- 41?29!, Junior Sosyal Medya Uzmanı ... (1/8)
- iGOA, New Business Developer arıyor... (2/8)
- Wanda Digital, Actionscript Develop... (3/8)
- Voden’de çok iş var! (4/8)
- Pixelplus Interactive, Jr. Dijital ... (5/8)
- 41?29!, mobil pazarlama uzmanı ya d... (6/8)
- Project House kendine hakim olamayı... (7/8)
- Eggrobot Seni İstiyor! (8/8)
Turkcell Tavuğu ve Recep İvedik
Alametifarika'nın reklam mottosu etki yaratmaktır. Bunun en kolay ve başarılı yolu olarak da ünlü kullanımını özellikle Turkcell markası için tercih ederler. Yine stratejiyi bozmamışlar ve sinema tarihimizin en büyük bombalarından biri olan Recep İvedik karakterini Turkcell tavuğuyla birlikte oynatmışlar. Şahan Gökbakar'ı D-Smart reklamlarında ve Garanti reklamlarında izlemiştik daha önce ama bu kadar ünlü olmuş karakterini canlandırdığı bu filmler bana daha komik geldi.
Sırasıyla meraklandırıcılar (teaser) ve ana film "Psikolog":
Künye:
Reklamveren: Turkcell
Reklam Ajansı: Alametifarika
Yaratıcı grup: Uğurcan Ataoğlu, Yasemin Sümer, Kerem Kanık, Cem Akar, Özgür Atamer, Can Erdoğan, Seden Padir
Prodüksiyon ekibi: Sertuğ Alptekin, Yağız Bak, Ediz Alptekin
Yönetmen: Sinan Çetin
Prodüksiyon şirketi: Plato Film
Bunlar da çekimlerden görüntüler:
Kategoriler: reklam
Etiketler: turkcell, alametifarika, recep'in tavuğu, recep ivedik, tarife, plato

04 Temmuz, 2008 16:00 Cuma
| Paylaş |
telsim vodafone olup, bambaşka bir duruş tavır ve söyleme bürününce, avea telsimleşmişti.. turkcell lider olmanın verdiği rahatlıkla daha spesifik hedef kitlelere çalışıyordu anladığım kadarıyla, ama yine de klasını çok bozmadan, vodafone kıvamında değilse de.. şu reklama bakınca anlıyorum ki turkcell de fena halde telsimleşiyor.. ayh ne diim, recep'ten de tavuk'tan da daral geldi be.. ben bu recebi hiiiiç yakıştıramadım turkcell'e..
Ünlü birini reklamda oynatmak bence herzaman kolaya kacmaktir, hele o ünlü kişiyi çıkardıgınızda reklamdan geriye kalan sey koca bir sıfır ise... Nacizane...
recep ivedik o kim 500 milyar ister skecinden hiiic cikmayacakti. film oldu felaket, bir de turkcell reklami'nda oynamis offf daha da feci.
yuzume gulumseme dahi getiremiyor bu tipleme, bu reklamlar, cunku artik cok zorlama. hele ki bir onceki vodafone kampanyasinin guzelligini dusununce bu filmler cok ozensiz duruyor.
polka, işte ben onu da çok düşünüyorum.. neden recep ivedik'i izliyoruz, bi de kim izliyor.. daha da önemlisi, bu 4 milyon küsur kişinin kaçı recep'i böyle olur olmaz her yerde görmek isteyecek kadar arzu ve sevgiyle izliyor.. sırf "aman ne tantana koptu yahu bu filmde" diyerek meraktan izleyen bi dünya insan tanıyorum, ki bir çoğu da bırakın recep ivedik'i sevmeyi, hayatlarında bu adamı andıran bir kişiyle aynı mekanda bulunmak dahi istemeyecek insanlar.. ha elbette ivedik çok abartılı bir karikatür, ve elbette snob olmak güzel bişi değil, ama gerçekten karakterin bir ikon olması için sarf edilen çaba ve parayı üzüntüyle karşılıyorum, muazzam bir çirkinliğin yüceltilmesi bu.. ve turkcell'in gülse birsel-haluk bilginer'den şahan gökbakar'a geçiş sürecini kendi adıma esefle izliyorum.. şahsen tavuktan da çok hazzetmemiştim zaten..
Not: Recep İvedik'e değil antipatim adamın kendisine.
Çok Sayın Tavuğu ve Sayın Recep ivedik karakterini kucak kucağa oturtup, o Recep İvedik filmine gidipte çok güldük diyen arkadaşları...(bakın gidenleri demiyorum çünkü meraktan çok insan gitti)..hepsini bir mekiğe koyup, atmosferin dışına göndermek istiyorum
ama turkcell in mesaj bombardımanı altında ezilmesi, vaatlerini karıştırması, atış alanını hunharca tüketmesi bana biraz üzücü geliyor. aslında içten içe de seviniyorum, o ayrı.
recep bu reklamdan sonra, turkcell kullanan insanlar receptir, kırodur tanımlaması yaptırdı bana! 2001 den beri aria numara kullanıcısı olarak, turkcell in bu kadar aşağıya inmesi ara gülerin bile içini sızlatmıştır bence... "ben bu kurumun imajını mı oluşturmuşum" diye.
komik ünlü kullanmak telekomunikasyon sektörüne mi hastır? cem yılmaz, yılmaz erdoğan, engin günaydın, furkan kızılay (kendisi bir komedi dizisinde yer bulmuştu).. şahan gökbakar da böyle bir tiple girmiş oldu.
şahan ın garati deki durumu daha kontrollüyken, turkcell de; markayla birlikte karakter eşleştirmesi gibi olmuş. yazık olmuş. artık hep recep olarak anılacak bir turkcell var!
ciddi bi bütçeyle kontrole alınmayacak bir şey de değil tabi.
bir de son bi not; psikolog kesiminden bi tepki neyim yok mu ya?
recep ivedik'in filmini izlemedim, izler miyim bilmiyorum da..
bir skeç karakterinin "ucuz" bir filmde kullanılması ve bu tür filmlerden hoşlanmıyor oluşum asıl sebep izlemeyişimde..
ancak recep ivedik ya da şahan'ın başka "komik" karakterlerinin turkcell'in reklamlarında oynamasıyla, turkcell recep ivedik izleyen kesime hitap etmeyi tercih etti, biz de klası yüksek kişiler olarak yine turkcell kullanalım ama bu reklamı protesto edelim düşüncesini garipsedim.. şahan'ın yaratmış olduğu bir karakterin yaptığı bir espiriye gülebiliyor olmam neden beni avamlaştırsın.. imtina ediyorum ki, filmden bahsetmiyorum, daha farklı açılımları var çünkü bence film konusunun ve izlememe yönünde taraf olmanın...
konu reklam olunca biraz daha başka türlü bakmak lazım gibi geldi..
Bi de "Tavuklar Firarda" filminden fırlamış o tavuk Turkcel'in yeni baz istasyonu tasarımı mı?
öte yandan şahan'da recep ivedik'ten de öte bir problem olduğunu fark ettim cumartesi günü.. tv8deki program tekrarlarından birini yakaladık kardeşimle, hani şu sabah programlarıyla dalga geçen, fonda omen çalan ceviz kabuğu parodisi olan seriden bir bölüm.. her bir skeç komik başlıyor, 2 dakika kadar komedisini sürdürüyor ve orada bitse süper olacak.. ama hayır şahan tekrara doymuyor, bir parodi 5 dakikadan uzun sürüyor, kendini tekrar ediyor, ediyor, ediyor, iç bayıyor, direkt zap.. recep ivedik de, belki 2 dakikalık bir parodi olarak güleceğimiz birşey olabilecekken 2 saatlik film olunca bir kabusa dönüştü ve kabus bitmek bilmiyor..
açıkçası turkcell'in tavuğu için recep ivedik'in reklamda verdiği tepki çok yerinde gelmişti..
nedir bu kardeşim binanın tepesinde,androidden bozma tavuk maketi.. tavuğu reklam filmlerinde bile sempatik bulamamışken, heyhüla gibi orda dikiliyo,düşse falan mazallah... ışıklı aydınlatmalar falan bir batman havası hissettirmiş, acaba nedir demiştim.. bişi de değilmiş aslında..
tavukla hesaplaşma var gibi di mi Pho? Burada yazdıklarına pek katıldım.
Ünlü kullanımının yaklaşık 10 yıldır aynen bu şekilde olduğunu yeni mi farkediyorsunuz ayrıca? Ali Taran 2001'de bir eğitimde karşımda söylemişti: Cem Yılmaz'ı Telsim reklamında oynatmamın birinci sebebi: "Turkcell anlaşmak istiyordu, onlar kapmasınlar diye biz anlaştık". Şu "tamamen duygusal" replikli reklamı yeni çekiyordu o zaman. Keza Fatih Terim'li Telsim reklamı da o dönemde Aria ile lansman yapacak olan Telecom Italia Mobile'nin reklamında kullanması en muhtemel karakteri onun elinden almak için yapılmış bir stratejik hamleymiş (Terim o zaman Fiorentino ya da Milan'ı çalıştırıyordu).
Şu anda Recep İvedik kadar popüler başka bir komik karakter olmadığına göre Turkcell'in bu karakteri kullanması tam olarak hangi noktada yanlış geliyor tekrar izah etmeyi deneyin. Kıroymuş, cahilmiş geyiklerine girmeden ama lütfen. Recep İvedik'in bir parodi olduğunu anlatmak zorunda kalmayalım.
halkın kimseye öykünmediği önermesine de katılmıyorum, öğrencilerim hatta -maalesef- akademisyen arkadaşlar burhan altıntop taklitleri yapıyorlar, bacak kadar çocuklar recep ivedik cümleleriyle konuşuyorlar sokakta.. gayet de normall: "iğrenç bir adam sinemada bunu yapıyor ve herkes ona gülüyor, sempati duyuyor.. demek ki ben yaparsam, tipim de ondan daha düzgün olduğuna göre bana haydi haydi gülerler" diye düşünüyor çocuk.. zaten işin içinde bir modelleme hedefi olmasa reklamlarda neden ünlü kullanılsın? (en azından motivasyonla ilgili benim okuduklarım bunu söylüyor)
tabi bunlar sadece benim düşünce ve hislerim, alanda daha fazla okumuş-yazmış-çalışmış olanlar da var anti-recep cephesinde, belki onlar daha farklı şeyler söyleyeceklerdir..
Siz ne diyorsunuz kuzum Allah askina.
Settar"a katiliyorum. Ve ayrica bu kisiler kisa film cekmiyorlar ki. Herhangi bir festivale de katilmayacaklar. Hedef kitle de enteller veya en ust seviye degil. Yani sizin hayal ettiginiz kitle Turkiye'de o kadar buyuk bir kitle degil. Saygideger Turk halkimiz da bunu seviyor ve saygi duymamiz gerekiyor. E o zaman reklamin neresi yanlis? Recep Ivedik konusturuyor mu? Konusturuyor. Para kazaniyor mu? Kazaniyor? Akilda kaliyor mu? Kaliyor. O zaman bu kisiler amaclarina ulasmis mi? Bence ulasmis. Bunu burada bu kadar tartismamiz bile amaclarina ulastiklarini gosterir. Ama ideal muhasir medeniyetler seviyesine ulasmis bir Turkiye ister miyiz? Tabii ki isteriz.
Ama elde bulunanlar belliyken kimse daha fazlasini beklemesin derim. Milletimizle barisik olalim yine de :)
Ayirca bir de dunyayi kasip kavuran bir Borat vardi. Ben asil onu hic anlamamistim. Muhasir medeniyet dedigimiz medeniyetler de ona bayilmisti. Bence recep Ivedik bize Borat'tan daha yakin. Ama tabii bana sorarsaniz ikisi de "gereksiz'.
şimdi içinizden bana "lanet olsun! pis popülizm yalakası!" diyenler çıkacaktır muhakkak:) ama reklamla alakalı olmayan, tekniğinden tuknuğundan anlamayan biri olarak şunu demek isterim ki; şu reklamda yani ne bileyim Genco Erkal oynasaydı da deseydi ki "Turkcell'in bu tarifesi gerçekten de üstün." o zaman sorunumuz düzelecek miydi?
dahası turkcell seçkin gsm operatörü olarak 'ııyk' diyen o 1 milyon kişi için en az 4 uluslarası saygın kurumdan ödülü olan bir aktris/aktör mü kullansaydı diğer 3 milyonu boşverip? yoksa şahan'a verdiği parayı bize mi verseydi, biz tok sesimizle, karizmamızla, yüksek kültürümüzle Turkcell'e o kalan 3 milyonu bilgili görgülü kazandırsaydık:)
son olarak tüm dünyada izlenme rekorları kıran bir dizinin yıldızı olarak Josh Holloway(Sawyer) ile çalışan Magnum gibi Türkiye'nin en çok izlenen filminin yaratıcısı ve başrol oyuncusu ile çalışmayıp da benimle mi çalışsaydı?
ayrıca; popüler kültürü seviyorum, malzemesini ekranda görünce ilgileniyorum.
ps: Şaka şaka, haftada iki kez operaya gidip, sevdiğim sanatçıların ilk basım plaklarını toplamaya çalışıyorum. Kemal Sunal'ı tanımıyorum:)
ps2(acı gerçek): Turkcell murkcell tüm bu kurumların amacı para kazanmak; bizi bedavaya konuşturmak, konuştururken düşündürmek, düşündürürken yüceltmek değil. dolayısıyla en uzun süre en fazla parayı nasıl kazanırız diyorlar, ona göre hareket ediyorlar başka da bir naneleri yok.
Engin Ardıç'ın dediği gibi:
"...Cem'in oynadığı tip, mükemmel bir lumpen tipiydi.
Halkımızın önemli bir kısmı Recep İvedik'te kendini buldu ve onu çok sevdi ya, o köylüsü, bu kasabalısı.
O maganda, bu zonta.
Halkımız Kemal Sunal'ın oynadığı "çarıklı kurmay" tiplerinde nasıl kendini bulduysa, Halıcı Arif'e de bayıldı.
Keloğlan'ı da bunun için sever, Rüştü Asyalı berikiler kadar başarılı olmasa da...
Lütfen Gora'yı bir de bu gözle seyrediniz, sonra dönüp bir de Ferhan Şensoy'un "Pardon" filmini izleyiniz. Şaşacaksınız, belki sanatçılar da şimdi bana kızacaklar ama, bu iki film "birbirini bütünleyen" iki filmdir, bir paranın iki yüzü gibi.
İkisi de "Türk lumpenini" anlatır. Lumpenin iki türünü.
Birincisi yırtık, anasının gözü, üçkâğıtçı, çıkarcı ama "temelde" de iyi kalpli, asla yılmayan, hani şu gecekondu dikip apartmana çeviren, Almanya'ya çarıkla gidip patron olan tip... Gerektiğinde saldırgan, gerektiğinde korkak... Başka bir gezegende bile kendini ezdirmeyen (İstanbul da onlar için başka ve yabancı bir gezegen değil midir?), altta kalmayan, "bir şekilde yolunu bulan" bir uyanık... İkincisi azıcık çemiş, beceriksiz, "hafiften" solcu ama kabız, hiçbir baltaya sap olamayan, hep okkanın altına giden bir zavallı... Asla korkmuyor ama hep kazıklanıyor...
İkisi de abazan ama Arif sonunda "kızları götürüyor", İbrahim hep kalakalıyor.
Biri fazla çakal, öteki fazla saf.
İkisi de kasaba çocuğu, ikisi de cahil ama biri tacir, öteki mesleksiz. Birincisi "Tarzanca" da olsa İngilizce öğrenmiş, üstelik Acun Ilıcalı'dan daha iyi konuşuyor! İkincisi dünyaya kapalı, "12 Eylül öncesinde" kalmış.
Birincisi bir "winner", ikincisi bir "loser" ...
Merakla ve keyifle bekliyoruz, bakalım Arog'da Arif hangi sevimli rezillikleri yapacak? Keşke Ferhan da şu İbrahim'i geliştirse..."
çocuklar "keşke ben bu hayatın içinde bir recep ivedik olsam." demiyorlar işte, gülünç olmak için o şekilde konuşuyorlar. yoksa hiçbiri gerçekten öyle olmak istemez. o çocuklar becerebilseler sean connery gibi de konuşmak isterler -hatta ben de the godfather'daki marlon brando gibi konuşmak isterdim zaman zaman:D- ama işte maalesef

neyse zaten "arif"le, "recep"i karşılaştırmıyorum.. genel anlamda cem yılmaz'daki şeytan tüyüne, ve yaptığı her işi çok iyi yapıyor olmasına istinaden söyledim, evet üzgünüm ama o yapınca batmıyor, bunu irrasyonel bulabilirsin yeterince kafa yorsam bu hissiyatı makul açıklayacak bişi bulabilirim ama ona da vaktim yok.. nitekim cem yılmaz naaparsa yapsın, neyi canlandırırsa canlandırsın cem yılmaz, ama şahan kendisini recep'e indirgemiş durumda.. ve şu kadarını diyeyim sadece: can yücel "göte göt" derse bu beni rahatsız etmez, ama sen dersen eder.. murathan mungan derse de eder.. şaban da küfrediyor recep de.. ama şaban ne kadar naifse, recep de o kadar banal ve kaba..

eleştiri yine turkcell'in yaptığı bir reklamdaki karakterden geliyor..
evet tavukla bir hesaplaşma,bir kendini yerme, dolayısıyla kendine güven de var bence..
kendi kullandığı bir karakterle-tavuk- yine kendi kullandığı karakter-recep- dalga geçiyor.. (bkz.settar'ın 11 yorum önceki yorumu):)
reklam yapıcıların, recep'in farklı kesimlerdeki imajı ve izlenimini tamamen göz ardı ettiklerini değil, bilakis bunu pozitif olarak kullandıklarını da düşünüyorum..
neyse işte..
http://www.haberturk.com/haber.asp?id=84486&cat=140&dt=2008/07/08
Recep İvedik'e komik değil demek de bereyi yan takıp pipo içmekle aynı şey gibi olmaya başladı bu arada. Siz enteller ne anlarsınız komikten.
Kemal Sunal en azından sinema yapıyordu.
kemal sunal bir nevi charlie chaplin.. şahan'sa bir tür sasha baron'dan başka bişi değil hakikaten..
bu arada saati 150 YTL psikolog-psikiyatrist kelepirmiş.. hemen gidin bence bulursanız.. bu sıralar ünlü psikiyatristlerin vizite ücretleri (saat demiyorum çünkü bir vizit 15 dk da sürebilir) 500-750 YTL civarında...
bu arada sinemada osurarak şişe devirmeye gülmemem beni elitist ya da entel yapmaz ama bu osuruktan filme gülen 4 milyon insanın etrafımda yaşıyor olması da hayatımda bir ivedik tipinden daha tiksinç bir gerçek.
Recep İvedik filmi Türk Sineması ve Türk Sinemaseverin gerçeğidir. Hepimiz osuruyoruz ama bunu kameraya çekip sinemada 4 milyon kişiye izletebilmek büyük başarı.
'bir rüyam var', günün birinde üstün bir yönetmenin komedi 'opus magnum'unu izleyip, katıla yarıla güleceğim ve komedinin -o en güzel tariflerin eksik kalan kısmı gibi- sırrına vakıf olacağım.
ps: opus magnum falan yazdım, belki ilgi çekici olur, 'vay be ne çok şey biliyomuş' derler diye :P
bu filmi izleyip gülen çok zeki ve espiri yeteneği fazlasıyla gelişkin tanıdığım insanlar var.. ki ben de gülebilirim izlediğimde, siz de..gülmekte garip olan nedir.. illa çok zekice espiriye mi güleriz.. evet boktan espirilere ıyyyk da yaparız, ama gerçekten gülünebilecek kısımları da olabilir filmin.. filmi izleyeni aşağılamak falan yanlış geliyor.. arkadaş arasında ben de yapıyorum, eyvallah.. ama bu gibi yerlerde hoş durmuyor..
filmi değil, izleyeni eleştirmek.. izleyen "profili" üzerinden film eleştirisi yapmak ne derece doğru..
bu filmin izleyici çekmesi asıl rahatsızlık veren diye düşünüyorum, film bile değil kardeşim adam parayı topladı götürdü diye düşündüğümüzden.. tamamdır, anlaşılmıştır, daha evvelinde konuşulmuştur da..
şu sıralar filmi izleyen/izlemeyen kişilerin dilinde reklam replikleri dolanır durumda.. laylaylom, sabun köpüğü,falan filan..ama hayatın içinde..
bu çalışmaların, reklam kriterleri içinde başarılı olup olmadığını bilemeyiz belki.. turkcell'e olumlu geri dönüşü olmuş mudur vs.. ama,
recep ivedik'in turkcell reklamları bence güzeldir.. ilgi çekicidir.. akılda kalıcıdır..
cem yılmaz'ın "doktor bu ne"li doritos reklamları gibi.. ve yine belki onun gibi aslında satışlarda artış, firmaya olumlu geri dönüşü sağlamamıştır.. sadece akılda kalıyordur..
ve osuruğa gülenin osuruk kadar aklı yoktur-o.b- her ne kadar bir üst perdeden bir tespit gibi görünse de.. osuruğa da gülebilir insan.. altı üstü insan ya, nedir ki..
:)
ha tamam, adam dümdüz gitmedi ama ne bileyim; sanki ben desem "sapık" tepkisi alacakmışım gibi bir his var içimde.
ayrıca bu reklam..:)
bu arada ben; çağrı merkezi operatörleriyle çağrı merkezi operatörü gibi konuşuyorum, bazen operatörler bana seslerini yükseltecek oluyorlar :))
aksini düşünüyorum. Turkcell çağrı merkezindeki kişi o an kendi kişiliğinde ya da özelinde olmadığı için "bebişim" denilmesi onu yüceltir diye düşünüyorum. demek ki reklam işe yaramış diye.
sizi tüm müşteri temsilcilerine "bebişim" diye hitap etmeye çağırıyorum. :)
ben açıkçası neden böyle(!) olacağını düşünmediler eleştirilerine hiç katılmıyorum, zira onlarca insanın emek verdiği milyonlarca doların harcandığı bir işte düşünülmedik noktalar şurada kendi halimizde düşünemediğimiz noktalardan daha azdır..
ben de bigu'yu bundan sonra bilalbal'a bebişim diye hitap etmeye çağırıyorum, madem yüceltici bir ifade..
ve bunun düşünülmemiş olmasından ziyade düşünülmüş olse bile pek umursanmamış olması yönündeki hissiyatım da ağır basıyor.. etki ölçme anlamında tercih bile edilmiş olabilir: "bakalım şimdi kaç kişi turkcell'i bu hitapları kullanarak arayacak?"
vah ki ne vah bir süre recep klonlarıyla cebelleşmek zorunda kalacak olan turkcell call center çalışanlarına.. çünkü iş sadece "bebiş"te kalsa iyi ama bi de bunun psikyatra çemkirme tonlaması var.. erkek çalışanların payına da o düşecek herhalde:)
bir recep klonu olarak sahiden de gülüp geçtim yazdıklarınıza, çok da ciddiye almayarak ironi duygusu ile yazdıgınıza inanıyorum.
çağrı merkezi'ndekilere "kadın" denilmesi benden değil reklamdan çıkmıştır, tekrar izlenmesi dileği ile.. ki o yüzden de tırnak içine alınmıştır.
öte yandan çağrı merkezi de turkcell'in bir parçası olduğu için eminim ki ordaki çalışanlara "bebişim" denilmesi ısrar ediyorum onları mutlu eder, evet efendim yüceltir.
recep klonu: bebişim benim faturaya bi bakıver hadi hayatım?
çağrı merkezindeki "kadın": pardon siz bana ne dediniz? ne bebişi beyefendi bana sadece sevgilim bebişim diyebilir!!!
recep klonu: yuhh be bebişim sen kendi çektiğiniz reklamdan bihaber misin?
bu tarz bi diyalogu bence Turkcell ve alamet düşünmüştür ve bu diyalogların yaşanmasını garipsemezler, aksine recep klonlarının da kendileri ile iletişime geçmekte olduklarına sevinirler!
çağrı merkezlerinde bu ve benzer ifadelerle seslenilen insanlar elbette "siz bana ne dediniz" demezler, en azından sesli olarak.. içlerinden neler geçirdiklerini tahmin edebiliyorum, bir kısmını dinlemişliğim var.. sandığınız kadar "yüce" hissetmiyorlar kendilerini, reklamdaki gibi mütebessim filan da olmuyorlar..
ve zaten benim açımdan tartışmanın başına geri döndük son tahlilde.. turkcell'in recep klonlarını hedeflediği son derece aşikar da benim zaten üzüldüğüm nokta buydu.. yeni reklamda da görüyoruz, pijamasıyla sokakta bas bas bağıran bir adam, ona "nooluyor yahu" diyeceğine "abii sen kampanyaya bak" diyen bi güvenlikçi.. şimdi "bu tavuğun velisi kim" cümlesinin komedisi yetiyor mu bu reklamı kurtarmaya.. hele o sondaki sündürülmüş pitbul muhabetti.. ayh! (evet takık durumdayım ivedik'e, ha bir de burhan altıntop karakteri beni bu kadar rahatsız ediyor.. allahtan teb bonus reklamları haber olmadı burda, yoksa ben gene tutamayacaktım kendimi
)öte yandan mezzoalto, işe bir de turkcell'in tarafından bakmak lazım, daha önce de yazdığım gibi, turkcell genel üzerinde antipati yaratmadan son zamanların en popüler figürlerinden birini kullanmış reklamında. 70'ten fazla yorum yapılmış bu habere. Ben son reklamı izledim, aklımda kalan 5 dk.ya 1 kontör oldu. ayrıca takdir edersin sanırım, her şey normal gelişse reklamların %90'ı absürd olur heralde:)) ayrıca recep ivedik'in esprisi bu, olması hemen hemen imkansız bir karakterin başına gelen olması hemen hemen imkansız olaylar:) ama senin tarafından da bakınca tabi son derece antipatik bir karakter her yerde gözünün içine içine sokuluyor tabi ben de istemezdim, tepki gösterirdim:)
reklam sanat mıdır?
reklamda herşey araç edilebilir mi amaç için? yeri geldiğinde ahlak / etik değerler, yeri geldiğinde milliyetçilik, yeri geldiğinde de recep ivedik araç edilebilir mi?
bence tanımlarımızı dökelim ortaya, "reklam nedir / ne için yapılır? neler araç edilir? amaç nedir?" gibi tanımlarda buluşursak devamında da tartışmayız diye düşünüyorum. aynı kaynaktan konuşalım.
ya da reklam "kuralsızdır" ???
Zamanında Bilinçli Aptallıktan Yaratıcılığa Doğru başlıklı bir yazı yazmıştım. Konuyla ilgili olduğunu düşünüyorum. Dökelim ortaya...
bilalbal.. reklamcı değil tüketiciyim.. ama yine de her mesleğin bir "etiği" olması gerektiğine inanırım, bigu'da içerik ve söylemine takıldığım tek reklam da bu değil zaten.. benim duruşum o anlamda belki reklam kuramı anlamında yanlıştır ama kendi içinde tutarlıdır.. ve ben kuralsızlığa inanmam, hayatın hiçbir boyutunda.. reklam bu anlayıştan muaf bir dal olamaz bana göre.. yani bana göre reklamın iyisi kötüsü olur ve bunu belirleyen tek kriter reklamın temel hedefi olan o ürünü daha satılır/arzulanır/hatırlanır kılma olamaz.. bu işin bencesi..
reklamı tek başına alırsanız "benim sanatsal tercihim bu yönde oldu" demenizden farksız olur, ve saygı duyarız. ama reklamı pazarlamanın bir alt fonksiyonu olarak ele alırsanız, yani fotoğrafın bütününe bakarsanız hatta yer aldığı çerçeveyi de değerlendirirseniz olayın değiştiğini göreceğiz. bir tanım der ki; "Pazarlama bütünleşik ilişkilere dayalı dinamik süreçleri yönetme yönlendirme ve bundan katma değer yaratma sanatıdır." eğer dinamik süreçte yönledirmeyi farklı yaparsanız yönetsel problemlerle karşılaşırsınız. recep ivedik in yolladığı sinyalle, 150 liraya pahalı psikolog algısına sahip insanların aynı noktada örtüşmesi turkcell in de kendini orada da bulundurma isteğinden kaynaklanmaktadır. ama turkcell hali hazırda volvo otomobiliyle etilerdeki evine giden mert bey in, mini siyle cumartesi akşamı reina ya giden selin in bırakın telefonunda kalbindeki yerine sahiptir. sen recep le iletişim kur, ama bunu selin in karizmasını da çizdirmeden yap lütfen. (bazı selin ler recep e aşık o ayrı mesele tabi :) bir dönem 0542 amele hattı derdik. kırkh diye dalga geçerdik. arkasından imparator olsun, cem yılmaz olsun, aldılar o operatörü göğe taşıdılar. telsim uzunca bir dönem abone başı getiride en tepede yer aldı. bunları bu şekilde ele almak lazım. turkcell in harcadığı markalar tamamıyle turkcell in yaşattığı mesaj bombardımanı altında hem pazarını hem de tüketicilerini riske atmasından harcanmıştır. vs. vs. bebişimö.
İşte size yepyeni bir bebişik vaka.
"RECEP İVEDİK’TEN MEMNUNUZ
Turkcell’in reklam filminde oynayan Recep İvedik karakterinin kamuoyunda tartışmalara yol açtığı yönündeki bir soruya karşılık Ciliv, “Turkcell’in 35 milyonunu üzerinde müşterisi var. Dolayısıyla bu geniş kitle içinde beğenen de beğenmeyen de olacaktır. Biz birçok ünlü isimle çalıştık. Her bir isim ayrı bir değeri temsil ediyor. Herkes hem fikir olmayabilir ama biz 5 milyon gişe yapan bir filmin karakteri Recep İvedik fikrini denemek istedik. Yaratıcılığı da bir anlamda ödüllendirmek istedik. Biz Recep İvedik karakterinden memnunuz. Doğru ve temiz kalpli bir karakteri temsil ediyor. Bizim felsefemiz Mevlana’nın herkesi kucaklayan ’Gel, Kim Olursan Gel’ kaynaştırıcı ve birleştirici felsefesi" değerlendirmesini yaptı."
demiş
Format C: [ENTER]
Sn Ciliv bu demeci ile Marka'nın bugünkü konuma gelmesi için bugüne kadar saçını ağırtmış , gecesini gündüzüne katmış ne kadar insan ve harcanan ne kadar emek var ise hepsinin üstüne
maktan bir sakınca duymuyoruz demiş.Kendisini tebrik ediyorum.
Şahan ve tavuk ikilisini ise Hancock filminde hapishane sahnesindeki performansını tekrarlaması umudu ile Will Smith'e havale etmek istiyorum.
Konu ile ilgili son yorumumdur.
ps : Yaratımını sıvamaya mevlanayı da alet etmiş ya daha ne diyim.
diğer bir mevlanacı da vakıfbank; hepimizin bankasıymış...
yeni trend bu heralde; ortaya karışık yapıyoruz sonra herkesi davet ediyoruz, bi gidin ya...
bi gidin ya x 2
nereye gidelim onu da deyiverin bari...
Öncelikle şunu hatırlatayım: Cell-O (Raga Oktay), Cell-man (Haluk Bilginer), Cell-ma (Gülse Birsel) ve nihayet Cell-o Can çocukların anlattığı kurumsal imaj mesajları serisi (yeni ürün / yeni hizmet haberi duyuruları) ile karıştırılmaması gereken bir reklamla karşı karşıyayız:
Bu kampanya, "anında satış artırma amaçlı" kampanya duyurusu / promosyon / indirim duyurusu kategorisine giren bir iş...
Yani mesela Cell-o Can çocuğunun sarı boynuzu ile tavuğun boynuzunun ya da Recep'in sakalının tüketicide aynı etkiyi yapması gibi bir beklenti hiç kimsede yok zaten:
Gündelik hayatımızın farklı düzlemlerine yönelik farklı mesajlar veren farklı "hikaye anlatıcıları" onlar...
Turkcell'in 15 yıllık marka algısını sadece Recep referansıyla eleştirmek başka bir şey, satış artırma amaçlı dönemsel bir kampanyanın / reklamın mesajını "duygusal" ve "rasyonel" diye ikiye bölerek incelemek başka bir şey...
Ayrıca, henüz kimse değinmemiş ama, Türkiye dahil birçok ülkede bir TV reklamının "performansının ölçülmesi" söz konusu olduğunda, pazar araştırması yapan firmalarca kullanılan temel kriterler şunlar:
1) Markalı hatırlanırlık (branded memorability)
2) Stratejiye uygun iletişim
3) Tüketiciden gelecek rasyonel ve duygusal tepki seviyeleri
Bu üç kriterin alt açılımları şöyledir böyledir, "farkındalık endeksi" (awareness index) vs. diyerek, daha fazla sözü uzatmak istemiyorum, ama genel olarak bir "reklamın performansının ölçülmesi" mekanizması hakkında şurada uzun uzun anlatılanlar, bir reklamveren için esas olan kriterlerdir diyebilirim...
Buralarda çok yazdım. Bir kez daha tekrar edeyim.
Reklamın hedefi ne ise, başarı ölçüsü de ona göredir.
Kendi beğenisini "herkes müşteridir, ben de müşteriyim" diyerek öne çıkarmamak gerektiğini bilmek / öğrenmek pazarlama profesyoneli olmak için bir ön koşuldur.
Rakipleri de buna "mafya kabadayısı" kılığına girmiş Şevket Çoruh vasıtasıyla, "hafta içi 50 kontör konuşana haftasonu bedava" diye cevap veriyor... Yani her şey olması gerektiği gibi yaşanıyor, ortada elitist ya da feminist ya da başka türlü bir alınganlık göstermeyi gerektiren bir durum yok... :) Sana satmaya çalıştıkları şeyi satın alırsın ya da almazsın, bu kadar basit, kendini satıcının yerine koymaya zahmet etmeksizin sadece oturduğun yerden satıcıya akıl vermezsin...
Şahan'ın magandalığını ya da Şevket Çoruh'un mafya rolünü her şeye rağmen fazla "kaba saba" bulanlar, isterlerse 180 derece ters yönde davranarak, mesela Halit Kıvanç'ı "5 dakika 1 kontör" diye bağırtmayı da deneyebilirler, ama ne kadar başarılı olurlar, pek emin değilim... :)
Nedense, birden aklıma geldi, eski Yeşilçam filmlerinde "kötü adam" rolünü oynayan Erol Taş, gerçek hayatta yolda yürürken tanımadığı insanların sürekli olarak kendisine hakaret etmesinden şikayet ederdi...

TurkCell pazarlama ve reklam bütçesi en büyük şirketlerden birisi.
Bu şirket bu kaynağı Magandalığı , saygısızlığı , terbiyesizliği , haddini ve kendini bilmezliği meşrulaştırmak için harcıyor ise bu çok vahim bir durumdur.
Ve bunu düzeltmek için ister milyon dolarlar harcayın ister senelerinizi başarılı olamazsınız.
Topluma siz ne arz ederseniz toplum onu alır , sindirir ve benimser.
Bir bahar akşamı rastladım size, 'lerden
Murat koyim de tur at 'lara geldiysek ve bu kadar büyük bir bütçe bunun için harcanıyorsa bunun üzerine söylenecek bir şey kalmamış demektir.
Cell-O larla Cell-O Can'larla çocuk kitlenin ilgisini %100 çekmişken ve tüm çocuklar yeni verilecek mesajı beklerken sen Mesaj olarak BU' nu koyuyorsan ortaya yazıklar olsun.
Pazarlama profesyoneli olmakta sadece hedef ve sonuç hesabı yaparak nolursa olsun herhangi bir fikir skora ulaştı diye buna başarı demek değil. Bu futbol :)
sadece tek birşey öğrenmek istiyorum...gerçekten cevabını bilmiyorum çünkü...
ankarada bir uyanık girişimci "recep ivedik" ismini tescil ettirmiş şahan'dan önce...mesela turkcell, "recep'in tavuğu" yerine "recep ivedik'in tavuğu" ibaresini kullansaydı,bu uyanık,isim üzerinde hak iddia edebilir miydi turkcell'e karşı?
(nüfus kağıdında "recep ivedik" yazsa hak iddia edemiyorsun ama ismi tescil ettirdiğin zaman sanırım böyle bir hakka sahip oluyorsun?böyle midir acaba?)
"Ankara’da bir kişi Şahan Gökbakar’ın yarattığı ‘Recep İvedik’ tiplemesinin pantentini aldı, ortaklık karıştı.
Şahan Gökbakar’ın yarattığı ve sinemaya aktardığı ‘Recep İvedik’ karakterinin adı marka oldu.
Turkcell reklamlarında da kullanılan bu ismi marka yapan ise Gökbakar değil, Ankaralı bir girişimci.
Keçiören’de yaşayan uyanık girişimci Türk Patent Enstitüsü’ne başvurarak ‘Recep İvedik’ markasını tescil ettirdi.
Yarattığı karakterin isim hakkını kaptırdığını öğrenen Gökbakar da konuyu araştıracağını ve daha sonra da avukatının tavsiyesi doğrultusunda bir yol izleyeceğini söyledi."
güncel.net'ten alıntıdır
İyice çığrından çıktı bu iş.
antinkuntin :
Ankaralı uyanık bir hanım "Recep İvedik" kelimesini "Marka" olarak tescil ettirmek için başvurmuş.
Bu çok doğal , dilersen sen de istersen gidip "Tayyip" markasını tescil ettirip bu marka ile klozet fırçası ya da lağım borusu üretebilirsin.
Bu tescil işlemi senden başka bir firmanın aynı markayı kullanarak klozet fırçası ya da lağım borusu üretmesini engeller.
Ama bir başkası gidip "Tayyip" ismini 5 yıldızlı oteli için tescil ettirebilir ya da "Tayyip" markası ile gemicik üretebilir. Bu durumda sen çıkıp da bu benim markam diyemezsin.
Türk patent Enstitüsü başvuru için sadece "şekli" inceleme yapar , yani başvuru formunu doğru doldurup doldurmadığına bakar.
Bunun ardından başvuruyu askıya çıkartır bir itirazı olan var mı yok mu diye. (6 hafta olmalı) Bu süre sonunda itiraz yok ise de tescil belgesini verir.
En son haberlere göre de Şahan bu itirazını yapmış.
Şimdi buradaki asıl soru şu ? Bu Ankaralı kadın bu ismi ne markası olarak tescil ettirdi acaba ?
Buna karşılık şahan'ın tutup her çeşit ürün için tescil ettirmesi gerekecek markasını. Bu işlem için de bir şirket kurup şirketin faliyet alanı olarak tüm o tescilde adı geçen ürünleri şirket ünvanında bulundurması lazım.
http://www.milliyet.com.tr/Ekonomi/SonDakika.aspx?aType=SonDakika&ArticleID=1009027&Date=28.10.2008&b=
gerçekçi gelmiyor bana..
can dündar'a sponsorluk için ilk onay verildiğinde filmin atatürk belgeseli olduğu biliniyor olmasıyla başlıyor inanmazlığım.. yani birincisi, böyle bir çekinceleri olsaydı en başından redderlerdi..
ikincisi turkcell gibi bir şirketin ceosu böyle bir açıklama/red cevabı verecek kadar basiretsiz olamaz..
üçüncüsü turkcell yaşadığı ülkenin sosyal, kültürel, düşünsel dağılımını bilen/takip eden bir şirket.. atatürk'ü sevenler ve sevmeyenler arasında tercih yapmamız gerek gibi basit ve stratejik olmayan bir düşünceyle hareket etmez... yani böyle bir 'art' düşünceleri varsa bile bunu kamuya duyuracak kadar 'saf' olamazlar..
reddin başka bir sebebi vardır... ve olaylar örgüsüne bakın ki, reddedilen proje 'kahramanca' sabancı holding tarafından sahiplenilmiş.. vay...
ayrıca, tv'de reklam izlememeye çaba sarf eden biri olarak sokaklarda aylar boyu kakaya bulanmış gb görünen o tavukla burun buruna gelmekten de bunaldım. (aynı şeyi şu an CIK için hissediyorum)
ve esas şaşırtıcı olan turkcell'in sponsorluğu ilkinde kabul etmiş olması..yyyy!
Roaming reklamı olarak da Turkcell kullanıcıları kabeyi tavaf ederken peşlerinde cellocan'lar olacak.
"Turkcell Hac'da bile hep yanınızda."
"...son anda olduğu için gerçekten zor durumda kaldık."
"...Müminleri karşısına almak istememiş olabilir."
Turkcell'den yalanlama geldi.

Turkcell'in resmi web sitesinden yaptığı açıklamanın özetinde "Atatürk’ün liderliğini, dehasını ve kahramanlığını dünyaya tanıtmaktan çok, Atatürk’ün özel hayatına odaklanan bir film olduğunu görünce projede yer almayı tercih etmedik" deniyor. Turkcell açıklamasının tamamını okumak için buraya tıklayınız.
Beni tatmin etmedi, zira konu Atatürk ise gerisi teferruattır.
bu kadar da iddialiyim..
b) İdeoloji her cürümü haklı kılar. Bence ideoloji ile değil, sorgulama ile bakmalıyız.
Turkcell'in gerekçesi, "müminleri darıltmamak" ise, ANA KAVRAMLARDA kesinlikle haklısınız. Bunun bedelini ödemeliler.
Ama kişiyi de ayrıntılar (söylem, uslup, kavramlar, kelimeler, beğeniler, vb...) "adam" yapar - ya da yapmaz.
Atatürk'ün karaladığı satırları (üstündeki karalamaları silerek - yani değiştirerek) kullanan Can Dündar'ı görünce, söylediği diğer konularda da kuşkuya düştüğümü söylemeliyim. Ata hakkında yalan söyleyen (en azından gerçekleri bozan) Can Dündar'ın hangi konularda doğru söylediğini ölçen bir mekanizma var mı?
“Atatürk’ün özel hayatında utanılacak çekinilecek bir şey mi varmış ki?” diyerek kolaycı yoldan Turkcell’i eleştirmek, büyük bir marifet olarak görülmemeli...
Bu filmi izledikten sonra Atatürk’e daha insani daha reel bir gözle bakmaya başlayacak olan birkaç milyon kişinin algılama biçimini bir tarafa koyalım, geri kalan 70 milyon kişinin en az 70 yıldır sahip olduğu “resmi ideolojiye uygun Atatürk efsanesi” algılama biçimini de diğer tarafa.
Tam olarak diyorum ki, mitoloji ve ideoloji ilişkisini hemen bir günde masaya yatırmak, 70 milyonun işi değildir. Bu çoğunluk uzunca bir süre daha, yerleşik mitolojileri tekrarlayarak gündelik hayatını yaşamaya devam edecektir.
Daha da önemli bir nokta var: Yerleşmiş ideolojiler ve yerleşmiş algılamalar, gündelik hayattaki davranışlarımızda “tehlikeli refleksler” biçiminde tezahür eder:
Ortalama Türk insanının zihninde, neredeyse kutsal bir “mit / mitoloji” biçiminde yer etmiş, tartışmaya ve sorgulamaya ve gerçekten “anlamaya” kapalı olan, ama sadece biat etmeye açık olan bir Kemalizm algısı var.
Atatürk hakkında alışılmadık ve beklenmedik farklı bir cümle söylemeye kalkışan herhangi birisi, anında bin bir türlü saldırı ve hakaretle karşılaşmaya hazırlıklı olmalıdır.
Hiç kimse sizin niyetinizin ne olduğunu, o cümleyle ne söylemek istediğinizi vs. anlamaya çalışmak için sabır göstermeyecektir ve anında refleks biçimde “Vay, Atatürk düşmanı!” diye suçlanmanız neredeyse kaçınılmaz olacaktır...
Gerçi bu risk Can Dündar için geçerli değil, hiç kimse onun kemalistliğinden kuşku duymuyor, duymaya da gerek yok zaten. Sahip olduğu pozitif aura sayesinde, Kemalizm ideolojisinin “yerleşik mitolojilerine” farklı bir bakış getirebilme lüksüne sahip birkaç insandan birisi.
Fakat böyle bir risk, 70 milyona hitap eden ticari bir marka için pekala geçerli olabilir.
Bir ticari marka, bugün kesinlikle 70 milyonun gündeminde olmayan, ama sadece birkaç milyon kişinin ilgi duyduğu yeni bir ideolojik tartışmada ne kadar taraf olmalıdır? Marka kimliğini, gündelik hayatımıza yönelik marka vaatlerini, zihnimizdeki ideolojik “mit”lerle tartışmalı biçimde ilişkilendirerek nereye kadar risk almalıdır, iyi düşünmekte fayda var.
Bambaşka bir platformdan, ama daha çarpıcı bir örnek vermek istiyorum:
Bir yıl önce Hafriyat Sanat Grubu’nun açtığı “Allah Korkusu” isimli sergide, Hakan Akçura'nın tasarladığı "yüzü silinmiş Atatürk" afişi, Murat Belge'ye ait olan "Kemalizm bir ibadet biçimidir" sözüyle birlikte ele alındığında, sergideki en çarpıcı ve tartışma yaratıcı iş olarak öne çıkıyordu...
Afişin yaptığı gönderme çok basitti: İslam dininde peygamberin yüzünün resmedilmesinin yasak olması, bir anlamda, onun fikirlerinin tartışmaya ve eleştiriye kapalı tutulmasının da güvencesidir. İşte, "Kemalizm bir ibadet biçimidir" sözü de tam bu noktaya oturuyor:
Farklı bakış açılarıyla fikir alışverişi yapmadan, Kemalizm de dahil hiçbir dünya görüşü kendini yenileyemez ve kaçınılmaz olarak kendini tekrarlamaya başlar: Bu ezberden okuduğumuz tekrarları (“mit”leri) iyice abarttığımız noktada da, olay artık birtakım duaların her gün tekrarlandığı bir ibadete dönüşür... Bu ideolojinin kurucusu da artık gün gelir, "hikmetinden sual olunmaz" bir peygambere dönüşür...
Şimdi merak ediyorum, acaba “Mustafa” belgeseli konusunda Turkcell’in tavrını eleştirenlerin yüzde kaçı, "Kemalizm bir ibadet biçimidir" cümlesinin altına imzasını atabilir?

pardon anlamadım, henüz izleyemediğim için bilmiyorum.. karalanmış bir satırın üstündeki karalamayı kaldırıp altında yazanı mı ortaya çıkartmış can dündar? eğer yazanı doğru olarak tespit edebilmişse bu neden yalan olsun ki?? neden gerçekleri bozmak olsun??
kemalizm bir ideolojidir ama bir ibadet biçimi değildir, murat belge'nin kişisel yorumu, veya bazılarının gerçekten kemalizmi bu çerçevede yaşamaları bu yorumu gerçek kılmaz.-veya şöyle diyeyim: her ideolojik kahraman için benzer bir cümle de kurulabilir, bu ideolojiye nasıl yaklaştığınızla alakalıdır.. farklı yorumlar, farklı söylemlerle uzun uzadıya tartışılabilir bunların tümü ama yeri burası değil.. ayrıca bir belgesel bir kişiyi yüceltebilir, yücelteceğini düşünürken tartışmalara yol açabilir, hatta gördüğüm kadarıyla söz konusu belgeseldeki gibi hiçkimseye yaranamamış da olabilir (birisi "lise 3 tarih kitabının aynısı" derken ötekisi "Ata bir diktatör gibi yansıtılmış" diyor) .. bu yaranmazlık hali benim nezdimde bu söz konusu belgesel için pozitif bir durumdur.. ayrıca bir belgeselden bahsediyoruz, film gibi paşa gönlümüze göre senaryoyla oynayabileceğimiz birşeyden değil.. bir şirket bir belgesele sponsor olmayı taahhüt ederken, hele de konu Atatürk ise, hele de içinde yaşadığımız dönem düşünülecek olursa, bir takım tartışmaların olabileceğini -ne olursa olsun olabileceğini- düşünememiş olamaz.. o nedenle mesela "daha hamasi bir belgesel olsa sponsor olacaktık" mealine gelen açıklama bana pek inandırıcı gelmiyor.. çünkü benim ve bir çok kimsenin gördüğü kadarıyla mesele içerik değil, ana tema..
ha keza Atatürk'ün "insan" yönü ilk kez bu belgeselle, geçen hafta gündeme gelmiş bir konu da değildir, içki düşkünlüğü de, kadınlarla olan ilişkileri de daha önce pek çok belgeselde dile getirilmiş, hepsi de söz konusu dönem bir nebze tartışılmış olsa da kabul edilmişti.. bugün, bundan 10-20 yıl öncesine kıyasla çok daha fazla sayıda insan Atatürkçülüğü bir mit gibi algılamadan sevip benimseyebiliyor, herkese herşeye rağmen..
Burada tartışılan şey, neticede ezber bozsun veya bozmasın Atatürkçülüğü sizin de vurguladığınız üzere son derece bilinen biri tarafından hazırlanan bir Atatürk belgeseline "inançlı vatandaşlar incinebilir" iddiasıyla son dakikada sponsor olmaktan vazgeçen bir şirketin davranışıdır.. bu şirketin sadece akp taraftarı gazetelere ilan vermesi de manidardır, aynı şirketin kimin rahatsız olabileceğini umursamaksızın "recep ivedik" gibi bir karakteri kullanmaktan çekinmeyişi de.. üstelik şu da var: TTurkcell sponsor olmayarak -daha doğrusu bu haberin duyulup yayılmasını engelleyemeyerek- olunca kaybedeceğinden çok daha fazlasını kaybetmiştiri sözünü ettiğiniz refleks çerçevesinde.. bunun duyulmayabileceğini varsaymak, apayrı bir tedbirsizliktir.. hepsinin ötesinde başka bir ticari kurumun, hatta çoook daha büyük bir ticari kurumun söz konusu kaygıları duymayarak sponsorluğu kabul etmesi Turkcell'in durumunu daha da içinden çıkılmaz hale getirmiştir.. toplumsal dinamikleri süper bir biçimde analiz etmiş gibi görünen bir şirket, sözümona "Atatürk'ün özel hayatı tartışmasından kaçayım" derken "Atatürk belgeseline sponsor olmayan şirket" tartışmasının öznesi olmuştur.. bu çok mu öngörülemez birşey yani? dimyata pirince giderken eldeki bulgurdan olmak böyle birşey sanıyorum.. buradaki ticari kaygının "70 milyonun Atatürk algısına yeni boyutlar katmaktan çekinmek"ten ziyade iktidarla veya muktedir olan ideoloji ve o ideolojiyi paylaşan çoğunluk ile arayı hoş tutmak olduğunu görmek istemiyorsanız, görmeyebilirsiniz.. bunu "adam tüccar değil mi kardeşim, istediği ideolojiye kanalize eder kendisini" de diyebilirsiniz, bunların hepsini anlarım, benim bireysel ekonomik davranışım da buna göre olacaktır zaten.. ama ideolojik reflekslere karşı hassasiyet gösterildiğine inanmayı biraz fazla iyiniyetli buluyorum, olsa öyle bir hassasiyet, iş bu raddeye gelmeden, marka imajına böylesi bir zarar verilmeden çözümlenirdi değil mi..
uğur abi, a ve b'ye kesinlikle katılıyorum..
melih_cilga düşündüklerimin sözsel karşılığı olmuş yazınız..
ve turkcell'in tavrını eleştirenlerden değilim.. ama örnek verdiğiniz çalışmayla ve sizin yazınızla beraber murat belge'nin ifadesinin altına imza atarım..
Recep İvedik Turkcell Havalimanı Reklamı 2009 YEPYENİ
Yükleyen med_ceziR. - Explore more music videos.
vodafone'un yeni kampanyasındaki gibi dediğim dedik bir selim-turkcellin kullanıcısı olmak istemiyorum artık
önceki haber

