediyor. Onlar da paralarını ne yapacaklarını bilemeyince bu tip ultra upmarket ürünler devreye giriyor.
Açlara gelince; bu bir oran meselesi. Sen o adamın servetinin bir bölümünü hayır kurumlarına bağışlamasını bekleyebiliyorsun ama kendi maaşının ufak bir kısmını bağışlamak istemezsin. 100 milyon dolarım olsaydı Vertu marka telefonları kullanmak isteyebilirdim. Olaya gereklilik penceresinden bakarsanız mesela dünyada pırlantanın bu kadar önemli olmaması gerekir.
Swarowski çok akıllı bir marka. Bir süre önce ilk olarak giyim sektörüne soktu kristallerini. Şimdi de beyaz eşya yapmış ve çok da dikkat çekici olmuş. 1 milyon avroya otomobil olacağını kavrayabiliyor da zihinlerimiz, kristalli buzdolabını mı kavrayamıyor?
alisureyyatorun (07 Nisan, 2006 18:46 Cuma)eh burda yaniliyorsun settar. kanserli cocuklara umut vakfinin bir reklam filmi var yetisir ise 23 nisan da yayina gircek insallah reklamin tum post produksiyon isini ustlendim tek kurusta para almiycam. para bile vermesem de adamlarin reklam isini yapiyorum.
onlar bu tip urunler kullanabilirler. ben urunu kullana degil yapana karsiyim. onu yapana kadar faydali bisey bulsun. buzdolabini pahali taslarla suslemek pek akil kari degil. hirsiz girse ilk alacagi sey buzdolabinin kapagi olurdu heralde.
kullanani ise desteklerim ama odedigi para gercekten yararli birsey ugruna harcanacak ise. yoksa ben de isterim kullandigim mouse un tamamen elmas ile kapli olsun.
istediginizi kullanmak da almak da serbest siniz. benim butun kinim uretene.
sadi (su geçirmez balık) tekin (07 Nisan, 2006 18:55 Cuma)ama arz talep meselesi alicim bence. kimse almazsa, zaten onlar da yapmaz. ha sen paran varken almakta özgürsen onlar niye yapmakta özgür olmasınlar ki. bence daha rahat düşün. o pırlantaları çıkaran madenlerde çalışan, pırlantaları işleyen, buzdolabını imal eden o kadar adam ve ailesi de bu işten para kazanıyor.. bence kimseye kin duyma sen. her koyun kendi bacağından asılır..
bu arada bu duyarlı davranışını da takdirle karşılıyroum kendi adıma. yayınlandığında da grurla seyredicem. sevgiler.
Yalçın (settar) Pembecioğlu (07 Nisan, 2006 19:04 Cuma)ali sana helal olsun diyim o zaman :) yaptığın gerçekten çok güzel bir şey...
Yine de mantığını anlamıyorum. Serbest piyasa ekonomisinde herkes istediği ürünü üretebilir. Üstelik bence bu buzdolabı zevksiz ve çirkin de değil :) Kristal pırlanta gibi pahalı bir ürün olmadığı için çok çok pahalı olduğunu da sanmam. Kin duymayı hakedecek bir iş değil bence yani.
nick (07 Nisan, 2006 20:25 Cuma)Kimse inkar edemez kapitalistin onde gideni oldugumuzu. Bu kapitaist duzen olmasa, biz tasarimcilar ve siz reklamcilarin ac kalmayacaginida kimse inkar edemez.
Benim kizdigim nokta, zengin tuketiciye luks urun alternatifleri sunulmasi degil, bunun sunulus seklinin sigligi.
Ferrari milyon dolara araba satiyor, nedenini hic dusundunuz mu peki, yada Ferrrari ye bu isin kaca maloldugunu, Araci 300 bine de satsa belki gene kar eder Ferrari. Bu falzadan ucreti parasi olan, bir nevi sanata veriyor, tasarima veriyor. Ferrari ve benzeri urunlerin tarihsel gecmisinin olaya kattigi duyguya veriyor. Bir nevi tutkuya para verir bu insanlar, tutkulu insanda hayattan zevk alan anlayan insandir.
Lafi dolandirmaya gerek yok, bir urune altin kaplama yapip yada boydan boya elmasla dosersen, bela okurlar adama.
Bu kadar sig bir mentalite olabilir mi? Bir de bahsi gecen urun buzdolabi, piyasada ki diger luks tuketim mallarini dusunun bakalim, kiyaslayin onlarin hayatimizdaki pozisyonlariyla. Daha uzuun uzun yazarim anlayaman olursa.
Eger zengin ama bilincsiz insanlar olayin sanat kismindan bu kadar yoksun sekilde alisveris yapiyor olsa idi, (bkz:Ortadogulular ve Araplar) O zaman tasarimcilar yumrugumm kadar elmaslara ip gecirip satarlardi millete boynuna taksin diye. Ama oyle degil iste kazin ayagi, ronesans gormus batililarin zenginleri daha doludur, kulturludur, daha bilinclidir. Bu urunude Araplardan baska kimin alacagini merak ederim. Bu arada Gorenje markasinin menseine bakinca da, slovak olmasida sasirtmadi beni. Malum rus ve slav insanlarinin son 30 yildaki yasaddigi maddi sorunlar, ve kapitalizme girisleri ile birlikte herseye ac, kultur ve bilincten uzak bir toplumun ortaya cikisi....
Serbest Piyasa demissiniz, buna da eyvallah, bi ustteki paragrafta cevabini verdim zaten bunun. Bu arkadaslarin hedef kitlesi belli malesef gunumuzde denyo cok. Bu insanlarin elindeki parayi alabilmek icin gozunu kirpmadan yanlis yapiyor herkez.
Sonuc olarak bu tutkudan ve sanattan uzak tasarim seysi, gorgusuzluktur kardesim, para verip alan gozume gozukmesin, tasarlayip ureteni allah bildigi gibi yapsin.
bella donna (07 Nisan, 2006 21:00 Cuma)ya üzgünüm ama vikicim benim bu durumda diyebileceğim tek şey yazık değil mi bu settar'a da? habire böyle göndermeler 8) sen her şeyin en güzeline layıksındır elbette ama yani.... ehehehehehe
gandy.phoebus (08 Nisan, 2006 01:47 Cumartesi)bazı pasajlara kısa kısa ukala cevaplar yetiştirmek istiyorum. umarım bir sakıncası yoktur :)
"sadece lazım olan ürünlerin olduğu bir dünya nasıl olurdu bi düşünsenize"
kişisel fikir: gayet güzel olurdu. dengeli yorum: 'lazım olma', 'ihtiyaç', son derece göreceli kavramlar. dahası gerekli/gereksiz diye ayrım yapmak, ahlakçı, dolayısıyla da tehlikeli bir yaklaşım. dolayısıyla, aşırı ve hayali modeller üzerine spekülasyon yapmak yerine, bugünü, bulunduğumuz dünyayı, belki de değer ve prensipleriyle önceliklerini değerlendirerek, bu ürünün 'yerini' ölçmeliyiz...
"onlar da paralarını ne yapacaklarını bilemeyince bu tip ultra upmarket ürünler devreye giriyor"
önce paralarını değerlendirmeyi neden bilmiyor olduklarını sorgulamalı. gidip bağış yapsın, iyilik timsali olsun demiyorum; parayı 'zekice' kullanmak varken bu tip ürünlere yatırmayı ahmaklık olarak görüyorum. bu, görgü/kültür/birikim faktörlerinin dışında, bilinçle, sorumlulukla, belki de kabiliyetle alakalı birşey. kısacası bu tür ürünleri satın almak nasıl doğrulanabilir göremiyorum.
"kimse almazsa, zaten onlar da yapmaz"
klişe sayılabilecek bu liberal argümanın yetersiz olduğunu düşünüyorum. aramızdaki reklamcılar, tüketicilerin her türlü ürün/hizmet/fikri almaya teşvik edilebileceğini rahatlıkla söyleyebilirler sanırım. bu durumda arz-talep ilişkisi iddiası saf ve indirgeyici kalıyor. ayrıca bu iddianın tersi "yapan olursa alan da olur" da aynı derecede savunulabilir geliyor.
"o pırlantaları çıkaran madenlerde çalışan, pırlantaları işleyen, buzdolabını imal eden o kadar adam ve ailesi de bu işten para kazanıyor"
karikatürize bir biçimde: çinli çocukları çalıştıran nike da aynı argümanı savunuyor. detaylı bir açıklamayla: çokuluslu şirketler, sosyal dampingle sömürdüğü üçüncü dünya ülkelerinde canlı bir pazar yarattıklarını, eğer onlar olmazsa hepsinin açlıktan kırılıp sefalet içinde kalacağını iddia eder. ayrıca bakınız: zamanında avrupa sömürgeciliğinin iddiası da, "ana maddelere karşılık medeniyet verdikleri" yönündeydi...
"bu kapitaist duzen olmasa, biz tasarimcilar ve siz reklamcilarin ac kalmayacagini da kimse inkar edemez"
bu bana şunu hatırlattı: "If you as a designer don't remember that design is about creating things that makes peoples lifes better, then you are a part of the problem, not the solution." -Richard Seymour, Dick Powell
"bu urunu de Araplardan baska kimin alacagini merak ederim"
listeye mtv'de falan gördüğümüz kimi ünlülerle başlayabiliriz. bence genetik veya kültürel belirlenim sözkonusu değil; zengin ve aynı zamanda son derece kültürlü bir 'wasp' da bu ürünü alabilir, alsın da, almalı da! ;)
alisureyyatorun (08 Nisan, 2006 19:33 Cumartesi)urunun tasarımı ve islevselligi vs. kismi icin lafim yok. benim kizdigim iki tane pahali tasi buzdolabina dizip gereksiz yere gosteris yapmak. buzdolabini yapana ya da o taslari cikarana da lafim yok. benim kizdigim taslari dizmeyi akil erdiren sivri zekaliya. ben cok gereksiz buluyorum sahsen.
onun disinda reklami hazirladigim vakif icin sizinde katkida bulunmaniz benim icin en buyuk mutluluk olur. reklami izleyin ya da izlemeyin onemli olan ihtiyaci olanlara yardimci olmak. reklamin yauyina girecegi tarihlerde istanbul da cesitli yerlere bagis kampanyalari ve standlar koyulacak. icinizden ne geliyorsa birkac dakikanizi ayirip bagis yapmaniz onlar icin en iyisi olacaktir. unutmayin yarin oburgun sizin cocugunuzun (allah korusun) basina da gelebilir. o yuzden herkesi hassas olmaya cagiriyorum.
Erman Sinan (10 Nisan, 2006 08:57 Pazartesi)neden kızıyosun Ali valla anlamadım :) Düşün elmas küpe satmasalardı bende elmas küpe almazdım. ha kalkıp orda durması bişeyi etkiliyormu? etkilemiyor sonucta ben görmüyorum bile ama sana nasıl diyip kendi kendin haz alıyorsun. aynı bayanların iç çamaşırlarını aldıkları gibi. cıkıpta milyonlara gostermiyorlar ama en güzelini almak istiyorlar cunku kendi tatminkarlıgını gideriyorsun. E benim trilyonlarım olsaydı bende alırdım bu dolabı. sende gelir içinden kola filan içerdin :)
Erman Sinan (10 Nisan, 2006 09:03 Pazartesi)Elmas küpem filan yok ha saldırmayın banada :) Örnek verdim sadece.. aaa banada saldırırsınız filan "millet ac sen küpe alıyorsun" diye aman aman...
snt (10 Nisan, 2006 12:21 Pazartesi)Bu tip ürünler satış ve kar için değil, repütasyon ve gündem yaratma amaçlı olarak tasarlanır. Zaten kitlelere pazarlanmazlar, kısıtlı sayıda üretilip boy gösterisi için 3 tane rapçiye, 2 tane yönetim kurulu üyesine, 3 arap prensesine ve Berlusconi'ye satılırlar/hediye edilirler. Ancak karşılığında medyada muhteşem yer bulurlar, tüm tasarım dergileri onlardan söz eder, iki tane ünlü "ay çok güzel" der ve böylece halk markaya hayran olur ve standart ürünlerin satışı artar. Aslında çoğu zaman yaptıkları çok da ayıp bir şey değildir, çünkü bunu yapmak yerine yapacakları reklam filmine daha çok para ve daha çok emek gidecek ve sonuçta da aynı işe yarayacaktır.
O yüzden korkmayın, gerçek dünyada yaşayan gerçek ürünler değil bunlar. Milano Moda Haftası'nda podyuma çıkan o acaip elbiseler gibi...
Nilüferr (11 Nisan, 2006 21:15 Salı)kroyum ama para bende :) ister ferrarime takarım ister buzdolabıma " demek istemişler gibi bişi gibi bişi bişi :)
Yalçın (settar) Pembecioğlu (11 Nisan, 2006 21:23 Salı)Lara Croft işli X-Box

Buyrun buradan yakın o zaman :)
Bu 43.000 taşlı ve 11.000 dolar değerindeki özel yapım X-Box, Alman X-Box pazarlama bölümü tarafından hazırlanmış ve son Tomb Raider oyununda promosyon olarak bir oyuncuya verilecekmiş.
nick (12 Nisan, 2006 00:50 Çarşamba)Yaw settarcigim iyi hos diyorsunda, ayni kategori degil ki.
Yani birseyin arz talebinin pozitif olmasi onun dogru oldugu anlamina gelmiyor malesef.
Birde su ustteki playstationda yapilan olayda bile alti daha dolu bir aktivite var. Zanaat var, iscilik var. Lara croftun hastasi olan bi velet koleksiyon babinda saklar. Ha gereksiz eyvalah ama, snt nin yazdigi alttan alttan medyatik olma reklam yapma olayina cok daa uygun bir ornek bu. Ama bizim buzdolabi orneginde ters tepebilir bu promosyonal hadise. Cunku olayin eylem olarak cezbedici tek bir tarafi yok. Hani fikir? hani sanat? hani iscilik? hani kalite?
alisureyyatorun (13 Nisan, 2006 01:31 Perşembe)buzdolabi: cok gereksiz
xbox: zevksiz
ipod: sakat
yaziktir sunlari su hale cevirmekte kaybedilen zamana, paraya. birsey gercekten islevinin disina cikinca olmuyor kardesim. zorlama oluyor. kotu oluyor. alip vitrine koyuyorsun yillar sonra dede olup torunun raftan indirip on parca ediyor aleti. yazik :D
hic unutmam babamin ve annemin ta buyuk buyuk dedelerimden kalma antikalarini sergilenemez hale getirmistim ordan biliyorum :D
yaptigim tek kolleksiyonluk raf sergim original dvd lerden olusma.
Yalçın (settar) Pembecioğlu (20 Nisan, 2006 23:39 Perşembe)Blink blink haberlere devam :)
Bu takı da Monte Carlo pistinin krokisine göre hazırlanmış bir ziynet...

alisureyyatorun (21 Nisan, 2006 03:52 Cuma)neremize takacaz bunu :D kolye niyetine mi olaki?
alisureyyatorun (24 Nisan, 2006 02:45 Pazartesi)calistigim tv reklam ile ilgili sponsor sorunlari yuzunden yayin tarihi mayis-haziran gibi bir tarihe kaydi. 23 nisana yayina girseydi cok daha etkili olurdu. :(
Yalçın (settar) Pembecioğlu (24 Nisan, 2006 09:05 Pazartesi)Hay allah... Umarim kisa zamanda yayina girer. 23 Nisan'in kacmis olmasi gercekten uzucu olmus.
alisureyyatorun (24 Nisan, 2006 15:44 Pazartesi)evet cok kotu ve uzucu oldu. baska vakiflar cok etkili kampanyalar duzenleyip bir suru gelir elde ettiler. bizim vakif biraz pasif kaldi. sanirim 19 mayisa hazirlanacagiz. gerci 23 nisan daki kadar etkili olmasa da yine de insanlarda bir uyanisa sebep olur diye dusunuyoruz.
bu arada bugun vakiftan adima tesekkur belgesi hazirlamislar fakulteden bugun teslim aldim cok hosuma gitti. vakifa da ayrica tesekkur etmek istiyorum boyle bir kampanyada bana gonullu olarak calisma olanagi sagladiklari icin.
alisureyyatorun (24 Nisan, 2006 15:45 Pazartesi)bu arada simdiden KACUV vakfini destekleyen ve destekleyecek olan biguculara da tesekkur etmek istiyorum.
snt (05 Mayıs, 2006 11:14 Cuma)Peki buna ne demeli: Fiyatı 660 avro'dan başlayan beyaz altın üzerine pırlantalarla bezeli iDiamond kulaklık mücevheri. Yarı fiyata aldığınız iPod'unuz için...

sadi (su geçirmez balık) tekin (05 Mayıs, 2006 11:32 Cuma)tabi bu kulaklıklar yarı fiyatına aldığımız ipod için değil di mi snt? :)) 12.495 dolar değerinde bir iPod Nano 4GB için olabilir.. (bkz. az yukarısı)
Erman Sinan (05 Mayıs, 2006 11:50 Cuma)ipod olsun çamurdan olsun haha :) (elmasta olabilir)
alisureyyatorun (05 Mayıs, 2006 22:47 Cuma)napcaz bunu (yine) neremize takcaz :D
snt (06 Haziran, 2006 18:26 Salı)Sevgili buzdolaplarımızdan beş adet üretilmiş ve satışa sunulmuş. Bu 5 dolabın 4'ü satılmış bile. En sonuncusu bir Rus milyonere $110.000 bedelle satılmış.
Ancak Bigucular için iyi haber şu: Satılmış olan 4 tanenin üçünün (Rus milyonerinki de dahil) gelirleri yardım kurumlarına gitmiş. Sonucusu da yine bir açıkartırma ile satılacağından muhtemelen onun da geliri iyi yere gidecek.
5 taneden sadece bir tanesi Harrod's mağazasında ve ismi bilinmeyen birine satılmış durumda. (
Haber kaynağı)
Yalçın (settar) Pembecioğlu (06 Haziran, 2006 18:43 Salı)ali, sana gözün aydın dedim ama, aşkım Viki'm, sana kötü haberlerim var, çeyizimize alamıyor görünüyoruz bu buzdolabını :( Açık artırma için bütçemiz yok ne yazık ki...
sakinhalim (06 Haziran, 2006 18:55 Salı)o rus milyoner benim aslında arkadaşlar..o aldıım buzdolabını da viki ve settara hediye ediorum hemen şu an aldıım bi kararla

güle güle kullanın..kullandıkça kaç para verdiimi hatırlayın..dikkatli kullanın taşları düşmesin..
Yalçın (settar) Pembecioğlu (06 Haziran, 2006 23:17 Salı)sakin cok tesekkur ederiiiiiz! :) Askim kooos, mucevheratli buzdolabimiz olduuu!
sakinhalim (06 Haziran, 2006 23:59 Salı)rica ederim efendim..hem biguya yeni geldim eli boş gelmek olmasdı..
alisureyyatorun (07 Haziran, 2006 17:34 Çarşamba)simdi 110000 dolarin icine aksamdan kalma pilav'i, yarim sise icilmis sutu ve kokmak uzere olan bir rosto'yu koyacaklar. sonra ici zamanla buz tutacak karlanacak efenim bakteriler kol gezecek. 110000 dolar yavas yavas yok olacak.
yazik :P.
Aygül Pembecioğlu (08 Haziran, 2006 01:45 Perşembe)ay ay artık lazım oldu mu küpe, yüzük kolye setlerini de buzdolabından söküp aranjman şekline yaparız :) Teşekkürler sakin 1 tanesin ;)
sakinhalim (08 Haziran, 2006 16:11 Perşembe)ne demek ne demek..set falan lazım olursa (ki olur) onları da hediye ediveririm ben nolcak..istediğin marka ve modeli sölemen yeter..para çok..(puhaha)
nick (06 Eylül, 2006 10:52 Çarşamba)Keymat's YALOS die bir marka, panasonicten 103 inch panel alip, 130 bin dolar degerinde orasi burasi diamond a bezenmis bir tv yapmis. hani ben kilim halen daha da, bilgi dagarcigimiz seyolsun diye. Yoksa tabiki karsiyiz sevmiyoruz. heheh.

Yalçın (settar) Pembecioğlu (18 Eylül, 2006 19:41 Pazartesi)24 ayar altın kasası olan Nokia 8800 da bu eşsiz arşivimizde yerini alsın o zaman!

Erman Sinan (18 Eylül, 2006 23:35 Pazartesi) Bu 24 karatlik altin 8800 degil yalniz.
altin olanlarda elmasta olmaktadir...

Ama benim favorim Vertu dur
http://www.vertu.com/ registereduser (19 Eylül, 2006 21:38 Salı)Yanlış görmediysem bu vertu kanyonda bir mağazada vardı.
zeyna77 (19 Eylül, 2006 23:05 Salı)sana katılıyorum alisureyyatorun, çok haklısın. ama maalesef dünyada senin kadar duygusal insanlar pek fazla dğl. bana göre de çok gereksiz bir çalışma ve israftan başka birşey dğl. taşla süslenmemiş nice güzel tasarımlar var. o ürünlerin nesi var ki, gidip de sırf taşı var diye böyle bir ürünü alayım? gerçi bu ürün zevkini her şeyden üstte tutan, parayı nereye harcayacağını bilmeyen ( ya da işine öyle gelen ) insanlara göre hazırlanmış. ama olsun, yine de büyük israf

Erman Sinan (21 Eylül, 2006 00:27 Perşembe)yaw oyle israf filan demeyin onlari kullanan insanlar var hehhe :)
alisureyyatorun (21 Eylül, 2006 01:01 Perşembe)kullanan insanlarda gereksiz :P
Erman Sinan (21 Eylül, 2006 01:07 Perşembe)Sensiz gereksiz

Yalçın (settar) Pembecioğlu (21 Şubat, 2007 01:35 Çarşamba)Bakiniz Swarowski kristalleri rujlarimizi da suslemis:
Buradan
Swarowski'li tuvalet kagidi ciktiginda bu haberi kapaticam sanirim. Son noktanin o olduguna karar verdim.
kurtyiyenkırmızıbaşlıklıkız (21 Şubat, 2007 07:56 Çarşamba)tuvalet kağıdı mıı , bu konu kapanmaz o zaman :))
buzdolabı vs diğer ürünlere gelince de bence zevk meselesini faklı boyutlara getirmenin manası yok , parası varsa zevkine de uyuyorsa alır alan kim buna engel olabilir ki .. öyle şatafatlı şeylerle aramın pek iyi olmamasına rağmen valla buzdolabı ,tv filan benim bile hoşuma gitti , kristaller siyahın üstünde pek de şık durmuşlar niye inkar edeyim . destekleyince bunları kristallerin zamanla gözümü alabileceği ve insaniyetimden bir şey kaybettirebileceği kadar basit de değilim ,başkaları öyle düşünüyor diye öyle olcak da diilim ; yapcağım yardımı da yaparım , alır evime dolabımı televizyonumu da koyarım . ama beğenmediğim , kötü tasarlanmış gözüme hoş gelmeyen birşeye de her yeri elmastan olsa dönüp bakmam,o cep telefonlarını ipod u mesela üstüne para verseler kullanmam beğenmedim çünkü . yani demek istediğim mesele sözkonusu ürünün değeri değil ; tasarımı, onun zevkime hitap etmesi ..neticede evinin dekorasyonu da kişinin zevkine göre değişkendir , herkesin beğendiği gibi bir evde daha mutlu olacağı da bir gerçek , imkanı elveriyorsa da neden olmasın ki..
yok olmaz , ona giden parayı yararlı yere kullansa ya insanlar fikri de bana biraz sözde geliyor açıkçası yani ; birinin evinde bu dolaptan olması onun yardım yapmadığının göstergesi mi , kim bilebilir ki belki bu buzdolabını almayan ama ekonomik durumu müsait başka birilerinden bile fazla yardım yapıp yapmadığını , parasını yararlı yerlere de harcamadığını ..
iyi ki de çıkmış bu rujlar, konu güncellendi ,ben de gördüm okudum da kusur kalmadım bundan da :p
ayrıca viki nin fikri de çok güzel ; takı takı nereye kadar , hem daha fonksiyonel böylesi, bin kat daha güzel hediye işte

elifbb (21 Şubat, 2007 09:18 Çarşamba)valla başlığı pembeleşenler arasında görünce yüreğim hopladı desem yalan olmaz. bir film şeridi misali geçti görümün önünden buzdolabı ferrari vesaire ay ay aman... :)))
kristallerin neremizi süslediği değil nasıl süslediğine bakasım geliyor. bakınca da kişisel olarak hitap etmese de güzel mi olmuş ne diyesim geldi. gelince de demiş bulundum. e bulunca da toparlayarak kaçıyorum. ne kaçıcam canım bi saniye bir de şey dicektim:
swarowski tuvalet rulosu tutacağı var o olur mu? :P
Yalçın (settar) Pembecioğlu (21 Şubat, 2007 09:21 Çarşamba)Olmaz, bi tanecik kristali var. Eve sokmaz bunu Viki. Şöyle kristallerle bezeli olacak ki tuvaletimizi ışıl ışıl yapsın!
abdulaziz (creaziz) şahin (17 Ağustos, 2007 12:37 Cuma)settar, benim lafım "elmas olsun kanlı olsun" fanatiklerine, ben de kullanıyorum; kristal,çeşmi bülbül,cam vs. elmas kaplı zippolardan,vertulardan bahsediyorum.
Yalçın (settar) Pembecioğlu (17 Ağustos, 2007 12:50 Cuma)tamam o zaman diycem ama viki'ye aldigim tektasin da aslinda kanli oldugunu dusunup uzuluyorum bir yandan :/
mezzoalto (17 Ağustos, 2007 14:48 Cuma)elmas karbondur, bildiğiniz kömür yani:) yeterince sıkışıp kalınca elmas oluyor:) kristal ise camdan, yani onun bazı da kum.. üstelik ben tüm linç tehlikelerini göze alarak "o buzdolabını beğendim" diyorum.. ipod ne kadar görgüsüzce ve çirkinse, buzdolabı o kadar şık olmuş.. tabi bu benim zevkim..
bi de creaziz, vallahi inat için değil ama deli gönül çağırışımdan çağrışıma koşuyor: "diamonds are a girl's best friend":))
big mac (17 Ağustos, 2007 16:07 Cuma)settar apple i nerden buldun cikardin hemen ya nelakasi var apple la steve jobla simdi steve mutevazi bi adamdir bu arada..
kurtyiyenkırmızıbaşlıklıkız (17 Ağustos, 2007 19:08 Cuma)Evet , elmas ve kömürün birbirinin allatropu (yani ana yapıları ikisinin de aynı ; carbon . ama atomlarının uzayda dizilişleri farklı olduğundan farklı geometrik dizilime sahipler . bu sebepten de farklı özellikler sergiliyorlar ..) olması ve bir de kan filan da demişken aklıma geldi . Bizi oluşturan ana elementlerin başında da C geldiği üzere küllerimizden elmasa dönüştürülebiliyoruz . Herhalde en "kanlı"elmas da o olsa gerek . Şöyle ki yurtdışında bir firma yakıldıktan sonra kişinin küllerinden C 'yi extre edip özel yöntemlerle elmasa çeviriyor ve kaybettiğiniz yakınınızı yeni yüzüğünüz/kolyeniz/küpeniz olarak size geri verebiliyor .

Kocasını parmağında taşıyacak kadar psikopat ruhlu bir kadının var olduğunu bildikten sonra böyle buzdolabıydı ,walkman di bunlar gayet masumane düşkünlükler bence ..
Yalçın (settar) Pembecioğlu (17 Ağustos, 2007 19:16 Cuma)olmus gitmis adamdan yapilan elmas, ugrunda canlar verilmis elmastan cok daha puripak degil midir ki kykbk? organik ve ekolojik elmas da denilebilir mi hatta bu yonteme? :)
kurtyiyenkırmızıbaşlıklıkız (17 Ağustos, 2007 20:16 Cuma)Kanlı canlı insandan yapılmış olması bazında en kanlısı o bence gene de . Ama uğruna ölenlerinki ayrı tabi ; onda ölüm ve kan daha bi farklı koşullarda var ama hiç bir şekilde elmasın formülüne işlemiyor . Olaya kimyasal açıdan yaklaştım direk yani , ilk ordan görüyor gözüm ister istemez kimyanın derinliklerinde boğulmakta bi yazokulu öğrencisi olarak :)
Ama diğer açıdan da daha masum mu? evet, bence masum . Çünkü ben alırken elması (farz ediyorum yani ,yoksa zor biraz :) ) bir şeye sebebiyet vermiyorum . Halihazırda duran bir şey o , sadece alıyorum .(ve elmas , atıyorum örn. bir kürk gibi direk olarak cana malolan bir şey de değil normal koşullar altında, bir madde sonuçta.).Geçmişinde kan varsa da sebebi ben değilim o aşamada.. Ama kocamın ölümü sonrası onu usulüyle yolcu etmek varken ,ondan kendime mücevher yaptırıyorsam o elmas ve bu durum tamamen benim sebebiyet verdiğim şeyler oluyor .
Belki biraz ruhsuzca durcak bu diyeceğim ama ; herşeyin de geçmişinin , bizle henüz bağlantısı olmadan önceki peryodlarına fazla da takılmamalı . Bizim dışımızda gelişmiş şeylere takılır kalır,hatta kendimize vicdanen bi pay edinirsek , elmasa dek o kadar çok şey var ki günlük hayatımızda bile .. yok, işin içinden çıkılmaz işte o zaman ( benim 2 cümlenin sonunu bağlayamayıp , gittikçe paragraflara taşan düşüncelerimin içinden çıkamadığım gibi şu an :P )
kurtyiyenkırmızıbaşlıklıkız (17 Ağustos, 2007 21:04 Cuma)hayat kurtarıcı gelişmeler de kimyaya dayanıyor . bir hedef seçip de ordan tek taraflı bakmamak lazım . ilaçlar neye dayanıyor ? kimyadan başka birşeye mi ? .. neyse konu bu nokta değil uzatmıyayım onu ama benim ağırlıklı alanım bu ;doğal olarak ilk gördüğüm açı da o .
kaldı ki ölümleri ne ben ne de başka birinin birşeylere kimyasal yaklaşımı başlatmıyor .
materyalizmle kimyayı karıştırmıyoruzdur umarım

gandy.phoebus (19 Ağustos, 2007 13:27 Pazar)ben ölünün küllerinden elmas yapılmasını çok şiirsel, çok ince buluyorum. olaya sahiden kimyasal açıdan yaklaşıyorsak, zaten bir problem olmamalı: bir yığın karbondan bahsediyoruz sadece, kan yok, can yok, psikopat bir durum yok. eğer sembolik açıdan bakıyorsak iş değişiyor, ve ölümden ne anladığımız veya ne beklediğimize göre, farklı anlamlar yüklemek mümkün. ölüm sonrası "usulüyle yolcu etmek" (ki bunda dini veya sosyal alışkanlıklar devreye giriyor demektir), doğaya karışmasını istemekse, evet elmas yapıp mumyalamak / nesneleştirmek rahatsız edici olsa gerek. ama aynı şekilde, yeni, güzel ve sonsuz bir bedende hayat bulmak olarak da algılanabilir. bu bana gömülmekten çok daha estetik geliyor...
kısacası, bir tarafta kanlı elmas dediğimiz sömürü düzeni, başkalarının emeklerini ve canlarını yutarken, zaten ölmüş birinin karbon kalıntısını kullanmakta bir sakınca görmüyorum -sahte kürk giymek gibi bir şey :)
kimin sözüydü unuttum, "harcadığımız her kuruş, seçtiğimiz dünya için kullandığımız bir oy" gibi bir şeydi. yani bırakın elması, satın aldığımız herşeyde sorumluluk sahibiyiz. hiç birşey 'halihazırda durmuyor', bir geçmişe sahip oluyor ve onu satın alarak o düzeni onaylıyor ve destekliyor oluyoruz. hatta daha da kötüsü, satın aldığımızın değil, bundan sonra satılacak olanların üzerindeki kanda parmağımız oluyor...
sadi (su geçirmez balık) tekin (19 Ağustos, 2007 13:58 Pazar)gandicim yazdıklarının altına imza atıyorum. tam da kuyikıbakız'ın yazdıklarını okurken aklımdan geçen cevaplar bunlar idi. ufak tefek ilaveler için:
sevdiğin biri, zaten yakılmış, kül halinde kavanozda durmasındansa küpe, yüzük vs. yapıp hep yaında taşımak, beraber dolaşmak, istediğin anda ona dokuanbilmek, işin şiirsel yanı. gandinin dediği gibi ölülerini toprağa tabutsuz gömüp doğal zincire katan müslüman inanışına ters olsa da kanlı ve vahşi bir yanı yok. tabi elmas yüzük almayan kocan öldürüp ondan elmas yüzük yapmadığını farzediyoruz. zaten ölmüştü yani..
ikincisi de, elmas yüzüğün elde edilişindeki kanlı geçmişi üstlenmiyorsan, gerçek kürk de giymekte bir sakınca yok. fok yavrularının da sorumluluğunu aynı şekilde öldürenlere bırakabilirsin. iki durum arasında hiç bir fark yok. birinde insan ölüyor birinde fok, ama sen bunlara para verdiğin için ölüyorlar, geçmiş aynı kan, sorumluluk aynı..
gandy.phoebus (19 Ağustos, 2007 14:32 Pazar)ahahahah, elmas yüzük almayan kocayı öldürüp ondan elmas yüzük yapmak... çiftleştikten sonra erkeği yiyen dişi örümcekler gibi!!! :P
kurtyiyenkırmızıbaşlıklıkız (19 Ağustos, 2007 16:16 Pazar)böhühüüaa, anlamıyorsunuz beni :(
Şimdi fok-kürk ilişkisiyle elmas-insan ilişkisi aynı değil ki . fok pasif ama , hayvan kendi çapında takılıyor bir yerlerde ve manyağın teki milletin kürk keyfi için geliyor dayıyor sopayı kafasına ve öldürüyor .Tamamen pasif ve çaresiz konumda olan fok orda . Ve durum da arz talep meselesine dayalı . Evet, ben kürk alırsam sorumluluğunu paylaşıyorum .
Ama elmasa gelirsek , kan burda tamamen pasif konumda birinin değil . İrade sahibi bir varlık insan sözkonusu . Ben elmas işine bulaşmadıkça , uzak durdukça nasıl zarar görebilirim ki . Sömürü düzeni diyorsunuz tamam da ,o insanlar da bir parçası olarak o düzenin devamlılığını kendileri sağlıyor bir yerde . Onlar dur demedikçe o düzen kendiliğinden mi durur sanki . İşi yapcak kimse olmazsa , sömürenler mecburen de olsa bir şeyleri değiştirmek zorunda kalmayacaklar mı sanki...
Elmas işi sadece sömürüyle yapılabilir bir şey mi , gereklilik mi , illa birilerinin zarar görmesi mi gerekiyor ? Hayır . Şu an düzen öyle olabilir ama bu şekil olması bir gereklilik, zorunluluk değil .
Ama kürke filan gelince napılırsa yapılsın vahşet içermemesi mümkün değil , hayvana zarar vermeden yapılabiir bir şey değil çünkü.
Bu farklılıklarıyla şimdi bu ikisini aynı kefeye koymamak lazım .
Kürk-elmas sektörü ve farklılıkları anatemalı yazımızdan ,asıl çıkış noktası olan eski koca ,yeni elmas yüzük temasına döncek olursak da şu son yorumlardan sonra aslında biraz bakışım değişti gibi . Haklısınız ,alışkanlıklar ve yüklenen anlamlar bazında bakış açısı değişken olabilir orda . Benim algım da o yüzden o kadar kötü oldu belki . Ama ne biliyim bir yerde küçültmek ,saygısızlık gibi geliyor bana çok sevdiğin birini mücevherine dönüştürmek . Mücevher ne ola ki yani , insan için ne kadar önemli olabilir ki .. Ha zaten yok oluyor insan külünü saklamışın , doğaya katıştırmışın farklı mı ya gelince de çok da farklı ya da birbirinden daha az normal /anormal şeyler değil evet ama benim zaten ölüp yokoluşumuzu da ne şekilde olursa olsun kabullenebilmiş bir halim de yok henüz o da ayrı bir nokta . Sanırım bir parça da o yüzden , yüzüktü vs.ydi ile o yokoluşu unutulmaz hale getirmeye karşı gelişen antipatim. Zaten bir elden bir şey gelmeme hali , ulaşılmazlık varken her sn bu gerçeği hatırlatıcı bir şey ..Yani ruhen olduğu kadar maddesel olarak da ulaşılamaz kalmalı sanki artık .. Bilemiyorum ..
Yazarken düşününce bile içim fena oldu

mehmet (19 Ağustos, 2007 16:36 Pazar)KYKBK gülümsettin beni :)
kölelik kölelerin özgür iradeleriyle seçtikleri bir şey değil, çok daha vahşi bir düzen var orada. nelson mandela dur demeye çalışanlardan mesela, ilgilenirsen incele bence. onun dışında güney afrika'nın neden bir beyaz ülkesi olduğunu, o beyazların orada ne işi olduğunu, siyahların ne iş yaptığını, yapmadıklarında başlarına neler geldiğini de araştırmakla başlayabilirsin. bunun örnekleri sürer gider lakin yeri burası değil.
naif bakış açına minik bir not düşmek istedim.
gandy.phoebus (19 Ağustos, 2007 17:24 Pazar)deminki söz iktisatçı Ludwig von Mises'inmiş sanırım.
sevgili kurtyiyen kız,
bence de iki ilişki aynı değil, ama elmas-insan ilişkisi daha fena;
kürkte vahşet: kürk için insan hayvanı öldürüyor.
elmasta vahşet: elmas için insan insanı sömürüyor.
birinci argüman: kürk de elmas da 'gerekli' değil. bu noktada iki vahşet de kabul edilemez. ama bu yaklaşım neyin gerekli neyin gereksiz olduğu hakkında bir yorum içerdiğinden oldukça sınırlı, ikisinin de varlığını kabullenmemiz lazım.
ikinci argüman: 'gereksiz' şeylere peki, ama nasıl yaptığımız önemli. kürk elde etmenin daha az vahşi bir yolu yok, hayvan her türlü kaybediyor. ama elmas arama/işleme/ticaret üçlüsü 'kansız' yapılabilir, insan insanı sömürmeyebilir.
üçüncü argüman: sahte kürk ve sıkıştırma elmas kullanılabilir... bu vahşet sorununu çoğunlukla çözüyor. tabii eğer sahte kürkü çocuk çalıştırarak, sıkıştırma elması da nükleer enerjiyle üretmiyorsak! :D
insan irade sahibidir demişsin. kişinin içinde bulunduğu şartlar, örneğin bu bahsettiğimiz düzen o iradeyi yokeder. sürekli ezilen, baskı altında tutulan, sömürülen insan, ne yapabilir ki eğer hiç umut, hiç çıkış kalmamışsa?
irade sahibi değildir, ama sorumluluk sahibidir insan... elimi kana bulamama şansım/gücüm/imkanım olmasa bile sorumluluğunu üstlenebilirim, bilincini yaşatıp paylaşabilirim. Ursula K. Le Guin'in dediği gibi: "ayıbımızda yatar şerefimiz".
layni (19 Ağustos, 2007 18:34 Pazar)Afrika ve bazı ülkelerde elmas çıkaran işçiler eğer bu işi yapmak istemiyorsa ellerinin kesildiğini duymuştum ve sadece 1 karat için 250 ton toprak kazıldığını okumuştum. hatta bu ülkelerde sırf bu yüzden iç savaş bile çıkıyormuş.
layni (19 Ağustos, 2007 18:43 Pazar)www.strasbourgcurieux.com/fourrure
kürklerin nasıl yapıldığını da burdan izleyebilirsiniz tabii dayanabilirseniz:(
mehmet (19 Ağustos, 2007 22:34 Pazar)aşırılıklar değil de, aşırıkların dengesiz dağılımı demek daha adil geliyor bana bu önerme için. aşırılıkların pozitif etkilerini gözardı etmemek lazım. onlar olmadan hayat çok tatsız olurdu. ilham alabilmek için uçlardan ve uçtakilerden korkmamak lazım.
tiryaki (18 Haziran, 2008 20:20 Çarşamba)settar ın bi yorumu vardı, dünya dünya olalı değerli ürün oluşturmak onları parlak taşlarla süslemek kadar banalleşmemişti gibisinden. bulamadım o yorumu bir saattir. şunlar da idiamond kulaklıklarmış. 6400 $ lık fiyatlarıyla zengin kulağı süslemekteymişler. hani küpe niyetine takılabilir aslında...
http://www.luxuo.com/2008/06/6400-sound-of-luxury-idiamond.html Yalçın (settar) Pembecioğlu (18 Haziran, 2008 23:53 Çarşamba)tiryaki, iyi hatirlattin. foto cekmistim ama unutmustum eklemeyi. haber yaptiktan 2 yil sonra da olsa bu dolap artik turkiye'de. almak icin para biriktirmis bekleyen bigucanlara duyrulur! :)

Yorum yapmak için
- sisteme
kayıt olabilir,
- Bigu üyesi iseniz ana sayfadan
giriş yapabilirsiniz.